Tahir Çalgüner yazdı: "Çevre-bilimi' ders notlarında Ekolojisizlik ve Sevgisizlik !!

erküre üzerinde yaşanan 'post modernist' düşünce süreci; gerisinde kavram kargaşası / istismarı yaratan bir mirası akademiye bırakmıştır. Böyle bir defacto (fiili) mirası kucaklarında bulan bilimciler bu tıkanıklığı aşmaya yönelik olarak, üç (3) ekole ayrılmıştır. a) I. Ekol; Farklı kavramları birbirleriyle eşitlemek /özdeşleştirmek. ('Postmodernist') (İşine nasıl gelirse öyle kullan mantığı) (Takiyeci-bilim) b) II. Ekol; Bilim dallarında yaşanan pozitivist enflasyon.

Tahir Çalgüner yazdı: "Çevre-bilimi' ders notlarında Ekolojisizlik ve Sevgisizlik !!

erküre üzerinde yaşanan 'post modernist' düşünce süreci; gerisinde kavram kargaşası / istismarı yaratan bir mirası akademiye bırakmıştır. Böyle bir defacto (fiili) mirası kucaklarında bulan bilimciler bu tıkanıklığı aşmaya yönelik olarak, üç (3) ekole ayrılmıştır. a) I. Ekol; Farklı kavramları birbirleriyle eşitlemek /özdeşleştirmek. ('Postmodernist') (İşine nasıl gelirse öyle kullan mantığı) (Takiyeci-bilim) b) II. Ekol; Bilim dallarında yaşanan pozitivist enflasyon.

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
27 Nisan 2017 Perşembe 01:18
Tahir Çalgüner yazdı: "Çevre-bilimi' ders notlarında Ekolojisizlik ve Sevgisizlik !!

Her kavrama karşılık gelen kelimenin sonuna 'bilim' kelimesi eklenerek, yapılan küçük ölçekteki 'bilimsel'! savunma mevzileri.(normatif çılgınlık) c) III. Ekol; Kelimelerin gerçek anlamına fenomenolojik açılımlar getirerek, kuramın özünü savunan çalışmalar. Holistik (bütünsel) çalışmalar. Post modernizm döneminin, temel özelliği, modernist dönemden farklı olarak, kelimelerin (kavramların) istismar edilmesidir. İşte tam bu noktada; Ekolojizm ile Modernizm ya da Postmodernizm arasındaki farkı netleştiren aşağıdaki soruya verilen cevap önem taşımaktadır. 'NE KADAR İNSANMERKEZLİLİK?' (Çevreci Yazına Bir Atıf) 'Bazı ekologların ve biyologların 'Sıg ekolojik' olarak tanımladığı 'çevre' anlayışlarını insan merkezli , derin ekoloji anlayışını ise biyomerkezli olarak nitelendirmeleri insanmerkezli ile kendimerkezli (ego-centrik) bencil kavramlarını ontolojik olarak ayırt etmediğinden, dolayısı ile, sosyo ekoloji ile fizik ekolojinin birliği açısından 'sığ'lığın ne olduğunun yorumunda ciddi endişelere yol açmaktadır' (Kaplan H. 160). 2005 Şehircilik Çalışmaları, Nobel Yayın) Hemen belirtmek gerekir ki; 'Ne kadar insanmerkezlilik?' sorusunu yönelten bir bilimcinin zihinsel karmaşası; henüz modernist kuluçka dönemini tamamlayamadan yuvasından uzaklaşmış, Postmodernist düşünce bataklığında, (çelişkiler içinde) debelenen çirkin bir 'ördek' yavrusunun dramı ile özdeşleştirilebilir. Bir örnek vermek gerekirse; Derlenmiş, toparlanmış (bir  çevreseven öğretim üyesinin) çevrebilim ders notunda; "Ekoloji"den (bol ünlem işaretli) aşağıdaki şekilde bahsetmesi bile, "EKOLOJI" den ,bir çevreci olarak bile bihaber olması açısından düşündürücüdür. Şöyle ki; Alıntı: Dersin Adı: Çevre Bilimi Ders notu Sayfa 11. Ekoloji: .........._"insanların niçin problem oluşturduklarını, problemleri çözmedeki engellerin neler olduğunu açıklayamaz!"........buyurmuştur. Ekolojiyi, insan, insan sevgisi ve insani değerlerden bağımsız gören bir zihniyet buyurdu mu? işte böyle buyurur. İşte," dikili bir ağacı bile olmayan" bu müstebit zihniyet; tahakküm-sever bir zihniyettir. Ekolojiyi de kapsayan 'Ekolojist Bilim Paradigması'; Tüm eklektik! 'Merkezci' düşünceleri reddeder. 'Çevre merkezci', 'insan merkezci', 'bio merkezcilik' gibi gruplandırmalar, ekolojist bilimcilerin alışık olmadığı ve de temkinli yaklaştığı 'Çevreci'! görüşlerdir. Birbirlerine göreceli olarak üstünlüğü / ayrıcalığı da savunulamaz. Sistem içindeki karsılıklı etkileşim önemlidir.. 'Merkezcilik' yaklaşımı yerine 'Durumsallık' kavramının benimsenmesi daha uygundur. Durumsallıktan kasıt ise; 'İNSANIN' durumsallığıdır ki; Ekoloji ve / veya Ekolojist bilim paradigması, özü itibariyle 'insan durumsallığını' gözeten bir paradigmadır. Ancak, bu bağlamda üzerinde durulması gereken nokta şudur; 'İnsan' faktörü; bir zihinsel gelişim aşamasında, quantitaive (nicel) değişken olarak algılanmaz, qualitative (nitel) bir değişken olarak ele alınır: Dolayısıyla., 'ne kadar' sorusu temelsiz bir çıkış noktasıdır. 'Çevreci zincirlerden' kurtulmuş bir ekolojist bilimcinin, gündeminde, 'Ne kadar İnsanmerkezlilik' sorusu yoktur. Bir 'çevreci'! akademisyenin dediği gibi; İnsan (antropos), zincirin en zayıf halkası mı, yoksa en güçlü halkası mı olacak? sorusuna bir ekolojist bilimci aşağıdaki cevabı verir; 1. En güçlü zincirin kuvveti; en zayıf halkası kadardır. 2. Evin ('oikos') kapısına, bağlantı noktasındaki kilidin işlevselliği de, en az zincirin sağlamlılığı kadar önemlidir. Dolayısıyla, bir düşünce akımını betimlerken , 'Sığ' ya da 'derin' gibi, sıfat eklerinden ziyade, insanın zihinsel gelişim aşamalarında ki, 'İnsan durumsallığını' sorgulamakta yarar vardır. Bir ekoloji ya da 'sistem', derinligi kadar 'sistem' dir. Günümüzdeki temel sorun ; 'pozitivist durumsallığındaki, insan' ile 'doğa durumundaki insan' arasındaki temel paradigma hesaplaşmasından kaynaklanmaktadır. Aksi takdirde; 'Nasreddin Hoca'nın' fıkrasında da anlatıldığı gibi, zincirlenmiş evin kapsındaki kilit açık bırakılırsa, yapacak bir şey de kalmaz. Bu bağlamda; İçi; sağlam bir içerik (öz). ile doldurulmamış bir 'Ekoloji' savunuculuğu, biçimsel retorik bir söylem olarak , 'çevreci' düşüncenin kalıplarını zorlayamaz ve de farkında olmadan bir 'biçim' savunuculuğuna dönüşür. 

