HAZİRAN’dan 15 maddelik Adalet Yürüyüşü değerlendirmesi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıl hapis cezası alması ardından Ankara’dan başlayarak İstanbul’a doğru başlatılan Adalet Yürüyüşü toplumsal etkilerini arttırıyor. Çok sayıda siyasal parti ve emek örgütü ile halkın büyük kitlesel katılımıyla gerçekleştirilen yürüyüşe bir destek de Birleşik HAZİRAN Hareket Halk Meclisleri tarafından verilmişti. Yürüyüş boyunca desteğini sürdüren Birleşik HAZİRAN Hareketi, 9 Temmuz’da İstanbul Maltepe Sahili’nde yapılacak Adalet Mitingi ile beraber sonlanacak yürüyüş için 15 maddelik bir değerlendirme raporu hazırladı.

HAZİRAN’dan 15 maddelik Adalet Yürüyüşü değerlendirmesi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıl hapis cezası alması ardından Ankara’dan başlayarak İstanbul’a doğru başlatılan Adalet Yürüyüşü toplumsal etkilerini arttırıyor. Çok sayıda siyasal parti ve emek örgütü ile halkın büyük kitlesel katılımıyla gerçekleştirilen yürüyüşe bir destek de Birleşik HAZİRAN Hareket Halk Meclisleri tarafından verilmişti. Yürüyüş boyunca desteğini sürdüren Birleşik HAZİRAN Hareketi, 9 Temmuz’da İstanbul Maltepe Sahili’nde yapılacak Adalet Mitingi ile beraber sonlanacak yürüyüş için 15 maddelik bir değerlendirme raporu hazırladı.

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
07 Temmuz 2017 Cuma 16:17
HAZİRAN’dan 15 maddelik Adalet Yürüyüşü değerlendirmesi

Yapılan değerlendirmede Adalet talebinin herkes tarafından dillendirilmesi gerekliliğinin altı çizilirken bu talebin de sürdürülebilir olması gerekliliği vurgulandı.

HAZİRAN tarafından hazırlanan 15 maddelik değerlendirme şöyle:

Hareketimiz, Adalet Yürüyüşü’nü ülkenin demokratikleşmesi yolunda bir imkan olarak görmektedir.

Bu yürüyüş belirli bir zaman dilimiyle, belirli bir mesafe ve varılacak yerle sınırlı değildir. Bu yürüyüş yaşanan adaletsizliklerin yarattığı derin uçurum ortadan kalktığında, vatandaş yarın ne olacağı kaygısı duymadan başını yastığa koyduğunda, cinsel, etnik ya da mezhepsel kimliğinden dolayı ayrı muameleye tabi tutulmadığında bitecek bir yürüyüştür.

1- Adalet arayışı özgürlük, eşitlik, bağımsızlık ve laiklik mücadelesinden ayrı düşünülemez.

Adalet, kendi başına çok şeydir ama eşitlik, özgürlük, bağımsızlık ve laiklik zemininden kopartılmış bir adalet hiçbir şeydir. Ne kadar haklı ne kadar meşru olursa olsun toplumsal bir sözleşmeyle kendisini bağlamayan bir adalet çağrısı sönümlenmeye mahkumdur.

2- Herkes için olmayan Adalet, Adalet değildir.

Ülkemiz hapishaneleri, tarihinin en kalabalık dönemlerinden birini yaşamaktadır. Aydınlar, yazarlar, milletvekilleri, belediye başkanları, gazeteciler, ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir yargı sürecinin rehineleri durumundadır. Uzayan tutukluluk hali fiili cezaya dönüşmüştür. İktidarla aynılaşmış yargıya ve dolasıyla adalete olan inanç kalmamıştır. “Herkes için Adalet” ertelenemez yakıcılıkta, mutlaka karşılanması gereken bir ihtiyaçtır.

3- Herkes için Adalet, aynı zamanda her şey için Adalet demektir

Kentsel dönüşümü, doğanın talanını sermayenin yeniden üretimi için kullanan AKP iktidarının tahrip etmediği bir yurt köşesi, betonlaştırarak çölleştirmediği bir doğa parçası kalmamıştır. Karnı deşilen Cerattepe’yi görmeyen, sökülen zeytinlerin sızısını hissetmeyen, uzun havuza dönüşmüş bir Uzungöl’ün efkarına tercüman olmayan bir Adalet, adaletsizliktir.

HAZİRAN’dan Adalet Mitingi’ne çağrı HAZİRAN’dan Adalet Mitingi’ne çağrı
4- Dini ve etnik temelde ayrıştırmayı kışkırtan bir anlayışla ne toplumsal barış tesis edilebilir ne de Adalet sağlanabilir.

Adalet, mutlak eşitliği talep eder. Siyasal İslam’ın iktidarda olduğu, Madımak’ın hala yandığı, Kürtlerin ‘tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet’ anlayışı üzerinden yok sayıldığı bir ülkede toplumsal barış tesis edilemez. Kürt halkının ve Alevilerin taleplerine yanıt vermeyen bir adalet arayışı kabul edilemez.

