Tahir Çalgüner yazdı: DEMOKRASİ VE EKOLOJİ ÜZERİNE..

(Ekolojik Zeka; Demokraside empatiyi getirir.)

Tahir Çalgüner yazdı: DEMOKRASİ VE EKOLOJİ ÜZERİNE..

(Ekolojik Zeka; Demokraside empatiyi getirir.)

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
02 Haziran 2017 Cuma 11:24
Tahir Çalgüner yazdı: DEMOKRASİ VE EKOLOJİ ÜZERİNE..

Bu deneme yazısında, Demokrasi yönetim biçiminin temel özellikleri ve Ekoloji arasındaki benzerlikler ve kader (keder) birliği vurgulanmaya çalışılacaktır. 



Bireye tanınan mülkiyet hakkına dayalı girişim özgürlüğü, süreç içinde, ekoloji sorunlarını meydana getirmiş ve ekoloji hakkı, özgürlükleri sınırlandıran bir kuram içinde gelişme göstermiştir. Önceleri, insanı merkez alan insanoğlunun ekonomik faaliyetleri, giderek doğa merkezli bir yapıya (ekocentrik) dönüşüm eğilimindedir. Ortak Geleceğimiz raporu ile bu ikisi arasında bir yol izlenmiş ve “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramını gündeme getirilmiştir. Doğa ve insan faktörü arasındaki dengeyi arayan böylesine bir oydaşma toplumsal katılımı, uzlaşmayı ve ekonomi ile ekoloji arasındaki dengeyi de beraberinde getirecek bir yaklaşımın habercisidir. İnsan mutluluğu faktörünü ihmal eden bir demokrasi olmayacağı gibi, bir ekoloji ve ekonomi anlayışı da olamaz. Demokrasinin temeli üzerine idari yapılarını şekillendiren ülkelerde gördüğümüz gibi, insan merkezli bu gelişim zaman içerisinde kendi kamusal alanını doğurmuştur. Açıktır ki, bu kamu alanı, ekolojik ve doğal değerler ile çakışık bir yapı göstermektedir. Bu bakımdan her iki konumda da gelinen nokta ve amaçlar arasında çakışık, benzer bir uygulama alanı ortaya çıkarmaktadır. 



Demokrasinin gelişmesi için ekonomik kalkınmayı ön plana çıkaran yaklaşım; ekoloji sorunları önleme bilincinin yerleştirilmesi için de ekonomik kalkınma ön şartını beraberinde getirmektedir. Burada açmaz; ekolojik tahribatın geri dönüşümü olmayan bir süreci getirmesidir. Gayri Safi Milli Hasılası yüksek olan toplumlarda ekosistemleri düzenleyici yasal, yönetsel önlemlerin alınması daha etkilidir. Fakat kalkınırken ekolojiyi korumak ve demokratikleşmeyi sağlamak ne denli karamsar olmasak da bir zorunluluğu beraberinde getirmektedir. GSMH hesaplamalarında Ekolojik faktörlerde hesaba alınmalıdır. 



Gerçek demokrasilerde karar oluşumu (karar alma değil) bir süreci gerektirir. Gelişmekte olan ülkelerde yaygın olan temsili demokrasilerde karar, merkezi ağırlıktadır ve marjinal grupların karara katılımı sınırlıdır. Katılımcı demokrasiler ise oluşan süreç sonunda asgari müştereklerde birleşen bir kararı gerektirir. Sorunun tanımlanmasına ve çözüme bu süreç içinde, çoğulcu sivil toplum, sendika ve derneklerin siyasal iktidarı denetlemesi ile yaklaşılır. 



Ekolojik planlama disiplini için de aynı benzetme yapılabilir. Başlangıçta amacı belli olan statik, merkezi yönetim güdümündeki, insanlara parsel bazına kadar nasıl yaşanacağını gösteren otoriter bir fiziksel planlama yaklaşımı; süreç içinde planlamaya ekolojik girdilerin de katılması nedeniyle, amacın süreç içerisinde farklı ekolojik paydaşlar tarafından saptanacağı demokratik kitle örgütleriyle oydaşma sürecine kayma eğilimindedir (esnek planlama yaklaşımı). Önemli olan bu bileşenleri keşfetmek, çoksesliliği yaşatmak ve bilgi transferini demokratik mekanizmalarla sağlamaktır. 



Sözünü ettiğimiz demokrasinin vazgeçilmez öğeleri olan yerel yönetim ve sivil toplum örgütlerinin gelişimi ve bu örgütlerin etkinliği; ekolojik kaygılarının o yörelerde yaşayanların ortak sorunu olduğu paydasından hareketle amaçlarını çok boyutlu karar süreçlerinin yerelleştirilmesi yoluyla çeşitlendirebilmesiyle yakından ilgilidir. 



