Arzu Çerkezoğlu ile söyleşi: Asgari ücret tartışması bir fedakârlık konusu değildir!

DİSK Genel Sekreteri ve Devrimci Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ile asgari ücreti konuştuk. Çerkezoğlu özellikle son iki yıldır seçim dönemleri ile birlikte asgari ücretin siyasetin temel gündemlerinden biri haline gelmesini işçi sınıfının istikrarlı çabası ve ısrarlı mücadelesine bağlıyor

Arzu Çerkezoğlu ile söyleşi: Asgari ücret tartışması bir fedakârlık konusu değildir!

DİSK Genel Sekreteri ve Devrimci Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ile asgari ücreti konuştuk. Çerkezoğlu özellikle son iki yıldır seçim dönemleri ile birlikte asgari ücretin siyasetin temel gündemlerinden biri haline gelmesini işçi sınıfının istikrarlı çabası ve ısrarlı mücadelesine bağlıyor

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
23 Aralık 2017 Cumartesi 18:21
Arzu Çerkezoğlu ile söyleşi: Asgari ücret tartışması bir fedakârlık konusu değildir!

Genel olarak asgari ücretin mevcut belirlenme sürecini hırsızlığa kılıf uydurmak ve organize bir emek hırsızlığı olarak değerlendiren Çerkezoğlu Asgari Ücret Belirleme Komisyonu’nun da işçi sınıfını temsil etmediğine ve anti-demokratik bir yapı olduğuna dikkat çekiyor. 

Çerkezoğlu asgari ücret tartışmasının bir fedakârlık konusu olmadığını söylerken asgari ücretin, Anayasanın devlete yüklediği bir yükümlülük ve sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olduğunu hatırlatıyor.

“Kimse işçilerden fedakarlık yapmasını beklemesin. İşçiler neyi feda etsin?” diyen Çerkezoğlu asgari ücret hâlihazırda geçim ücreti değilken “Soframıza koyacağımız ekmekten fedakarlık mümkün değildir” diyor ve ekliyor: “’Asgari ücret 2300TL net’ talebimiz, asgari bir taleptir.”

Sendika.Org’un soruları ve Çerkezoğlu’nun yanıtları:

Sendika.Org: Asgari ücret son yıllarda (özellikle 7 Haziran – 1 Kasım seçimleri ile birlikte) siyasetin gündemine bundan önce hiç olmadığı kadar ağırlıklı bir şekilde girdi. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Arzu Çerkezoğlu: Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; asgari ücret yalnızca asgari ücretle çalışan 5,5 milyon işçinin değil, asgari ücretten doğrudan etkilenen 9 milyon işçinin değil, bu ülkede emeğiyle geçinen herkesin, kamu çalışanları ve emekliler de dahil olmak üzere, çalışma ve yaşam koşullarını belirleyen temel parametredir. Buradan bakıldığında asgari ücret, son derece önemli toplumsal politik bir gündemdir ve aslında devletin toplumla yaptığı en büyük toplumsal sözleşmedir. Bu konuda kuşkusuz  yıllardır verdiğimiz mücadelenin etkisi yadsınamaz. Gerek konfederasyonumuz DİSK, gerekse de asgari ücret tartışmalarının doğrudan muhatabı olan taşeron sağlık işçilerinin örgütlü olduğu sendikamız Devrimci Sağlık-İş uzun yıllar boyunca asgari ücreti temel mücadele gündemlerinden biri haline getirdi. Taşeron sağlık işçileri Çalışma Bakanlığının kapısına dayanarak Asgari Ücret Tespit Komisyonuna müdahil olmak istedi. 2014 yılı sonunda DİSK’in #AsgariÜcret1800Net kampanyası işçi sınıfında ve toplumun geniş kesimlerinde büyük yankı uyandırdı.