5- Laiklik olmadan Adalet, Adalet olmadan laiklik olmaz.

Bütün bir toplumsal yaşamı din üzerinden kontrol etmek isteyen Siyasal İslam, özellikle eğitim alanında büyük bir tahribat yaratmıştır. Adalet, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler üzerinde yükselir. Son on beş yılda AKP’nin eğitim alanındaki tüm hamleleri, özgür, bilimsel düşüncenin yok edilmesine yönelik olmuştur. Gericiliğin panzehiri olarak laiklik gerek eğitim gerekse de diğer yaşam alanlarında toplumsal geleceğimizin en büyük güvencesidir. Laikliği kazanma mücadelesi aynı zamanda adaletin yeniden tesis edilmesi mücadelesidir.

6- Çocuklarımızın sessiz çığlığı için Adalet!

Eğitimde dincileşmenin ağır faturasını en çok çocuklar ödedi bu ülkede. Karaman’da tecavüze uğrayan çocukların sessiz çığlığı Ensar Vakfı’na ait karanlık koridorlarda bastırıldı. Aladağ yangınında kavrulan kız çocuklarının geceye karışan çığlıkları bir başka dinci vakfı korumak adına duymazdan gelindi. Eğitim çağındaki on binlerce çocuk tarım işçisi olarak düştükleri yollarda, tarlalarda helak oldu, binlercesi erişilebilir eğitim hakkından mahrum bırakılarak güvencesiz iş koşullarında çalışmaya mahkum edildi. Herkes için Adalet ama en çok çocuklar için, onların çocukluklarını özgürce yaşayabilecekleri ‘çocukluk ülkesi’ için Adalet.

7- ‘Erkek Adalet’ değil, gerçek Adalet!

Kadına yönelik şiddetin kaynağı, erkek egemen zihniyettir. Kadını eşitlerden biri olarak görmeyen dinci yaklaşım, otoriter ve egemen ataerkil anlayışı evde, sokakta, toplu taşıma araçlarında ve iş yerlerinde her gün her saat yeniden yeniden üretmektedir. Bu zihniyetten güç alan adalet anlayışı kadına yönelik şiddeti, tacizi ve hatta tecavüzü mazur görebilmekte, mahkemelerde ve iş yerlerinde adalet, erkek adaleti olarak tezahür etmektedir.

8- Sosyal adaletin olmadığı bir ülkede toplum kendisini yeniden üretemez.

AKP iktidarı döneminde, emeğinin karşılığını alamayan, toprağını ekip biçemeyen halk yardıma muhtaç hale getirilmiştir. Sosyal adaletle ilgili uçurum keskinleşmiş, bir yanda AKP zenginlerinin bir yanda yoksullaşan halkın yer aldığı bir ‘sadaka toplumu’ yaratılmıştır. Düşkünleştirilmiş, itaatkar bireylerin hakim olduğu bir toplumda adalet de içinde olmak üzere insani hiç bir talebin meyveye durması mümkün değildir.

9- Ülkenin parsel parsel satıldığı, medyanın yeniden dizayn edildiği koşullarda bağımsızlıktan ve adaletten söz edilemez.

Harcaması vatandaşın cebinden çıkacak ‘garanti’ yol ve köprü ihaleleriyle yandaşlar ihya edilmiş, ‘Varlık Fonu’ diye bir şey icat edilerek kamu varlıklarına el konulmuş, yaylalar, kıymetli araziler Katar başta olmak üzere yabancı sermayeye peşkeş çekilmiştir. Satın alınan ve işbirliğine zorlanan merkez ve yandaş medya aracılığıyla ne olup bittiğinin öğrenilmesinin engellendiği ‘tek kanallı’ bir haber mekanizması oluşturulmuştur. Kamu varlıklarıyla birlikte kamusal bir hak olan haber alma hakkının da gasp edildiği, haber ve adaletin gösterildiği kadarıyla var olduğu yeni bir düzen kurulmuştur.

10- Suç, bir kişi ya da iktidar grubununun çıkarlarına ve iktidarı elinde bulunduranların ideolojisine göre tarif edilemez.

Suçun kişiye, bir çıkar grubuna göre tarif edildiği bir ülkede adalet anlamını yitirir, hukuk herkes için olmaktan çıkar, kaos ve ‘iktidar olan bensem benim dediğim olur’ anlayışı topluma egemen olur. Yargı mekanizmasının iktidarın sopasına dönüştüğü bir işleyiş içinde adaletsizlik, istisna olmaktan çıkarak, gücü elinde tutan bir kesim dışında her an herkesin başına gelebilecek bir felaket haline dönüşür.

11- Ülkenin nefes alınamaz bir yer haline gelmesinin baş sorumlusu, iktidarını korumak adına muhalif herkesi ‘terörist’ ilan eden AKP-Saray Rejimi’dir.

