KONDA yanıtlıyor: MHP, İyi Parti ve HDP; hangisi baraj altında kalabilir?

KONDA Genel Müdür Bekir Ağırdır, T24'ün sorularını yanıtladı

KONDA yanıtlıyor: MHP, İyi Parti ve HDP; hangisi baraj altında kalabilir?

KONDA Genel Müdür Bekir Ağırdır, T24'ün sorularını yanıtladı

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
17 Kasım 2017 Cuma 12:10
KONDA yanıtlıyor: MHP, İyi Parti ve HDP; hangisi baraj altında kalabilir?

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye bayrak açan parti içi muhaliflerden Meral Akşener'in öncülüğünde kurulan İyi Parti seçim barajı tartışmalarını tekrar başlatırken, siyaset kulislerinde erken seçimden seçim mevzuatının değiştirilmesine kadar birçok olasılık konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan AKP kurmaylarına kadar iktidar kanadından birçok isim erken seçimin gündemde olmadığını söylese de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yöneticileri, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin 3 Kasım 2019’dan önce yapılacağı iddiasını sürdürüyor.

İyi Parti Sözcüsü Aytun Çıray partisinin oy oranının yüzde 20’lerde olduğunu iddia ediyor. Ancak Türkiye'nin saygın kamuoyu araştırması kurumu KONDA'nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır, henüz böyle bir gözlemlerinin bulunmadığını söylüyor. Ağırdır, İyi Parti’nin iddiasını “Muhtemelen, benim anladığım, ‘oy verebilirim’ diyenlerdir o. 'Oy vereceğim' diyenler değildir. Ülkenin beşte birinin programının ne olduğunu, kadrosunun ne olduğunu bilmeksizin, 'şu partiye oy vereceğim’ diyeceğini doğru görmüyorum” sözleriyle yorumluyor. 
İyi Parti’nin AKP seçmeninden oy alıp almayacağını öne sürmek için erken olduğunu söyleyen Ağırdır, “Bir biçimde AK Parti iktidarını veya Tayyip Erdoğan iktidarının değişmesi umudunu, temennisini taşıyan ve de kendi siyasi liderlerinde ya da partilerinde de o başarı umudunu görmeyen kesimlerde bir ilgi ürettiklerini de görüyoruz” notunu da düşüyor.

Bekir Ağırdır, baraj tartışmalarıyla ilgili olarak HDP’nin yüzde 10’u geçeceği görüşünde. Ağırdır, baraj sorununu MHP ve İyi Parti’nin yaşayabileceğine işaret ederek “Eğer İyi Parti diğer seçmen kitlesine ve toplumun bütününe bir tutum ve davranış geliştiremez ise o zaman mesele MHP’yle İyi Parti’nin terazinin iki kefesi gibi birinin inmesi, öbürünün çıkması anlamına gelir” diyor. Hem MHP'nin, hem de İyi Parti'nin baraj altında kalabileceğine de dikkat çeken Ağırdır, iktidarın ABD, AB ve Almanya ile ilişkilerde kullandığı dil ile PKK ve YPG konularındaki politikalarının ülkücü camianın şoven duygularına cevap verdiği yorumunda bulunarak "Eğer MHP ve İyi Parti de yeni bir milliyetçilik yorumu getiremezlerse, AK Parti hepsini konsolide edebilir ve ikisi de barajın altında kalabilir"  diyor.

Devlet Bahçeli’nin son grup toplantısında AK Parti’yle ittifak yapabilecekleri açıklamasını sorduğumuzda Bekir Ağırdır, “E şimdi başkanlık sistemi içindeki seçim düzeni 50 artı 1’i almaksa ve en çok iktidar yandaşları diyor ya seçimden önce ittifaklar oluşacak vesaire… Onun için böyle bir ittifak beklemek son derece gerçekçi bana soruyorsan ve kaçınılmaz son da MHP açısından belki de buraya doğru gidiyor bir yandan” yorumunu yapıyor.

Yaklaşık sekiz yıldır T24'e analizler de yazan KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır'ın İyi Parti'nin potansiyeli, seçim barajına hangi partilerin takılabileceği, AK Parti seçmenindeki eğilim değişikliği, belediye başkanlarının istifalarının seçmendeki yansımaları gibi birçok konu hakkında T24'e yaptığı değerlendirmelerin ilk bölümü şöyle:

- İyi Parti toplumda bir rüzgar oluşturdu mu? Toplumun hangi kesimine hitap edecek?

