Mesut Özcan Düzgün Baba’da Heykel Tartışmasını Yazdı

Araştırmacı Yazar Mesut Özcan Dersim’de Alevilerce kutsal olan Düzgün Baba Cemevi bahçesine dikilen ve daha sonra kaldırılan heykel tartışmalarına ilişin bir yazı kaleme aldı. Özcan, PSAKD’nin 26 Temmuz tarihli bildirisini eleştirirken “Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…” benzetmesini yaptı. Özcan, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için toplanan paraların akıbetine ilişkin de kimi sorular sordu.

Mesut Özcan Düzgün Baba’da Heykel Tartışmasını Yazdı

Araştırmacı Yazar Mesut Özcan Dersim’de Alevilerce kutsal olan Düzgün Baba Cemevi bahçesine dikilen ve daha sonra kaldırılan heykel tartışmalarına ilişin bir yazı kaleme aldı. Özcan, PSAKD’nin 26 Temmuz tarihli bildirisini eleştirirken “Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…” benzetmesini yaptı. Özcan, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için toplanan paraların akıbetine ilişkin de kimi sorular sordu.

Hüseyin Şimşek
Hüseyin Şimşek
30 Temmuz 2020 Perşembe 11:30
55 Okunma
Mesut Özcan Düzgün Baba’da Heykel Tartışmasını Yazdı

Araştırmacı Yazar Mesut Özcan Dersim’de Alevilerce kutsal olan Düzgün Baba Cemevi bahçesine dikilen ve daha sonra kaldırılan heykel tartışmalarına ilişin bir yazı kaleme aldı. Özcan, PSAKD’nin 26 Temmuz tarihli bildirisini eleştirirken “Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…” benzetmesini yaptı. Özcan, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için toplanan paraların akıbetine ilişkin de kimi sorular sordu.

Düzgün Baba Cemevi bahçesine dikilen ve daha sonra kaldırılan Hasret Gültekin’in heykeli üzerine yaşanan tartışmalardan sonra, PSAKD’nin çağrısı üzerine 25 Temmuz Cumartesi günü Kureyşan Ocağı başta olmak üzere bölgede bulunan birçok Ocağın temsilcisi ve evlatları yüzlerce talip ve konuyla ilgili taraf olan Alevi örgütleri toplantı yaptı.

PSAKD’nin çağrısıyla yapılan toplantının sonuçları verilen ikrar sonucu bütün tarafları bağlayıcı olacaktı. Dersim halkı ve ocaklarının yüzde yüze yakını heykelin Düzgün Baba’ya dikilmesine rızalık vermeyince ipler kopmuş ve PSAKD heyeti “Anıtın Düzgün Baba dışında bir mekana dikilmesine taraf olmadığını” açıklayıp Düzgün Baba’dan ayrılmıştı.

26 Temmuz tarihinde ise uzun ve sert bir bildiri yayınlayarak; DAD ve Düzgün Baba Cemevi ile ilgili bütün ilişkilerini bitirdiklerini, hiçbir zeminde bir araya gelmeyeceklerini, kendi kurumlarına ve 2 Temmuz başta olmak üzere hiçbir eylemlerine bırakmayacaklarını, bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyeleri hakkında disiplin cezası uygulayacaklarını belirtmişti.

Kureyşan ocağı evlatlarından Araştırmacı Yazar Mesut Özcan heykel tartışmalarına ilişin eleştirel bir yazı kaleme aldı.

Özcan “Bir kutsal mekana heykel dikmek, her şeyden önce orada yaşayan insanların inancına hakarettir. Bu, biz sizin inancınızı yeterli görmüyoruz, siz bugüne kadar yanlış şeyler yaptınız, şimdi biz buraya müdahale ederek inancınızı düzeltiyoruz, anlamına gelmektedir. Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…” değerlendirmesinde bulundu. Ve Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için toplanan paraların akıbetine ilişkin kimi sorular sordu.