ISRARLI MÜCADELELER SONUCUNDA 2015 SEÇİMLERİNE ASGARİ ÜCRET TARTIŞMALARI DAMGASINI VURDU

Tüm bu istikrarlı çabaların ve ısrarlı mücadelelerin sonucunda 2015 seçimlerine asgari ücret tartışmaları damgasını vurdu. Tüm partiler iktidara gelmeleri halinde uygulanacak bir asgari ücret açıklamak durumunda kaldılar. Bu durum 2015 yılındaki kısmi reel iyileştirmeyi sağladı.

Bir kez daha görüldü ki, işçi sınıfı gündeme kendi talepleriyle, örgütlü biçimde müdahale ettiğinde ve bu müdahalenin istikrarı sağlandığında kazanımlar elde edilebiliyor.

BUGÜNE KADAR MÜCADELESİNİ VERMEDİĞİMİZ HİÇBİR ŞEYİ KAZANMADIK

İktidar muhalefetin kimi taleplerini boşa düşürecek, en azından böyle bir algı yaratacak hamleler yapıyor. İktidarın hamleleri gerçekten de sizin taşeron ve asgari ücret konusundaki taleplerinizi boşa düşürüyor mu? Ya da tersten güçlendiren bir etkiden söz edebilir miyiz?

Öncelikle şunu belirtmek gerek, asgari ücret ya da taşeron meselesi, herhangi bir işçi mücadelesi bir şekilde iktidarın gündemine giriyorsa, bu her şeyden önce verilen mücadelenin başarısıdır. Bugüne kadar mücadelesini vermediğimiz hiçbir şeyi kazanmadık, bundan sonra da böyle bir şey olmayacağı aşikar. Dolayısıyla, taşerona kadro verileceği sözleri de, asgari ücretin seçim kampanyalarında bir vaat konusu olması da öncelikle işçilerin örgütlü mücadelesinin bir sonucudur. Ancak iktidarın bize vaat ettiği şeyler, bizim taleplerimizden çok uzakta.

Taşeron işçilerinin talepleri yıllardır bellidir: Kamuda ve belediyelerde çalışan tüm taşeron işçiler ayrımsız-şartsız daimi işçi kadrosuna geçirilsin, taşeron çalıştırma tümden yasaklansın! Bu konuda, yani taşeron çalıştırmanın tümüyle haksız ve hukuksuz bir çalıştırma biçimi olduğunu kanıtlayan ve belgeleyen sayısız yargı kararımız da mevcuttur. Aklın da, hukukun da gerektirdiği zaten budur.

SINAV VE GÜVENLİK SORUŞTURMASI KENDİNDEN OLMAYANI AYIRMA KEYFİYETİNİ AKILLARA GETİRİYOR

Ancak yapılacağı söylenen düzenleme öncelikle kadroya alımda sınav ve güvenlik soruşturması şartı getiriyor; pek çok taşeron işçisi arkadaşımız hakkı olan kadroya kavuşmak bir yana işsiz kalma riskiyle karşı karşıya. Sınav ve güvenlik soruşturması açıkça, siyasi kadrolaşma ihtimalini, kendinden olmayanı ayırma keyfiyetini akıllara getiriyor. Yıllardır kamuda ve kamu adına, aynı işi aynı iş yerinde yapan işçiler, kadroya geçince mi “güvenlik” açısından incelenmesi gereken, sınava tabii tutulması gereken işçiler oluyor. En kötü, en ağır çalıştırma biçimleri altında yıllarca ter döken bu insanlar kadro hakkını kazanmıştır. Kazanılmış bir hakkı koşula bağlamak, ayrımcılığa ve istismara açık sınav-güvenlik soruşturması dayatmaları, en hafif deyimiyle “ipe un sermek”tir.