Onlar kendilerini başka bir yerden tarif ediyorlar belki ama henüz toplumun bütününde değilse de beklentisi olan, yani siyasetten umudunu kaybetmiş, siyasi aktörlere eleştiri dozu yükselmişvar olan siyasi aktörlerden umudunu kesmiş, muhalefet bloku içinde CHP ve MHP tabanında ve kadrolarında bir ilgi uyandırdıkları açık. Dolayısıyla burada kritik şey İyi Parti’nin bütün topluma hitap edip edemeyeceği siyasi aktörlerden umudunu kesen, siyaseti eleştirmeye başlayan AK Partililerin de teveccühüne mazhar olup olmayacağı. Henüz onu söylemek için erken, henüz öyle bir belirti yok gördüğüm kadarıyla.

Ama öncelikle MHP tabanında, sonra CHP tabanında, yani bir biçimde AK Parti iktidarını veya Tayyip Erdoğan iktidarının değişmesi umudunu, temennisini taşıyan ve de kendi siyasi liderlerinde ya da partilerinde de o başarı umudunu görmeyen kesimlerde bir ilgi ürettiklerini de görüyoruz. Belki bu çok yanlış da değil yani başlangıç noktası için. Onun için bundan sonra yapacakları daha önemli. Ama eğer sadece muhalefet bloku içinde hareket eder ve oradan oy devşirirse o zaman o kendi söyledikleri hedeflere ulaşamazlar.

Çünkü siyasi düzlemdeki hikayeyi biliyoruz. Nedir o, kimliklere sıkışmış ve konsolide olmuş bir siyasi zemin var ve o kimlikler üzerinden de ciddi bir kutuplaşma yaşanıyor. Dolayısıyla bunu bozacak bir dil, yalnızca muhalefet blokunu değil, Türkiye’nin tümünün ihtiyaç ve taleplerine cevap verecek bir dil üretebilirse veya öyle bir program ya da kadro öne çıkabilirse gerçekten tablo ciddi bicimde bozulabilir. İyi Parti peki böyle bir izlenim veriyor mu, şahsi kanaatim bana öyle bir izlenim vermiyor. Benim izlenimim ağırlıklı olarak muhalefet bloku ve MHP’nin içindeki muhalefet bloku…

Yani Devlet Bahçeli’den ve MHP yönetiminden rahatsız olan ve yetersiz gören kesimden başlayan bir ilgi var veya oradan bir enerji alıyor. İki, CHP tabanı diyebileceğimiz ya da ülkenin belli bir entelektüel ve medya dünyasının içinde Erdoğan’la mücadele edebilir ya da Erdoğan’ın karşısına önümüzdeki başkanlık seçimlerinde ciddi bir alternatif olsa keşke diye temennisi yüksek bir kesimin ilgisi var. O ilginin de ne kadar sürdürülebilir olup olmayacağı, diğer kesimlere de sıçrayıp sıçramayacağı İyi Parti’nin yapacaklarına bağlı. Yani İyi Parti belki başlangıç noktası için yeterli bir enerjiyle başladı ama önemli olan bunun sürdürülebilir olması. Eğer bu biraz önce sözünü ettiğim konsolidasyon ve kimlikler içindeki kutuplaşmalara sıkışmış siyaseti bozacak bir dil ve toplumun bütününü kapsayacak yeni projeler, örneğin devletin yeniden inşası, örneğin hukukun, yargının yeniden inşası gibi daha iddialı başka projeler söylemezse, sadece muhalefet içinde liderlerini yetersiz görenlerin yeni lider arayışına cevap üretir. O da onları belli bir yüzdenin içine kilitler, daha öteye de gidemezler. Ne olup olmayacağını zaman gösterecek.

- Yeni bir parti kurulunca oy oranları da gündeme geliyor doğal olarak. İyi Parti Sözcüsü Aytun Çıray yüzde 20’lerde olduklarını söyledi.