“ALEVİLER ADINA SÖZ SÖYLEYEN KİŞİ/KİŞİLER”

Kureyşan Ocağı’na mensup Araştırmacı Yazar Mesut Özcan’ın “Düzgün Baba’da heykel tartışması ve Pir Sultan Abdal Derneği’ne bazı sorular” başlıklı yazısının tamamı şöyle:

“Son on-on beş gündür, Dersim’de Alevilerce kutsal sayılan Düzgün Baba dağına dikilen, ardından da kaldırılan, 1993 yılında Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz Hasret Gültekin’in heykeli üzerine bir tartışma, daha doğrusu bir kavga yaşanıyor. Kavganın tarafları, Alevi örgütleri, dernekleri…

Bu tartışma ya da kavga, aslında Aleviliğin dernekleri/kurumları ve kendini “Aleviler adına söz söyleyen kişi/kişiler” olarak görenler eliyle nerelere sürüklendiğini, nasıl içinin boşaltıldığını, üstüne üstlük bir de bir katliamda yitirdiğimiz bir canımızın anısına nasıl saygı duymadığımızı gösteren bir hal aldı.

“PSAKD’NİN GOLE ÇETU’YA DİKDİĞİ PİR SULTAN HEYKELİ”

2000’li yılların başında, merkezi Ankara’da bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, bugün Dersim’de, Gole Çetu’nun hemen üst tarafına kurulan Cemevi’nin önüne Pir Sultan Abdal’ın heykelini görkemli bir törenle dikmişti. Oysa, Gole Çetu o gün de, bugün de ve elbette gelecekte de Alevilerin, özellikle Dersimli Aleviler’in kutsal mekanlarından biri. Bugün, Pir Sultan Abdal Derneği’nin bahçesine Pir Sultan Abdal’ın heykelini diktiği cemevine hiç kimse gitmezken, Dersim Alevilerinin neredeyse hemen tümü Gole Çetu’ya gidip adak adıyor, dilek tutuyor, dua ediyor…

“BİR KUTSAL MEKANA HEYKEL DİKMEK ÖNCELİKLE ORADA YAŞAYAN İNSANLARIN İNANCINA HAKARETTİR”

Fakat benim söylemek istediğim bu değil. Söylemek istediğim şu: Pir Sultan Abdal Derneği, Cemevinin bahçesine Pir Sultan’ın heykelini dikerken, o zamanki adıyla Fetullah Gülen Cemaati, Dersim’de hızlıca örgütleniyor, okullar açıyor, bizim çocuklarımızı elimizden alıyordu. Yani biz heykel açılışları yaparken, bu açılışta nutuk çekerken, öbür yanda canlarımız gidiyordu, çocuklarımız elimizden alınıyordu. Biz, bugün hala o dönemin acılarını yaşıyoruz. Bugün, Pir Sultan Abdal Derneği’nin bahçesine diktiği heykelin bulunduğu

Cemevinin dedelerinden biri, bir dönem Vali’yi Hızır’a benzeten ve Kenan Güven’in Dersim’den toplayıp 1980’li yılların başında Kuran kurslarına gönderdiği Dersimli çocuklardan biri…

Bir kutsal mekana heykel dikmek, her şeyden önce orada yaşayan insanların inancına hakarettir. Bu, biz sizin inancınızı yeterli görmüyoruz, siz bugüne kadar yanlış şeyler yaptınız, şimdi biz buraya müdahale ederek inancınızı düzeltiyoruz, anlamına gelmektedir. Tıpkı Osmanlı’nın bir dönem Kızılbaşlara uyguladığı “tashihi itikat”, yani “itikatlarını düzeltme” gibi…

“MANTAR GİBİ BÜYÜYEN DERNEKLER İLKİN KUTSAL MEKANLARIMIZDA BİTİYOR”

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin konuyla ilgili açıklaması çok kırıcı, aşağılayıcıdır. Bu açıklamayı, Pir Sultan Abdal Derneği değil de, bir başkası yapsaydı kesinlikle “provokatörlük”le suçlanacaktı. Çünkü açıklamada kullanılan dil, ne yazık ki böyle bir dil…
Esasında kutsal mekanlar, en doğal haliyle korunmalıdır. Düzgün Baba da böyle, Munzur Baba da böyle, bizim diğer kutsal tüm mekanlarımız da böyle olmalıdır. Fakat ne yazık ki, özellikle Alevilik adına kurulan dernekler mantar gibi çoğalmakta ve ilkin kutsal mekanlarımızda bitmektedirler. Her kutsal mekanımızda bir cemevi yapılmakta, bugüne değin doğal haliyle inancı sürdürenlerce ziyaret edilen kutsal mekanlarımız, yoğun olarak kirletilmekte, ticari ve politik çıkara ne yazık ki sonuna kadar açık hale getirilmekte, dahası ticari ve politik çıkarlar için kullanılmaktadır. Bazı siyasi isimlerin Düzgün Baba’da ve diğer kutsal mekanlarımızda adlarını taşıyan her şey kaldırılmalı, onlar tarafından yapılan her şey sökülüp atılmalı; her şey eskisi gibi doğal hale getirilmelidir. Unutmamak gerekiyor ki, siyasetle uğraşan kişiler, aynı zamanda ticaret de yaparlar. Bir verip on almanın derdindedirler… İş adamları, müteahhitler gibi…

