Tahir Çalgüner Yazdı: KARMA EKONOMİ Mİ , "BÜTÜNCÜ EKONOMI" Mİ ?

Ekonomi” ile “Ekoloji” aynı kökten türeyen kavramlardır ve aralarında çarpıcı bir ilişki vardır. Ekonominin çöküşü ve dengesizlikler doğaya talanı artırmıştır diyerek; Ekonomide düzelme Ekolojik doğa tahribatını da azaltacaktır görüşünde. Ekonomik ve ekolojik krizler evimize (oikos) ve ocağımıza kadar uzandı. Ekonomide “DEVLET ”in düzenleyici ve stratejik konumu; özel sektörün gelişiminin planlanmasında da yönlendiricidir.

Tahir Çalgüner Yazdı: KARMA EKONOMİ Mİ , "BÜTÜNCÜ EKONOMI" Mİ ?

Ekonomi” ile “Ekoloji” aynı kökten türeyen kavramlardır ve aralarında çarpıcı bir ilişki vardır. Ekonominin çöküşü ve dengesizlikler doğaya talanı artırmıştır diyerek; Ekonomide düzelme Ekolojik doğa tahribatını da azaltacaktır görüşünde. Ekonomik ve ekolojik krizler evimize (oikos) ve ocağımıza kadar uzandı. Ekonomide “DEVLET ”in düzenleyici ve stratejik konumu; özel sektörün gelişiminin planlanmasında da yönlendiricidir.

Mehmet Gültekin
Mehmet Gültekin
21 Kasım 2018 Çarşamba 19:18
Tahir Çalgüner Yazdı: KARMA EKONOMİ Mİ ,  "BÜTÜNCÜ EKONOMI"  Mİ ?

Bir Ekoloji, bir ekonomi veya herhangi bir sistem; temelde üç saç ayağı üzerine kuruludur. Bu ekonomik modeller içinde söz konusudur.


a)      Üreticiler b) Tüketiciler ve c) Ayrıştırıcılar olmak üzere üç temel kategori vardır.


Bu denge içinde üreticiler ve ayrıştırıcılar aleyhine oluşan yükselme içinde yaşadığımız ekonomik krizlerin gerçek nedenidir.


Dolayısıyla, ekonomik sistemlerde oluşan bu yıkım veya gerileme de toplumsal sitemlerdeki zincirleme yıkımlar olarak biz insanlara geri dönüyor.


İnsanlığın önündeki sorun, iktisadî-toplumsal-ekolojik üçgende dengeli bir sürdürülebilirliği nasıl sağlayacağıdır. Bu soruya farklı yanıtlar veriliyor.


a) Kapitalizmin yanıtı çevrecilik. Yani önce kirlet kar et, sonra temizle kâr et! Her şey kâr için! Kimi zaman kârdan kısa erimde çevre adına vazgeçilebilir, uzun erimde kârı arttırmak adına! (yeşil pazarlama vb.)


b)    Toplumculuğun (sosyalizmin) yanıtı ise eko-toplumculuk. Yaşam kalitesi odaklı bütünsel kalkınma yerine, kapitalizme öykünülerek, gelir düzeyi yüksekliği esaslı yaşam standardı odaklı büyümeye yönelen endüstriyalist gelişmeci toplumculuk anlayışının eleştirisi üzerinden kurulan yeni bir öneri.


c)      Diğeri de; KARMA  değil  BÜTÜNCÜ EKONOMİK Model:


Atatürk’ün İzmir iktisat kongresinde ana hatlarının çizdiği model de; özel girişime yer veren kendine özgü bir karma ekonomik modeldir. Sistemde kamu teşebbüslerinin yanı sıra özel teşebbüsler de yer aldığından, ona “karma ekonomi” adı da verilmiştir. Devletin bazı kamu kuruluşlarındaki mülkiyeti geçicidir, ancak devletçilik kalıcıdır. KİT’ler gerektiğinde elden çıkarılabilir, ancak bu yolla sağlanacak kaynaklarla devletin özel girişimciliğin girmediği ya da başarılı olamadığı alanlarda yeni yatırımlara girmesi temel kuraldır. Kemalizm’de devletçilik, ekonomik kalkınmayı hızlandırıcı, ekonomik bağımsızlığı sağlamaya yönelik bir araçtır. Bu nedenle emperyalist güçler, sermayenin sözcüsü liberaller ve Marksistler bu modele, Kemalizm’e hep karşı olmuşlardır.


Devletçiliğin Batı’da bile perde arkasında uygulandığını, en azından elverişli araçlarına pazar ekonomisini kurtarmak, aksaklıklarını gidermek amacıyla başvurulduğu bilinmektedir. Türkiye’de yakın zamanda yeniden devletçiliğe dönüleceğini kuvvetle tahmin ediyorum. Bu dönem aynı zamanda AKP’nin ekonomimize verdiği korkunç zararların onarılması için uğraşıldığı bir iyileştirme dönemi olacaktır.