Hayır, bizim böyle bir gözlemimiz yok. Zaten muhtemelen benim anladığım, “oy verebilirim” diyenlerdir o. Oy vereceğim diyenler değildir. Ülkenin beşte birinin programının ne olduğunu, kadrosunun ne olduğunu bilmeksizin, “şu partiye oy vereceğim” diyeceğini doğru görmüyorum. Muhtemelen araştırma da zaten “oy verir misin” değil, “verebilir misin” üzerine. Dolayısıyla 20’ler, 15’ler, bu söylenen rakamları da böyle baktığım için çok da kayda değer bulmuyorum doğrusunu istersen. Çok önemli mesele değil o, mesele daha adı bile bir ay önce ortaya çıkmış bir parti. Sadece Meral Hanım’ın ismi üzerinden bir ilgi uyandırdığı, medyada, siyaset erbabında tartışıldığı açık. Ama o medyada, siyaset erbabında ilgi uyandıran şey biraz önce söylediğim şey. AK Parti’ye muhalif olanlarında yeni bir umutlanma ihtiyacının ürettiği bir ilgi o. Onu da böyle yüzde 20 demek ya da oradan bir oy oranı tahmin etmek doğru değil. Ama yine de şunu da söylemek lazım ki, başlarken bile bu kadar söz edilir olması, şu ya da bu oranda olsa bile hemen seçenek olarak ortada konuşuluyor olması bile kayda değer bir şeydir. Ama bunun oranının çok önemli olduğunu sanmıyorum. Bizim gördüğümüz böyle sayılar değil yani, gerçekçi olmak lazım.

“Erdoğan’ın, hükümetin, AK Parti’nin korkutma kapasitesi daha büyük”

- Meral Akşener’den bahsetmişken, türlü senaryolar üretiliyor cumhurbaşkanlığı seçimleri için. Erdoğan ilk turda yüzde 50 alamazsa, ikinci turda AK Parti’ye oy vermeyenleri bir araya getirebilir mi?

Tam da problem bu bence. Baktığımızda benim gördüğüm şey şu. İyi Parti şu anda diyelim 70 birim oy alacaksa üzerinden 10 birimi AK Parti seçmeninden, 20 birimi CHP seçmeninden, 40 birimi MHP seçmeninden. Böyle seyrederse buradan umulan şey çıkmaz. Gerçekten AK Partililerden de ciddi biçimde oy devşiriyor olsaydı, belki AK Parti tabanında şikayetçi olanlar henüz böyle bir karar vermemiş olabilir, gelecekte karar verebilir, bütün bunlar olabilir. Dediğim gibi İyi Parti’nin ne yapıp yapmayacağına bağlı.

Ama mesele burada cumhurbaşkanı seçiminde Erdoğan’ın karşısında kim olacak, olmayacak veya ikinci tura kalsın da alternatif aday seçilsin gibi siyasi kurguların sorunlu olduğunu düşünüyorum. Burada mesele ülkemizin çok önemli problemleri var, devletin omurgası kırılmış. Bir 15 Temmuz yaşanmış ve arkasından OHAL uygulamaları , FETÖ ile mücadele, terörle mücadele,  merkezi idarenin keyfilikleri diye bir sürü şey nedeniyle bürokrasi de aksamaya başlamış. Dolayısıyla devlet dediğimiz mekanizma aksıyor. İki, yargı meselesi hepimizin önünde yaşıyoruz işte. Tartışılacak bir şey yok yani, yargıyı A’dan Z’ye kurgulamadan bu toplumda yeniden hukukun üstünlüğüne inancı yükseltmek mümkün değil. Dolayısıyla sadece Erdoğan seçilsin ya da seçilemesin demek veya seçilemesin ya da işte karşısına çıkacak adamın “başkanlığı bozacağım, ben her şeyi eski sisteme geri çevireceğim” demesi bütün bu konuştuğumuz sorunların içinde çok anlamsız şeyler.

Başka bir hikâye var ortada, gerçekten toplum da bütün bu meseleleri görüyor, görmüyor değil ki. Dolayısıyla insanların bütününün önüne, sadece referandumda hayır diyenlerin önüne değil, toplumun bütünün önüne “devleti yeniden inşa edeceğim” diyen, “hukuku, yargıyı yeniden yapılandıracağım” diyen, “eğitim sisteminde şu reformları yapacağım” diyen yeni bir ortak yaşam projesine ihtiyaç var. Böyle bir fikir üzerinden tartışmak değil de, sadece kim kimle ittifak yapacak, kim aday olacak gibi isimler ve aktörler üzerindeki tartışma yürütülürse, buradan ülkenin kazanacağı bir şey çıkmaz diyorum ben. Çünkü oyun hep ikili kutuplaştırma üzerinden döndürülürse Erdoğan veya karşıtları diye, ve de bu yarın sabaha dair bir umuttan değil de korkulardan beslenen bir oyun senaryosu üzerinden oynanırsa, bir taraf ülke bölünüyor diye, öbür taraf özgürlüklerimiz gidiyor, diktatörlük geliyor diye korkular üzerinden yürütülürse şunu görmek lazım ki, Erdoğan’ın ya da hükümetin ya da AK Parti’nin korkutma kapasitesi daha büyük.