Alevi derneklerinin bu haliyle faydadan çok zararı olduğu açıktır. Cemevlerinin de böyle… Aleviler, dernekleri de cemevlerini de hayatından çıkarmalıdır. Çıkarmadıkları sürece, kendileri ya inançlarından olacak ya da siyasetin içerisinde bulacaklardır kendilerini.

“BU DİL ALEVİLİĞE YAKIŞMAYAN BİR DİLDİR”

Yukarıda da belirttim. Hasret Gültekin’in heykelinin kaldırılması konusunda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yaptığı açıklama, gerçekten üzücüdür. Çok ağır bir dil kullanılmıştır ve bu dil Aleviliğe yakışmayan bir dildir. Bu dil, Alevilerin Alevilere karşı kullandığı “düşmanca” bir dildir. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, bu dili kullanmadan önce, eğer bir heykel dikecekse, kendisinin organize ettiği 2 Temmuz 1993 yılında yaşanılan katliamda hayatını kaybedenlerin heykelini, Sivas’ta dikmek için çaba harcamalıdır. Bunun mücadelesini vermelidir. Çünkü, bir anıt heykel burada anlamını bulacaktır. Madımak Oteli’nin “Madımak Katliamı Müzesi” olması çabalarının ne alemde olduğunu bilmiyorum. Fakat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Ankara’da kendi genel merkezinde küçük de olsa bir müze girişiminde bulunmuştu. Bu müzede ne var, bilmiyoruz… Madımak Oteli’ni müze olarak hayata geçiremiyorsa bu dernek, kendi Genel Merkezi’ni “Madımak Katliamı Müzesi” yapmalıdır…

Ve bir soru:

Sivas Katliamı’nda zarar gören aileler için toplanan yardım paraları ne oldu? Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yönetimi bunu bütün açıklığıyla kamuoyuyla paylaşmalıdır. Dernek yönetimi belki miktarını unutmuş olabilir, ben kısmen burada belirteyim:

*1993 yılında, tüm dernekler düzeyinde yürütülerek açılan yardım hesaplarında 150.000 (150 bin) Mark’a ne oldu?

Oysa 21 Kasım 1993 günü Ankara’daki Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasıyla ailelere dağıtılacağı kamuoyuna duyurulmasına rağmen, Çankaya Belediyesi Kültür Salonu’nda toplanılarak, 12.500 Mark’ın Sivas Katliamı Davası’nda müdahil avukatların masrafı için oluşturulan komisyona verilmiş, anıt mezar projesi için ise 12.500 Mark, Pir Sultan Abdal Derneklerine bırakılmıştı. Toplanan 150 bin Mark’ın sadece 45.500 Markı ailelere dağıtıldı. Geri kalan 71.093 Mark ise bir hesap açtırılarak bu hesaba yatırıldı. Ayrıca 4 Aralık 1993 günü Almanya’nın Manheim kentinde yapılan gecede kalan 46.000 Mark da, yine yukarıda belirtilen hesaba yatırıldı.

Şimdi tekrar soralım:

*Bu paraya ne oldu? Anıt mezar için Pir Sultan Abdal Kültür Derneğine bırakılan 12.500 Mark ile nerede, hangi anıt mezar yapıldı?

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevilerin kutsal mekanlarına saygı göstermediği gibi, kendi kutsal mekanlarını korumak isteyen Aleviler’e karşı kullandığı çirkin ve ağır üslubu düzeltmeli, özür dilemeli ve yukarıdaki sorulara yanıtları acilen vermelidir. Yanıt vermediği sürece zan altında kalacaktır.

(PİRHA/ İSTANBUL)

Son Güncelleme: 30.07.2020 11:37
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.