ÜNLÜ İKTİSATCI KEYNES ŞUNU SÖYLÜYOR;


·      “Devlet için önemli olan, üretim araçları mülkiyetine sahip olmak değildir. Eğer devlet üretim kaynaklarının büyümesine ayrılan toplam kaynak miktarını ve bunlara sahip olanların elde edeceği kazanç haddini belirleyebiliyorsa, gerekli olan her şeyi yapmış demektir.”


ATATÜRK İSE ŞUNU SÖYLÜYOR;


“Devlet iktisadi teşebbüsleri piyasa sistemi içinde “basiretli bir tüccar” gibi yer alacak ve rekabet edecektir. Özel sermaye geliştikçe devlet bu alanda düzenleyici rolüne devam edecektir.”


·      Dolayısıyla her ne şekilde olursa olsun;  sistemin sürdürülebilirliği ve sürdürülebilir bir Kalkınma için;  “3. Ayak” çok önemlidir ve bir katalizör ve yönlendirici bir görev görür. “Ayrıştırıcıları”, konumuza uygun olarak bu noktada “DEVLET” olarak da tasvir edebiliriz.  ÜRETİM EKONOMİSİ-TÜKETİM EKONOMİSİ- ilişkisini; devlet ve özel sektör arasındaki ahenkli politikalar ile dengeye oturtmalıyız.




KÜRESELCİ NEO-LİBERAL POLİTİKALAR;  HEM LİBERALİZM, HEMDE DEVLETCİ POLİTİKALAR İÇİN BİR TEHLİKEDİR.


Neo-Liberal politikalar; tüketim toplumunu esas alır.


Emperyalin gelişmekte olan ülkeler için uygulamaya soktuğu bir reçetedir. ÜRETİM EKONOMİSİ ve Üreticileri ve Devleti istemez. Dolayısıyla bir yönü ile ulusal özel sektöründe önünde bir tıkaçtır. Ulusal özel sermayeli kalkınmayı desteklemek ve özendirmek CHP’nin politikasıdır.


Devlet, hem Keynesyen model de, hem de Karma Ekonomik modelde bir şekilde vardır. Bu bizzat devletin üretimde olacağı gibi, düzenleyici olarak, piyasaya yönlendirmeye yönelik politika bazında da olabilir.


ÜRETİM EKONOMİSİ ’ne göre üretilen mal ve hizmetlerin adil erişimi ve tüketimine yönelik bir düzen böylelikle kurulmuş olur. Devlet bu süreci başta “planlama kurumu”  ile yapar stratejik hedeflerini ve olası esnekliklerini belirler. Özel sektör de bu şekilde önünü görerek güvenli bir yatırım ortamında filizlenir.



AKP’NİN EKONOMİK MODELİ; “ SARAYCILIK”


AKP ise 16 yıldır sürdürdüğü politikalar ile bir tür ümmet ekonomisi veya “kabile ekonomisi modeli” arayışına girmiştir. Kamu ihale sistemi ve keyfi özelleştirmeler, bırakın devletçi olmasını ülkedeki özel sektörü bile dışlamakta ve normal piyasa ekonomisi gereklerini yerine bile getirmekten uzaktır.


Böylelikle yaratmaya çalıştığı yandaş özel veya özelleştirilmiş bir sektörler topluluğunu saraya bağlayarak kendi devletçiliğini! (Tayyipciliğini) ve kontrolünü bir tür kılıç gibi üzerlerinde tutmak istemektir. Yani AKP’nin ekonomi-politikten anladığı araçsa ve pragmatik kaygılar olduğunu,  amaçsal toplumsal hedefleri olmadığını söyleyebiliriz.


Kendilerine bağımlı bir “özel sektör” istiyorlar.


Demokrasiyi bir araca (tramvaya) benzeten AKP,


Liberal ekonomi ve Devletçi politikalarında uzağındadır ve kendine göre bu sistemleri araç olarak kullanmaktadır.


Yukarıda bahsettiğim üçlü saç ayağında bozulan dengeleri de; sözde istihdam yaratmaya yönelik, “Beton-Asfalt” ekonomisi ile çözmeye çalışmakta ve başaramamaktadır. Durum ortadadır.


Kimliksiz ekonomik politikalarla toplum günübirlik yönetilmekte ve SARAY-cı politikalarla günübirlik yaşamaktayız.


İşsizlik, enflasyon,hayat pahalılığı vs her sorun gibi ; Ekosistemlerin bozulması, doğa yıkımları, çevre kirliliği ve talanlar ise; bu kimliksiz ekonomik politikaların ve yukarıda bahsettiğim “üçlü sac ayağı”  sürdürülebilir döngüsünün ve dengesinin, birinin diğerleri aleyhine bozulmasının entropik yansımalarından ibarettir.


MESELENİN ÖZÜ VE TEMEL OLAN DA BUDUR.


YEŞİL BİR TÜRKİYE VE YEŞİL BİR ÜRETİM EKONOMİSİ VE HAKÇA BİR TÜKETİM, CHP’NİN  “BÜTÜNCÜ EKONOMİK” DEVLET MODELİDİR.
 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.