Yani OHAL yetkileri var ellerinde, polis var, yargı var, medya var. Bir de ülkenin gerçekten karşı karşıya olduğu riskler var. Suriye’de, Irak’ta, AB’yle ilişkide, ABD’yle ilişkide. Dolayısıyla iktidarın korkutma kapasitesi daha büyük. Bu oyun korkutma üzerinden oynandığı sürece kazanma ihtimali yüksek olabilir. Mesele kimin daha çok korkutacağı üzerine değil, mesele yarın sabah hepimizin uyanacağı ülkenin kaderi. Ortak kuralları, hepimizin hukukun üstünlüğüne inancının tam olacağı yeni yargı sistemine ne olacağı. Ama ne yazık ki siyaset zemininde bunu tartışamıyoruz. Bir kısmı muhalefetin yetersizliğinden ve meselenin hep aktörler üzerinden tartışılıyor olmasından, bir kısmı iktidarın da gündemi belirleyen siyaset tarzı. Tartışma böyle sürsün istiyor. Yani CHP’yi ve diğer bütün muhalifleri marjinalleştirerek, hatta yer yer şeytanlaştırarak, onları sürekli savunma pozisyonunda tutan bir gündem oluşturma gayretiyle ülkenin gerçek sorunları konuşulamıyor. Ortada çok gerçek sorunlarımız var. İşsizlikten, enflasyondan tut da beka sorunu diyor ya hükümet. Doğru, beka sorunu var ülkenin ama yalnızca bölünmek bölünmemek meselesi değil. En önemli sorun, ortak yaşama irademiz eksiliyor.  Muhafazakâr, laik hayat tarzı olandan ya da laik, muhafazakârdan. Ya da Türklerle Kürtler ya da Kürtlerle Türkler gibi bin tane farklı eksen sayabiliriz. Ortak yaşama arzumuz eksiliyor. Asıl beka sorunu bu. Bu olmasaydı gerçek bölünme miydi, dış tehdit miydi gibi sorunlarla baş edebilirdik. Ama asıl içerideki sorunları çözemeden bunlarla baş edemeyiz ve asıl sorun şu ki 2019 seçimlerine giderken kimsenin henüz ne Erdoğan’ın ne karşıtlarının bu konuda sağlam bir projesi yok. Toplumun önüne koyduğu bir proje yok, İyi Parti de dahil. Oyun böyle oynanacaksa yine yarım ya da bir puan farkla A mı B mi kazandı çok önemli değil. Çünkü sorunu çözememiş olacağız.

“AK Parti, muhtemelen İyi Parti’yi çok yakından izliyor”

İktidar zaman zaman muhalefeti marjinalleştiriyor dediniz. Erdoğan’ın siyaset tarzında bu var. Ama bugüne kadar İyi Parti hakkında hiçbir şey söylemedi.

Tayyip Bey siyaset oyununu sıfır toplamlı bir oyun gibi görüyor. Herhangi bir yasa teklifi etrafında bile uzlaşmak gibi görmüyor. Kendi isteklerinin kabul ettirilmesi, ettirilmemesi diye görüyor. Muhtemelen çok yakından izliyorlardır ve benden çok daha kapsamlı verilere sahiptir. AK Parti’ye çalışan araştırmacı arkadaşlar eminim bizim bir kere yaptığımızı onlar beş kere yapmışlardır. Ve henüz AK Parti tabanından henüz öyle ciddi bir kopma üretmediğini de görüyordur. Ama kopartma riski olduğunu da biliyordur, aksi mümkün değil. Nitekim İyi Parti’nin kurucu kadrolarına ya da programına bakıldığı zaman ben şunu seziyorum. Orada olması beklenen bir sürü insanın, şu isim, bu isim bilmiyorum, ağırlık olarak orada gördüğümüz MHP’nin muhaliflerinden oluşan bir kadro. Bir miktar başka siyasi gelenekten gelen insanlar da var ama örneğin AK Parti’yi var eden o siyasal İslam geleneğinden gelen ya da Refah’tan AK Parti’ye dönüşürken o dönüşümü zihni anlamda yaşamış kadrolardan İyi Parti içinde neredeyse kimse yok. Bunun hiç olmaması düşünülemez.