İkinci olarak, sınav ve güvenlik soruşturmasını bir şekilde geçebilenler de aynı ücretle çalışmaya devam edecek. Bugüne kadar hukuksuz bir biçimde çalıştırılan taşeron işçiler, aynı birimlerde yan yana  çalıştıkları, aynı işi yaptıkları, aynı okullardan mezun oldukları kadrolu çalışanlardan çok daha düşük ücretle ve hiçbir güvencesi olmadan çalıştırılıyor. Ayrıca bu eşitsilik ve hukuksuzluktan doğan hak kayıplarını telafi etmek için açtığımız ve bizzat çalışma bakanlığının tespitleriyle kazandığımız yüzlerce dava var, taşeron işçilerinin pek çok kazanılmış hakları var. Bunların hiçbirisi dikkate alınmayacak, hatta bu davalardan ve kazanımlardan feragat etmeleri istenecek.

Belediyeler için öngörülen düzenleme ise belediye işçilerinin umutlarını tümden boşa çıkardı. Belediye işçilerinin talebi bir başka şirketin altında değil; belediyenin kadrolu işçisi olarak çalışmaktır. Dolayısıyla başta norm kadro uygulamasının değiştirilmesi, bu konuda yetkili olarak belediye meclislerinin kılınması gerekmektedir.

Tüm bu verilerin yanına, meclisi kapatarak meseleyi KHK ile halletme dayatması gündeme geldiğinde endişelerin haklılığı ortaya çıkıyor. Aileleriyle beraber 4-5 milyon kişiyi doğrudan ilgilendiren ve çok ciddi bir toplumsal beklentinin olduğu bir konuyu, meclisteki tüm partiler kadro konusunda mutabık iken, oybirliği ile işçilere hakları teslim edilebilecekken neden KHK ile çözmek istersiniz? Bence bu açıkça konuyu işçi sınıfından, sendikalardan, meclisten ve en nihayetinden kaçırma girişimidir. Ülkeyi tek adamın keyfiyetine bırakma anlayışının bir devamıdır. Ancak bizler tek bir işçinin bile kadro hakkını, kazanılmış haklarını tek adam zihniyetinin keyfiyetine ve hukuksuzluğuna bırakmayacağız.

22 Aralık’ta 3. Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısı yapıldı. Milyonlarca asgari ücretliyi temsilen bu komisyonda kim var, ya da böyle biri var mı? Asgari ücretliler bu görüşmelerde yeterince temsil ediliyor mu sizce?

Ülkemizde asgari ücret tespit yöntemi ve süreci baştan aşağı sorunludur ve açıkça bir ortaoyununa döndüğünü yıllardır söylüyoruz. Öncelikle, asgari ücretin tespitinde uluslararası normlara uyulmuyor; yalnızca işçinin kendisinin asgari ihtiyaçları göz önünde bulunduruluyor. Oysa asgari ücret, çeşitli uluslararası sözleşmelere uygun biçimde, işçinin kendisinin ve ailesinin insanca yaşamasına yetecek şekilde belirlenmelidir. Uluslararası normlar bir yana çok ironik bir biçimde ulusal normlara da uyulmuyor. Yanlış olsa da yalnızca işçinin, ailesini hesaba katmadan, kendi geçimi için gerekli ücret dahi verilmiyor. Devletin bir kurumu olan TÜİK her sene bir işçi için gerekli besin içi ve besin dışı harcamalara ilişkin asgari tutarı komisyona sunuyor ve asgari ücret bu tutarın dahi altında belirleniyor. Böylece asgari ücret tek bir işçi için dahi geçim ücreti olmaktan çıkıyor, devlet tarafından tescillenmiş bir sefalet ücretine dönüşüyor.

ASGARİ ÜCRETİN BELİRLENİŞ SÜRECİ ORGANİZE BİR EMEK HIRSIZLIĞINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR

İkinci olarak, komisyonun oluşumu da yanlıştır. Asgari Ücret Tespit Yönetmeliğe göre işçi, işveren ve hükümet tarafları komisyonda 5’er üye ile temsil edilmektedir. İşçi tarafını en büyük işçi sendikaları konfederasyonu olduğu için TÜRK-İŞ, işverenleri de TİSK temsil etmektedir. Asgari ücret tespit komisyonu kararları çoğunlukla alınmakta ve kesin nitelik taşımaktadır. Türkiye’de devlet en büyük işverendir. Dolayısıyla kendisi de işveren olan, yüzbinlerce işçi çalıştıran hükümet ve işveren tarafı aynı doğrultuda oy kullandığında işçi tarafı azınlıkta kalmaktadır. Son 17 yılda sadece iki kez tüm tarafların mutabık kaldığı asgari ücret rakamı belirlenmiştir.