Son bir yıldır FETÖ suçlamasını kullanışlı bir argüman olarak gündemden düşürmeyenler, FETÖ dedikleri cemaat yapılanmasıyla birlikte ülkeyi kaosa sürükleyenlerdir. ‘Ne istediler de vermedik’ diyenler, Hocaefendilerinin dönmesi için ‘bitsin artık bu hasret’ diyerek yollarına gül dökenler, aynı madalyonun iki yüzüdür, suç ortaklarıdır.

12- 15 Temmuz Darbe Girişimi, bir devlet politikası olarak Siyasal İslamcılığın güçlendirilmesinin ürünüdür. Kendisi darbeci olanlar 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni yargılayamaz.

FETÖ ve AKP, emperyalist politikaların kolaylaştırıcılığında birlikte büyümüştür. Her iki oluşuma da karakterini veren şey Siyasal İslamcılık ve emperyalizme bağımlılıktır. Çıkar çatışması nedeniyle bugün düşman kardeşler haline gelmiş olmaları bu gerçeği değiştirmez. 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni ‘allahın lütfu’ olarak gören zihniyet, fırsatı ganimet bilerek darbe sömürücülüğü eşliğinde kendi darbesini örgütlemiştir. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin aranıp da bir türlü bulunamayan siyasi kanadı AKP-Saray iktidarının kendisidir. Bunun ötesinde söylenecek her şey laf-ı güzaftır, hedef saptırmaktır.

13- Rejimin karakterini belirleyen kilit sözcük Adaletsizliktir.

OHAL ilanıyla başlayan, KHK’lar aracılığıyla uygulamaya konulan ve hileli 16 Nisan referandumuyla devam eden Başkanlık Rejimi, emeğe, kadına, kendi gibi düşünmeyene düşman islamcı faşist bir rejimdir. Toplumda her şeyin tek adam ve etrafında kümelenmiş bir çıkar grubunun isteklerine göre düzenlendiğine dair kuvvetli bir kanaat mevcuttur. Saltanatla özdeşleşmiş Saray Rejimi’nin halklar nezdinde, adalet arayan milyonlar nezdinde bir meşruiyeti yoktur.

14- İş yaşamında barışın tesis edilmesi ancak ve ancak adaletin egemen kılınmasıyla mümkündür.

Terazinin kefesinin sürekli olarak işveren lehine büküldüğü emek alanında adaletsizlik had safhadadır. OHAL’le birlikte emeğe yönelik saldırılar artmış, işçinin alın terinin birikimi ve güvencesi olan kıdem tazminatının gaspına yönelik uygulama için uygun zaman kollanmaktadır. Çalışma yaşamı egemenlerin ihtiyacı doğrultusunda düzenlenmekte ve tek bir kararnameyle grevler yasaklanabilmektedir. Yüz binlerce kamu çalışanının, eğitimci ve akademisyenin işine son verilmiş olup yüz binlercesi için işsizlik tehdidi Demokles’in kılıcı gibi tepelerinde sallandırılmaktadır. Sorgusuz sualsiz bir şekilde işlerine son verilen emekçilerin talepleri sahiplenilmeden, başta Nuriye ve Semih olmak üzere haksız yere işlerinden çıkarılan herkes işine iade edilmeden adalet duygusu yeniden tesis edilemez.

15- Mutlak adalet talebi mutlak bağımsızlık talebinden ayrı ele alınamaz.

Emperyalizmin bölgede yarattığı etnik ve mezhep temelli çatışmaya Türkiye’nin sokulması bütünüyle AKP’nin mezhepçi, fetihçi siyasetinin sonucudur. Siyasal İslam, emperyalist politikaların kullanışlı bir aracından başka bir şey değildir. Emperyalizme bağımlı politika, her türlü eşitsizliğin ve adaletsizliğin kaynağıdır. Bugün gelinen noktada Siyasal İslam’a karşı mücadale emperyalizme karşı mücadeleden, emperyalizme karşı mücadele Siyasal İslam’a karşı mücadeleden ayrı düşünülemez.

Siyasal İslam’ın iktidarına son verecek olan güç, bu ülkenin ilerici, devrimci genetiğinde saklıdır.

Bu yürüyüş, söz konusu genetiğin dışavurumudur. Adalet için yola çıkan milyonların taleplerini eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık talebiyle birleştirerek demokratik bir Türkiye’yi kuracağına olan inancımız tamdır.

Birleşik HAZİRAN Hareketi, tüm bu saptamalar doğrultusunda; bu ülkenin yüreği insanlıktan yana atan tüm fertlerini adalet, eşitlik, özgürlük, bağımsızlık ve laiklik temelli bir memleket için sözleşmeye, Haziran Ülkesi’ni birlikte kurmaya çağırmaktadır.

Söz, yetki, karar halka.

Adaleti gerçek kılmak, bugünden yarını kurmak için haydi Haziran Meclislerine.

Birleşik HAZİRAN Hareketi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ebru bozer 2 ay önce

Süper bir didaktik ve akademik anlatım.