Muhtemel ki bu OHAL şartlarının ürettiği iklim içinde bazı insanlar İyi Parti’nin neyi yapıp yapamayacağını gördükten sonra buraya katılayım, katılmayayım diye bekleme kararı almıştır. Veya muhtemel ki medyaya yansımasa AK parti üzerinden o insanlara “sakın ha” denmiş de olabilir. Ama İyi Parti’nin o kurucu kadrolarına  baktığımızda o beklenen kombinasyon yok. Bunun onların tercihi olmadığını sanıyorum. Bir bilgiye sahip değilim ama sadece MHP’li ağırlıklı bir kadro kurmayı herhalde Akşener de istemiyordu. Dolayısıyla sebebi ne ola ki diye düşündüğüm zaman ben ya AK Parti’nin onlar üzerinde kurduğu baskı ihtimali ya da o insanların “bir görelim de…” deme ihtimalini görüyorum. Dolayısıyla İyi Parti’nin daha gerçek yüzünü görmedik gibi geliyor bana. O gerçek yüzü görülmediği için Erdoğan ve AK Parti de bu konuda çok somut bir pozisyon almıyor henüz.

“İyi Parti’ye bakışı alacağı tavır belirleyecek”

- Gerçek yüzünü ne zaman görürüz?

Önümüzdeki dönemde belli ki seçim kampanyası da başladı. Seçim 2019’da olsa bile. Kaldı ki seçim tarihi değişir mi değişmez mi gibi şeylerle ilgili fikrimiz de yok. Çok spekülasyon oluyor, bir sürü laf var ortalıkta. Hepsi de ihtimal dahilinde. Tayyip Bey’in dışında kimsenin kafasında önümüzdeki iki yıla dair net bir senaryo yok. Çünkü belirleyici güç Tayyip Bey olduğuna göre onun senaryosu oynanacak. O yüzden herkes de bekliyor. Bir yandan da Tayyip Bey kampanyayı başlatmış görünüyor. Yaptığı birtakım özeleştiri gibi görünen sözler, 29 Ekim’de, 10 Kasım’daki birtakım tavırlar, kampanyayı başlatmış görünüyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bir seçim sistemi tartışması gelecek ve uyum yasaları dediğimiz, YSK’yla ilgili, belki Siyasi Partiler Yasası’yla ilgili yani siyasi zemini düzenleyen yasalarla ilgili, başkanlık sistemine uydurmak için yapılması gereken birtakım değişiklikler tartışması var. Muhtemelen o tartışma sırasında birincisi  İyi Parti’nin neyi savunacağı, örneğin barajın nerede olup olmamasına göre nasıl bir pozisyon alacağı, hem toplum nezdindeki, hem AK Parti tabanındaki İyi Partiye bakışı belirleyecek.

İyi Parti’nin oradaki tutumunu hep birlikte görmüş olacağız ki hem ABD ile hem AB ile, hatta Rusya ve İran’la dahil ilişkilerin geldiği bir nokta var ve dış politikaya dair bu kırılma noktalarında ben yavaş yavaş kritik bir karar kavşağına yaklaşıyor olduğumuz kanısındayım. Yani AB’yle böyle top havada sürdüremeyiz. Tamam veya devam denecek. Ki o yakın bir vade olabilir. ABD’yle vize krizi diye başladı, muhtemelen Zarrab davasıyla zirve yapacak. Suriye’deki PYD meselesinden dolayı zirvenin zirvesini yapacak. Yeni bir süreç başlıyor. Dolayısıyla önümüzdeki 3-5 aylık bu kritik dönemde ülkenin geleceğini belirleyecek tartışmalarda İyi Parti’nin nasıl bir tutum ve davranış geliştireceğine bağlı. Hem seçmenin İyi Parti’ye bakışının nasıl değişeceği ona göre şekillenir, hem de AK Parti’nin ve diğer partilerin İyi Parti’ye nasıl tavır alacağı ona göre şekillenir. Onun için şu anda yazılı bir program var ama bu tür programların nasıl üretildiğini biliyoruz. Üç beş kişi kapanarak yazıyor. Onun için o programın ne kadar bağlayıcı olup olmadığı tartışılır. Pratikte nasıl bir davranış geliştirecek bu kritik meselelerde, onu görmemiz lazım. AK Parti de muhtemelen onu görecek.