Öte yandan Tespit Komisyonu’nda sadece en büyük işçi sendikaları konfederasyonu temsil edilmekte, diğer işçi konfederasyonlarına komisyonda yer verilmemektedir.

Genel olarak asgari ücretin mevcut belirleniş süreci hırsızlığa kılıf uydurmaktan, organize bir emek hırsızlığından başka bir şey değildir. Yıllar içerisinde, özellikle 1990’ların sonu ve 2000’li yılların başından bugüne bakıldığında, emeğin milli gelirden aldığı payın, %52’den %30’lara düşmesi, asgari ücretin dolar karşısında erimesi ve asgari ücretin alım gücünün sürekli azalması bu gerçeği açıkça göstermektedir. En başta da vurguladığımız gibi asgari ücret, tüm diğer ücretleri ve sosyal hakları belirlemektedir. O nedenle asgari ücretin, artık bir ortaoyununa dönen, asgari ücret tespit komisyonunun her yıl Aralık ayında kapalı kapılar ardında yaptığı dört toplantıyla belirlenmesi anti-demokratiktir ve kabul edilemez. Asgari ücret uyuşmazlık halinde grev hakkının da kullanılabileceği bir toplu pazarlıkla belirlenmeli ve görüşmeler kamuoyuna açık yapılmalıdır.

ASGARİ ÜCRETLİ 2017’DE ENFLASYON KARŞISINDA ÇOKTAN EZİLDİ!

Başbakan Binali Yıldırım geçtiğimiz günlerde “Hükümetimiz yıllardan beri çalışanımıza asla enflasyonun altında bir ücret vermemiştir. Bu sefer de aynı şekilde makul olan, ülkenin şartlarını da dikkate alarak en uygun şekilde sonuçlandıracak” dedi.  Gerçekten daha önce enflasyonun altında bir ücret verilmedi mi? Sizin açıklanacak olan asgari ücretle ilgili beklentiniz nedir?

Soruya, tamamlamak üzere olduğumuz yılın, 2017’nin rakamlarıyla yanıt verelim. 2017 yılında net asgari ücrete yapılan yüzde 7,9’luk zam oranına karşılık,Kasım ayı enflasyon oranı yüzde 12,98 olarak açıklandı. Asgari ücrete geçen yıl yapılan zam enflasyon oranının altında kaldı. Böylece2017 yılında asgari ücret, enflasyon karşısında yaklaşık yüzde 4,5 oranında kayıp yaşadı!

Asgari ücretin yaşadığı kayıp gıda enflasyonu karşısında çok daha büyük oldu. Asgari ücretlinin alım gücü, enflasyon karşısında, sebzede yüzde 14, süt, peynir ve yumurta grubunda yüzde 13, meyvelerde yüzde 12, yağlarda yüzde 8 azaldı. Yani asgari ücretli 2017’de enflasyon karşısında çoktan ezildi!

Öte yandan sabah akşam rekor büyüme yaşandığını iddia edenlerin, işçileri enflasyon karşısında ezdirmemekle, reel ücretleri korumakla övünmesi abestir. Eğer söylenildiği gibi bir büyüme yaşanıyorsa, bu ekonomik büyüme işçilere de yansımalıdır. Asgari ücretli 2004 yılından itibaren milli gelir artışından düzenli pay almış olsaydı 2017’de asgari ücret brüt 2600 TL olmalıydı. Bu rakam aynı zamanda 2017 yılı için bizim önerdiğimiz net 2000 TL ile uyuşmaktadır. Sadece bir avuç sermayedarın ve yandaşın büyümesini başarı olarak satmaya çalışmak, işçi sınıfıyla dalga geçmek değildir de nedir?

