Suskun dostlara sevimsiz mektup

Barış imzacılarının yanındaydık, sesimiz yetmedi. Yarbay Mehmet’in de yanındaydık, sesimiz yetmedi. Kesilen ağacın, kuruyan derenin, ülkesinden göçenin, evi yıkılanın yanında, “haraminin saltanatının” karşısındayız; sesimiz yetmiyor! Sayısız hayat, sayısız isim sığar bu kalıba ama gerek yok, anladınız, sesimiz yetmiyor. Sesin var olması önemli, ancak yalnızca yüksekliğiyle, ses çıkaranların toplamıyla birlikte anlamlı… Ses çıkarılmalı ve ses çıkarıyoruz, ancak yetmiyor. Diyeceğim o ki, o güne geldik: önümüzdeki dönemde yaşanacak bütün büyük olumsuzluklardan, yıkımlardan, kıyımlardan ve geri alınamaz kayıplardan, en çok her şeyi gördüğü halde susup başını önüne eğen siz mahcup dostlarım sorumludur.

Suskun dostlara sevimsiz mektup

Barış imzacılarının yanındaydık, sesimiz yetmedi. Yarbay Mehmet’in de yanındaydık, sesimiz yetmedi. Kesilen ağacın, kuruyan derenin, ülkesinden göçenin, evi yıkılanın yanında, “haraminin saltanatının” karşısındayız; sesimiz yetmiyor! Sayısız hayat, sayısız isim sığar bu kalıba ama gerek yok, anladınız, sesimiz yetmiyor. Sesin var olması önemli, ancak yalnızca yüksekliğiyle, ses çıkaranların toplamıyla birlikte anlamlı… Ses çıkarılmalı ve ses çıkarıyoruz, ancak yetmiyor. Diyeceğim o ki, o güne geldik: önümüzdeki dönemde yaşanacak bütün büyük olumsuzluklardan, yıkımlardan, kıyımlardan ve geri alınamaz kayıplardan, en çok her şeyi gördüğü halde susup başını önüne eğen siz mahcup dostlarım sorumludur.

03 Eylül 2016 Cumartesi 10:35
Suskun dostlara sevimsiz mektup

 Önceki gün muhalefetsiz, dün yargısız, bugün üniversitesiz bir ülkeye uyandık, mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Her geçen gün daha çok çalışıp daha az kazanıyoruz, hissediyor olmalısınız. Uzunca süredir sokakta pisipisine ölmeme hakkından zaten yoksunuz, bunun illa ki farkındasınız. Temel haklarımıza ancak ve ancak onları peşkeş çekildikleri kan emicilerden satın alarak erişebiliyoruz, vesaire… Fakat sende kıpırtı yok! Neden? Galiba şunu telkin ediyorsun kendine: “Amman kolla kendini yalnız kurt! Kendini kollarsan, işine gücüne bakarsan gemin yürür, sana bir şey olmaz.” Af edersiniz dostlar ama nah olmaz!

Şunu anlamalısınız ki her Allah’ın günü, birbirinin tekrarı olan her hareketinizle ve tüm o yıkıcı umursamazlığınızla onaylamakta olduğunuz şey, kendi geleceğiniz üzerine konan ipotekten başka bir şey değil. Görmezden gelmekte ısrarcı olduğunuz İslamcı faşizm, hep tanımadığınız insanları mağdur edecek sanıyorsunuz. Hadi bakalım, umalım ki öyle olsun ama demedi demeyin: çember daralıyor! Gemi su alıyor ve açık denizde hepinize, hepimize şanstan fazlası gerek…

***

Ağır laf şu söylediğim, ama galiba etliye sütlüye karışmayan bencil orta yolcu takımına dâhil olmayı seçen sizler zarar görmeden, asla kazanacak kadar kalabalık olamayacağız. Sizler siyasetle perdelenerek sürdürülen dev hacimli sermaye transferini bal gibi de görüyorsunuz mesela, fakat kendi mutlu mesut yaşamlarınızın da bu sürecin -sırasını bekleyen- bir aşamasından ibaret olduğunu henüz idrak edemiyorsunuz. O sonuna kadar hak edilmiş mutlu mesut yaşamlarınızı gasp edilmekten koruyan hukuki kazanımlar elbirliğiyle ortadan kaldırılırken, yaşananları kendi gerçekliğinizle alakasız bir filmi izler gibi izliyorsunuz. Hiçbir şeyin, hiç kimse için eski haliyle sürdürülmesinin mümkün olmadığı zamanların artık ne kadar yakın olduğunun farkında değilsiniz. Mücadele etmek, ses çıkarmak, solculuk “yapmak”… Bunlar -güya- size abartılmış ahlakçılık gibi, gereksiz erdem gösterisi gibi, uçucu romantizm gibi geliyor. Oysa somut olan için, kendi yaşamlarınız için mücadele etmekten kaçacak kadar korkaksınız sevgili dostlar.

Konuşabilecekken susup göz devirmek, omuz verebilecekken yalnız bırakmak, değiştirebilecekken alışmak, ortadan kaldırılması gerektiğine inandıklarınızın parçası olmak gururunuzu incitmiyor mu? Bugüne kadar susarak faşizmin gözünde makbul vatandaş olmak halen kanınıza dokunmadıysa şundan emin olun, daha da makbul olmanın yollarını gösterecekler size ve yürüyeceksiniz o yolda… Mesela “muhbirlik” yasasının eli kulağında… Sanırım ücreti de fena olmayacaktır. Hem, olmaz ya, yarın öbür gün başınıza bir durum gelirse “ya ben muhbirdim!” der yırtarsınız. Sigorta gibi yani… Abartılı mı geldi? Abartmıyorum. Bugün bu şartlarda susup oturmayı içine sindirebilen kişi, yarın artık makbul vatandaş sayılmak için sadece sessiz ve tarafsız olmak yeterli görülmemeye başlandığında, muhbirlik de yapabilir, bayraktarlık da… Onursuzluğun bir ince ayar düğmesi yok maalesef. Demedi demezsiniz, yakanızda alev alev yanan turuncu bir parti rozeti bile sandığınızdan yüksek bir ihtimal. Neden olmasın ki?

***

Dostlar,

Rahatsız olunca ses çıkarın, ses çıkaranları ciddiye alın, ses çıkaranlara ulaşın, sesinizi ihtiyacı olanlara ulaştırın. İnsanoğlunun iyiliğini isteyenlerdenseniz fikirlerinizi saklamaya ihtiyacınız yoktur, gayrimeşru korkulara tenezzül etmeyin! Kendinize yabancılaşmayın. Yalnızlaşmayın. Alışmayın. Müdahale edin. Mücadele edin.

Vicdanlısınız ama kaburgalar arasına hapsedilmiş o hımbıl vicdan beş para etmiyor! Akıllısınız ama tek başına kurtulmanın -var olmayan- formülünü bulabileceğinize inanacak kadar da salak olabiliyorsunuz, olmayın! Her şeyi içinize atmayın. Her şeyi içinize atarsanız kanser olursunuz. Belki kanser olmazsınız ama geldiğimiz şu noktadan sonra kesinlikle sevimsiz olursunuz!

Suskun mahcubiyetinizi yenilgiye uğratmanın yollarını aramanız dileğiyle,

Sağlıcakla.

Son Güncelleme: 03.09.2016 10:37
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.