“Barajı geçmede rahatlığa en yakın parti HDP” 

- Devlet Bahçeli geçen hafta “5 mi olur, 7 mi olur” diyerek barajı gündeme getirdi. Baraj deyince akıllara üç parti geliyor. HDP, MHP ve İyi Parti. Barajın düşmesi ya da düşmemesi bu üç partiyi nasıl etkiler?

Oy üzerinden bakınca yine genel tespiti hatırlatayım. Kimliklere sıkışmış bir siyaset zemininde konuşuyoruz. Bu kutuplaşmanın her parti için ürettiği avantaj var, dezavantaj var. Bu avantajı en çok AK Parti, sonra CHP yaşıyor.  CHP ne yaparsa yapsın, bütün eleştirilere rağmen 25 civarında, AK Parti de ne yaparsa yapsın son üç seçimde 45-50 bandında bir oy alıyor. Burada kritik şey, senin de işaret ettiğin gibi MHP, İyi Parti ve HDP’nin baraj meselesinden etkilenme potansiyeli taşıyor olmaları. Şimdi bu sıkışma ve kutuplaşmadan bakınca bu üçünün içinde rahatlığa daha yakın olan HDP’dir. Çünkü niye, Kürt nüfusu belli, Kürt seçmen belli. Kürtlerdeki bir Kürt partisine sahip olmak, sahip çıkmak, o partinin programı, söylemleri, adayları ne olursa olsun, yani HDP’nin ekolojik programını benimsediği için değil, ya da hayat tarzı daha seküler olduğu için ama dindar da olsa bir Kürt partisine sahip çıkmak için. HDP, bu üç parti arasında barajı en rahat aşabilecek parti. Kürt seçmenin sayısından dolayı en azından.

MHP’yle İyi Parti’nin durumu biraz kritik. Eğer İyi Parti diğer seçmen kitlesine ve toplumun bütününe bir tutum ve davranış geliştiremez ise o zaman mesele MHP’yle İyi Parti’nin terazinin iki kefesi gibi birinin inmesi, öbürünün çıkması anlamına gelir. Şu ana kadar da biraz önce söylediğim gibi bir AK Partili, iki CHP’li, 4 MHP’liden oy alıyor dediğim kaba oran dağılımından bakarsan İyi Parti’nin barajı geçmesi demek, MHP’nin barajın altında kalması demek. Ama dediğim gibi, bu varsayımın temel öncülü toplumun bütününe etki üretecek bir dil geliştiremez ise… AK Parti tabanından da oy alır ve önemli bir aktör haline dönüşürse o başka bir hikâye. Ama bu kimlikler içinden baktığımız zaman zaten o nedenle İyi Parti’nin tutum ve davranışını geliştirmeye ihtiyacı var. Başarabilirlerse. Bu kadar ilgi görmelerinin sebebi de o. Bunu üretemezlerse ikisinden biri barajı geçer o zaman.

Burada baraj oranı meselesiyse başka bir tartışma konusu. Baraj oranında benim izleyebildiğim kadarıyla seçim sistemine bağlı bir değişiklik yapılacak. Yani seçim sistemindeki değişiklik de daraltılmış bölge meselesi. Orada çok daha önceden ta 2013-2014’lerde AK Parti’nin önerdiği 5 milletvekilliği olan daraltılmış bölgelerde barajı 5’e indirmek. Yani ülke barajı 5’e inecek ama pratikte 5 milletvekili 5 milletvekili her bölgeyi böldüğünüz zaman bir bölgeden milletvekili çıkarmak için neredeyse her ilde minimum yüzde 20’ler dolayında oy almanız gerekiyor. Barajı indirmiş olsanız ne olacak? Burada kritik şey o daraltılmış bölgenin 5 mi, 7 mi, 9 mu, kaç milletvekili olacağı meselesi ve ona bağlı olarak oranın ne olacağı meselesi. Şimdi sistem böyle değişirse, yine o 3 parti açısından bakalım, yine HDP rahat olur. Neden rahat olur, çünkü HDP ağırlıklı olarak oy aldığı 18-20 ilde yüzde 60’lar mertebesinde oy alıyor zaten. Yani daraltılmış bölge 3 de olsa, 5 de olsa, 7 de olsa. Diyelim, Diyarbakır’da ya da Hakkâri’de olan 5’in 4’ünü HDP alır, 1’ini AK Parti alır. Onun için yine HDP her halükârda barajı rahat geçer. Ama MHP ve İyi Parti’nin durumu öyle değil. Eğer 5 milletvekilli daraltılmış bölge olursa, baraj 5’e düşmüş olsa bile, örneğin Balıkesir’de ya da Adana’da MHP’nin 5’ten 1’ini alması için o ilin yüzde 20’ye yakınını alması lazım. Bunu alabileceği il sayısı da Antalya, Balıkesir, Adana gibi sayıları belli. Ülke barajını geçebilir ama milletvekili sayısı çok düşükte kalabilir. Aynı şey İyi Parti için de geçerli. Onun için bu seçim sistemi ve baraj tartışması bugünkü siyaset tarzları içinden bakınca yine MHP’nin ve İyi Parti’nin kaderini belirleyecek. HDP’nin değil.