Sonuç olarak; 'Çevrebilim' adındaki çağdışı bir zihniyet, her zaman 'Ekoloji'ye eşitlenir (indirgenir!). 'Ekolojizm', hem modernizm, hem de 'post modernliğin' panzehiridir. Artık günümüzde, 'çevrebilim', sözdebilim ya da 'makyajcı bilim' olarak kabul görme noktasındadır. Tüm, 'gerçek ekolojist bilimcilerin', gündemindeki tek amaç; bütünsellik (holistik) paradigmanın,'yöntem bilimsel' açıdan bilimsel altyapısını hazırlamaya yöneliktir. Bugünün pozitivist bilim anlayışı içinde 'sosyal olan' ve 'doğal olan'/doğaya ait olan birbirinden koparılarak farklı gerçeklikler olarak kavramsallaştırılmaktadır. Newtoncu bir neoklasik iktisat teorisi (çevre ekonomisi) ve sosyal bilim paradigmasının törpülenmesi, ekolojist plancıların üzerinde hassasiyetle durdukları önemli konulardır. Unutulmamalıdır ki; Ekolojist dönüşüm; insanın uzuvlarında değişiklik yapıp, yeni bir 'yaratık' ortaya çıkartmayı amaçlayan bir fiktif süreç olarak değil, sadece zihinsel bir devrimi başlatan bir aşama/durumsallık olarak algılanmalıdır.

Bugün,'ne kadar insan merkezlilik' sorusunu soran, yarın 'insanlık' kavramını da teraziye koyup tartmaya kalkar. 'Ne kadar insan merkezlilik?' ve sonrasında ise, 'İnsanmerkezlilik, ne kadara?' sorusu; aslında biz ekolojistlere bazı ipuçları vermekte. Bu ipucu şudur; Sırasıyla, a) 'Pozitivist' + b) 'Neoliberal' tınılar içeren, parçalı bulutlu ve ifade sendromlu, bu tür bir yaklaşımın, kozmozdaki şirin tekrarı; (ego-centrik)-'kendi merkezli'- ruh haline sahip akademisyenler ve de değişmez sevgi yoksunu hayat felsefeleridir.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Can 3 ay önce

Harika bir öneri

Avatar
ümit 3 ay önce

Kuşların yaşam alanlarını mahfedip sonra kuşlara buğday atan çevrecilerden de bıktık.

Avatar
temel 3 ay önce

gölün suyu bulanık diye planktonlarını arıtan ve balık ölümlerine sebebiyet veren çrvrebilimcileri gibi