Bizim asgari ücrete dair talebimiz enflasyonun ve milli gelir artışının ücrete yansıması, asgari ücretin geçim ücreti olmasıdır. Bu nedenle 2018 yılı için asgari ücret en az net 2300 TL olmalıdır.

ASGARİ ÜCRET TARTIŞMASI BİR FEDAKÂRLIK KONUSU DEĞİLDİR!

Asgari ücret görüşmelerinde konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, “İşçi ve işverenden fedakarlık bekliyoruz” dedi. Siz de afişinize taşıdınız “Asgari ücret fedakarlık ücreti değildir” diyerek. Bakanın açıklaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ülkeyi yönetenlerin tüm hısım akrabaları milyarlarla oynarken, açlıkla mücadele eden işçiden fedakarlık istemek en hafif tabiri ile ayıptır. Bu konuda tutumumuz nettir, asgari ücret tartışması bir fedakârlık konusu değildir. Asgari ücret, Anayasanın devlete yüklediği bir yükümlülük ve sosyal hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Devlet, işçiyi patrona, yani ekonomik olarak zayıfı güçlüye karşı korumakla,  işçinin geçim ücretinin altında bir ücretle açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesini önlemekle mükelleftir.

Kaldı ki, asgari ücretliler zorunlu olarak zaten fedakarlık yapıyorlar. Türkiye OECD ülkeleri arasında en düşük asgari ücretin olduğu ülkeler arasındadır. Devletin kendi kurumlarının bile açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı rakamları ortadayken ve bu ülkede açlık sınırın altında bir asgari ücret varken hala daha ne fedakarlığı istenmektedir? 7 milyon kişinin işsizlikle boğuştuğu ve artık her evde bir işsizin olduğu bu ülkede asgari ücrete bile ulaşamayan, yüzbinlerce işçiyi, kayıt dışı (aslında kaçak!) çalıştırılan milyonları hiç söylemiyoruz bile.

ASGARİ ÜCRET DAHA CEBİMİZE GİRMEDEN  %19’U VERGİ YA DA KESİNTİ OLARAK UÇUYOR

Sermayeye teşvik üzerine teşvik gelirken, SGK primlerinden vergilere sermaye teşviklere boğulurken, bu teşvikler için işçilerin parası olan işsizlik fonu yağmalanırken, bu da yetmezmiş gibi mecliste vergiler sıfırlanırken, bu da yetmediğinde vergi cennetlerine para kaçırıyorlarken, çok açık ki, bu ülkenin vergi yükünü işçiler emekçiler çekiyor. Asgari ücret için, ücretlerimiz daha cebimize girmeden  %19’u vergi ya da kesinti olarak uçuyor.

Bu noktadan sonra kimse işçilerden fedakarlık yapmasını beklemesin. İşçiler neyi feda etsin?Asgari ücret halihazırda geçim ücreti değilken, soframıza koyacağımız ekmekten fedakarlık mümkün değildir. “Asgari ücret 2300TL net” talebimiz, asgari bir taleptir.

EMEĞİN TÜRKİYE’SİNİ KENDİ ELLERİMİZLE KURACAĞIZ

Asgari ücretin geçim ücreti olması, demokratik biçimde toplu pazarlıkla belirlenmesi, işçi-memur ayrımı yapılmadan uluslararası standartlara uygun, tüm çalışanlar için tek bir asgari ücret belirlenmesi, asgari ücretin belirlenmesinde enflasyon, büyüme ve milli gelir artışı dikkate alınması ve asgari ücretin tüm vergi ve kesintilerin dışında bırakılarak hesaplanması ve insanca yaşayacak bir asgari ücret en temel mücadele hedefimizdir. Bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üretenler olarak, emeğimizin, alınterimizin karşılığını alabildiğimiz çalışma ve yaşam koşullarını, yani emeğin Türkiye’sini kendi ellerimizle kuracağız.

sendika62.org

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.