“AKP’yle ittifak MHP için kaçınılmaz son olabilir”

- Bahçeli son grup toplantısında “Gerekirse AK Parti’yle aynı safta olacağız” dedi. Bu ne demek?

Birkaç katmanı var meselenin. Toplumsal katmanı üzerinden bir şey söyleyeyim. Türkiye toplumunun siyasi tercihlerini açıklamak için en temel kullanabileceğin iki eksen var. Bir tanesi Türk Kürt ekseni. Bir tanesi sosyoekonomik gelişmişlik ekseni diyebilirsin veya seküler hayat tarzı –muhafazakâr dindar hayat tarzı ekseni diyebilirsin. Nitekim bu dört parti de bu iki eksenin dört köşesine yerleşiyor zaten. Bizim uzun zamandır gözlediğimiz ve ta 2013’te T24’te yazdığım sayısal olarak gözlediğimiz ve hâlâ sürmekte olan bir eğilim, bu iki eksenin dört köşesinden Türkçü ve muhafazakâr hayat tarzı ya da daha dindar olan  iki köşenin giderek birleşiyor olması toplumsal planda da ve Türkiye’de üç köşeli bir siyaset zeminine dönülüyor olması. Toplumda böyle bir hemhal olma hali var da, zaten kültürel olarak çok benzer iki küme. Ama siyasi tercihleri farklıydı, siyasi bakışları farklıydı, örneğin AB’ye bile bakışları farklıydı. Halbuki bu iki küme şimdi sadece sosyolojik veya kültürel benzerliklerinin ötesinde siyasi tercihleri de benzer hale dönüşüyor toplumsal planda.

Siyasi aktör seviyesindeyse belki MHP bu eğilimi gördüğü için ya da hem bu eğilimden beslenerek AK Parti’nin o hegemonik siyaset tarzına bakarak ve AK Parti’nin milliyetçiliğe de sahip çıkan söyleme döndüğünü gördükçe özellikle 2011-2012’den itibaren, kendi geleceğini de riskte görerek veya daha başka siyasi yorumlarla AK Parti’yle yan yana davranmak gibi bir tercihte bulundu. Ve de bunun sonucunda İyi Parti diye bir şey doğdu zaten. Dolayısıyla eğer şimdi başkanlık sistemi içindeki seçim düzeni 50+1’i almaksa ve en çok iktidar yandaşları diyor ya seçimden önce ittifaklar oluşacak vesaire… Onun için böyle bir ittifak beklemek son derece gerçekçi bana soruyorsan ve kaçınılmaz son da MHP açısından belki de buraya doğru gidiyor bir yandan.