“Yönetimin tek merkezde toplanmasının önlenmesi ve yerelleşme ile yalnızca siyasal özgürlükler güvence altına alınmakla kalmayacak aynı zamanda yurttaşların kendi yörelerinin ortak sorunlarıyla çevreleriyle daha yakından ilgilenmeleri de sağlanmış olacaktır. 



Türkiye’de kimi çevre örgütleri ve gönüllü kuruluşların çevre sloganı altında, mevcut ekonomik düzene alternatif çözümler üretmesi eğer geçmişte bili bir siyasal akıma bağlı kişiler tarafından yapılıyor ve sahipleniyorsa (temsil ediliyorsa) bu bir tesadüf değildir. Ekoloji de siyasallaştırılmalıdır. Ekoloji sorunları, yerel ve merkezi iktidar ilişkilerinin altında yatan toplumsal ve siyasi çıkarlarla yakından ilişkili bir toplumsal olaydır. ABD’de 1960’lı yıllarda başlayan toplumsal protesto hareketleri daha sonraları çevreci hareketlere dönüşmüştür. Türkiye’nin de bu tür gelişim süreci içinde olduğu gözlenmektedir. Ekoloji sorunu; siyasi süreç içinde önemli bir rol oynamakta ve toplumsal değişimin en önemli eksenlerinden birini oluşturmaktadır. (Manual Castels: Kent-sınıf-iktidar, 12). 



Demokrasi bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçiminin sürdürülebilmesi için önce yaşama alanına sahip çıkabilmek gerekir. Bu nedenle halk, ilk önce ekolojisine sonra demokrasiye sahip çıkacaktır. Bunu yapmanın temel koşulu demokrasiyi olduğu gibi ekolojik dengeleri de korumayı hedefleyen grupların oluşturacağı demokratik kitle örgütleridir.Böylelikle, yurttaşların çevreye karşı sorumluluk duygularının geliştirilmesinin yanı sıra, farklı çakarların savunulması sayesinde toplumun baskıcı bir yönetime kayması önlenecektir. Önümüzdeki yüzyıl; ekoloji sorunlarının, gündemin ön sıralarını işgal ettiği çok parlak ve bir o kadarda geç bir yüzyıl olacaktır. Mevcut temel çevre etiğinin iktisadilikten kurtarılması ve yeni bir toplum ve ahlak anlayışı üzerine temellenen ekonomik bir büyüme, demokrasinin de zaferi olacaktır. Bir bakımdan bu iki kavram, kaderleri ve ortak amaçları aynı olan birbirleri ile karşılıklı ilişkili bir kader birliğini içinde barındırmaktadır. 



Demokrasi geliştikçe ekoloji bilinci, bu bilinç geliştikçe de demokrasimizde gelişecektir. Ekolojk empati; bu çoğunluğu ve katılımcılığı sağlamaya yönelik bileşenlerden sadece biridir. Demokrasi toplumsal sınıflar arasındaki oydaşma, ekoloji ise; insan eylemleri dahil, abiyotik ve biyotik tüm ekolojik bileşenleri arasındaki oydaşmadır. Tüm bu ekolojik kavramlar planlamada ne kadar iyi temsil edilirse o kadar, insana dönük sağlıklı ortamlar ve demokrasiler de yaratma olanağı doğar. 



Demokrasi ise “hedef”in adıdır. Demokrasi ve Ekolojik düşüncede “yolda” olmak önemlidir. Demokrasi gibi Ekoloji de bir “neden” değil “sonuçtur”. Bu yüzden; sonuçlarından memnun olmayan toplumun, nedenlerini kendilerinin Ekolojik düşün dünyalarında aramaları gerekmektedir.Demokrasi ve Ekoloji kuramları ; düşünmeyi yeniden düşünmemizi gerektirir.



Toplumların ekolojisindeki zenginlik (düşünsel ekoloji) bir toplumdaki demokrasinin aynasıdır. Ekosistemler birbirine görünmez ağlarla, birbirine bağlı bir karşılıklı etkileşim ile her gün kendilerine has bir eko-demokrasi ile hareket ederler. Sistemin sürdürülebilirliği ve sürekliliği bu döngüsel devinime bağlıdır.Toplum demokrasilerindeki sıkıntı ve açmazlarda bu sürekliliğinin yavaş hızından kaynaklanır.Bir toplum ne kadar düşünce çeşitliğine sahip olursa entropisi daha az olur.Diğer bir deyişle, Biyo çeşitliliği fazla ve renkli yüksek enerjili (açık) ekosistemler gibidirler.Biz insanlar bunu “orman kanunları” olarak algılarız ama bunun adı ekolojinin yasalarıdır.Orman kanunu tabiri ise insanların anti-ekolojik davranışlarını tanımlamakta kullanılacak bir tabir olarak ego-merkezci insana iade edilir.!

Son Güncelleme: 02.06.2017 11:39
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.