Eğer İyi Parti genel olarak ülkenin menfaati açısından pozisyon geliştiremez de sadece kimlikler içinden davranma pozisyonunda kalırsa o zaman MHP’yi barajın altına itebilir. MHP de yapabileceği şeylerden birisi AK Parti’yle ittifak içinde davranmak olabilir. Böyle yaparlar mı, yapmazlar mı bilmem. Onun için bu ihtimal vardır. Ya da zaten hem İyi Parti’nin saldırısı, hem de AK Parti’nin Irak meselesinde, Suriye’deki meselelerde, PYD meselesinde, AB-ABD meselelerindeki o şoven milliyetçi tavrı giderek MHP tabanını da kendi içinde hemhal yapıyor bir yandan da. Onun için MHP belki de böyle bir saldırıya cevap olarak rakibe yakın durmak diye bakıyor da olabilir. Bir yandan da siyaseten de bütün bu politikaları doğru görüyor olabilir. O zaman da zaten bir yerden sonra birleşelim diyor da olabilirler, bu MHP yönetiminin karar vereceği bir şey ama her iki parti ülkenin karşı karşıya olduğu bütün problemlerde son derece devletçi, son derece merkeziyetçi ve son derece milliyetçi bir pozisyonda hem akıl hem gönül birliği içindeler. Dolayısıyla bunun doğal sonucu da ittifak mıdır, birleşme midir, nasıl gelişirse en azından beni şaşırtmayacak.

Son grup toplantısında baraj altında kalacakları iddialarına yönelik çok sert söylemleri vardı Bahçeli’nin. “Oy oranımızın yüzde 3, 5 civarında seyrettiğini şerefsizce ifade ettiler” dedi. 

Belki de İyi Parti kalacak. İkisi aynı kimlikle aynı kimlikle pozisyon almaya devam ederlerse ikisinden biri altta kalır. Eğer biri oyunu değiştiremezse. Dolayısıyla MHP’nin planı belli görünüyor. MHP’nin oyun planı bu devletçi, merkezci ve milliyetçi politikaların yanında duruyor. İyi Parti ise henüz bunlara karşı çok güçlü bir ses çıkarabilmiş de değil. Onun için her iki partinin ne yapıp yapmayacağı belli edecek bunu.

Hem MHP’nin hem İyi Parti’nin baraj altında kalma olasılığı var mı?

Böyle bir ihtimal var elbette. Çünkü AK Parti son iki üç yıldır çok ciddi bir milliyetçi söyleme sarıldı ve dolayısıyla o milliyetçi söylem, hele ABD’yle, AB’yle, Almanya’yla itiş kakıştaki, PKK, PYD meselesi falan gibi insanların şoven duygularına, şoven ezberlerine de cevap veren bir dil benimsedi belli bir kesim açısından. O yüzden gerçekten “milliyetçiyim” diyen ya da kendine “ülkücüyüm” camiada o dil bir karşılık buluyorsa ki buluyor, böyle bir çözülme ve o camianın da AK Parti içinde konsolide olma ihtimali de vardır. Hatta bana soruyorsan AK Parti’nin burada bilinçli bir stratejisi de vardır. İlk hatırlarsan daha önceki dönemde Vedat Bilginler gibi ülkücü camianın daha soğukkanlı, entelektüel olanlarından bir katılımlar olmuştu. Sonra 2015’te 1 Kasım öncesi Tuğrul Türkeş’in katılımı… Yani bunların sadece kişisel hamleler olmadığını, AK Parti’nin de ben söylenmemiş ama buna dönük bir hamlesi ve niyeti olduğu yönünde bir kanaate sahibim. Dolayısıyla eğer MHP ve İyi Parti de yeni bir milliyetçilik yorumu getiremezlerse, bırak toplumun diğer kesimlerine açılmayı, hem açılamadılar, hem de açılamadıkları gibi milliyetçi söylemden de yeni bir söylem, yeni bir politika geliştiremediler. Bu olursa AK Parti hepsini konsolide edebilir ve ikisi de barajın altında kalabilir. Bu ihtimal öyle çok düşük bir ihtimal de değildir. 

Çünkü MHP’nin orada, ya da genel olarak Türkiye’de milliyetçi, ülkücü camianın şöyle bir sıkıntısı, krizi var. 2017 yılı Türkiye’sinin örneğin bir Kürt meselesi var. 15 milyon vatandaşı ilgilendiren bir Kürt meselesi. Kürtlerin kimlik talebi var. PKK ve terör meselesinden bağımsız olarak. Eğer MHP, ya da milliyetçiler, ya da ülkücüler bu meselede hala 70’ten beri, 80’den beri durdukları yerde duracakları bir dille devam ederlerse ya da benzer konularda pozisyonlarını 2017 Türkiye’sine uyduran yeni bir milliyetçi söylem geliştiremeyip de geleneksel çizgilerinde durmaya devam ederlerse AK Parti o zaman o camiadan bir söküm yaratabilir. Ve o zaman her ikisi de barajın altında kalabilir. 

- Devam edecek -

T24

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.