Yetmez ama yeriz!

Bu slogan Türkiye siyasetine bir dönem damga vurdu. 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumunda AKP’li olmayan pek çok insan “Yetmez Ama Evet” dedi.

Yetmez ama yeriz!

Bu slogan Türkiye siyasetine bir dönem damga vurdu. 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumunda AKP’li olmayan pek çok insan “Yetmez Ama Evet” dedi.

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
20 Haziran 2016 Pazartesi 10:49
Yetmez ama yeriz!

 AKP ile dünya görüşü de, siyaseten durduğu yer de bir olmayan bir çok isim ve sivil toplum kuruluşu referandumda CHP-MHP’nin liderliğini yaptığı ‘Hayır’ bloğuna karşı AKP’yle aynı safta birleşti. ‘Yetmez Ama Evet’ diyenler arasında DSİP, MAZLUM DER, Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu, Genç Siviller, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu gibi gruplar da vardı. Adalet Ağaoğlu, Ufuk Uras, Bülent Somay, Cafer Solgun, Yılmaz Odabaşı, Cengiz Aktar, Dilek Kurban, Garo Paylan, Halil Berktay, Hayko Bağdat, Kerem Kabadayı, Ömer Laçiner, Perihan Mağden, Roni Margulies, Sezai Temelli, Şenol Karakaş, Tatyos Bebek, Turgay Oğur, Ümit Kardaş, Yasemin Çongar, Lale Mansur, Oya Baydar, Şanar Yurdatapan, Hale Soygazi, Zeynep Tanbay gibi aydın, sanatçı ve akademisyenler de “Yetmez Ama Evet” diyeceklerini açıkladılar. 

 

Referandumda halk ‘evet’ dedi ama AKP referandumla getirilen düzenlemelerin neredeyse hiçbirinin uyum yasasını çıkarmadı. Ardından da peş peşe gelen antidemokratik uygulamalarla ‘tek adam rejimi’ne doğru yol aldı. Referandumla değiştirilen HSYK’yla ilgili anayasa değişiklikleri yasalarla by-pass edildi. Türkiye hızla otoriterleşti. ‘Hayır’cı cephe tüm bu olup bitenlerin sorumlusu olarak AKP’den daha çok ‘Yetmez Ama Evet’ diyenleri gördü. AKP’nin baskıcı antidemokratik uygulamaları arttıkça, ‘hayırcı cephe’, ‘Yetmez Ama Evetç’ileri şeytanlaştırdı. İsimlerinin sıralı listesini barındıran internet siteleri oluşturulup, “unutma unutturma” sloganlarıyla hedef haline getirildiler. 

 

Ancak, gelinen süreçte NOKTA yazarı Gökhan Özgün’ün tabiriyle; “Bir de, her Allahın günü ‘yetmez ama evet’ diyenler var…”  

 

Kurulduğu günden bu yana AKP’ye muhalif olduğunu söyleyen, tüm suçu ‘yetmez ama evetçilere’ atan pek çok kesim ve kişi, bugün yaptıklarıyla AKP’ye farklı alanlarda ‘evet’ diyor. Kimi Kürt meselesinde, kimi dokunulmazlık oylamasında, kimi hükümet alternatiflerini tıkayarak, kimi çatışmaları iktidarın işine gelecek şekilde tırmandırarak, kimi cemaate yönelik operasyonlarda, kimi yerli ve millilik konusunda AKP’nin önünü açarak “neo yetmez ama evet” sürecini örgülediler. 

 

Son 6 yıllık Türkiye siyasetine baktığımızda aslında AKP’nin güçlenmesinin altında muhaliflerin büyük payı var. CHP, MHP, PKK, SÖZCÜ Gazetesi, İlker Başbuğ, Metin Feyzioğlu, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli gibi pek çok ismin yeni dönemde AKP’nin yaptıklarına bazen susarak, bazen de konuşarak destek verdiğini görüyoruz. Hatta öyle kritik noktalarda bu desteği verdiler ki, “Yetmez Ama Evetçiler”in AKP’ye verdiği destek “Neo-Yetmez Ama Evetçiler”in verdiği destekle kıyaslandığında devede kulak gibi kalıyor. 

 

Sendikalar  neo yetmez ama evetçilerin en güçlü ayaklarından biri. Resmen kölelik demek olan ‘kiralık işçi düzenlemesine’ TÜRK-İŞ çıt çıkarmadı. Konu birkaç açıklamayla geçiştirildi. Oysa sendikaların bu düzenleme ve işçi haklarını tırpanlayan daha pek çok düzenleme karşısında ülke çapında grevlere gitmeleri gerekiyordu. Sendikalar iktidara ‘evet’ diyerek gözlerini yumdular ve işçi hakları paspasa dönüştü. 

 

Eğitim alanı ise AKP’nin belki de en zayıf karnı. Ama 600 bin öğretmenden oluşan camiada ölüm sessizliği hakim. Eğitim sendikalarının, meslek örgütlerinin dibe vuran sistemle ilgili sessizliği karşısında liselerdeki çocuklar isyan etme noktasına geldi.  Ama eğitim sendika ve derneklerinin AKP’ye ‘evet’inde bir değişim olmadı.

 

Yargı alanındaki neo yetmez ama evetçiler ise saymakla bitmeyecek kadar çok.  Haşim Kılıç AYM Başkanıyken beklettiği düzenlemelerle; HSYK, AKP’yi rahatsız eden hakim-savcıları doğramasıyla, tüm olanlara Yargıtay ve Danıştay’ın suskunluğuyla örnekler sayılamayacak kadar çok. 

 

Sonuçta 2010 yılında “Yetmez Ama Evet” diyenler, yazılı olan bir metnin maddelerine “Yetmez Ama Evet” dedi. Ancak “Neo Yetmez Ama Evetçiler”in önünde herhangi bir metin yok. Daha esnek bir alan oluşturduğu için ‘evet’lerin sonu gelmiyor. 

 

CHP’NİN YETMEZ AMA EVETLERİ

2010 Anayasa Referandumu’nda “hayır” oyu veren ve bunun için kampanya yapan CHP, günümüzde çok kritik noktalarda AKP’ye ‘evet’ diyor. En dikkat çekeni; Anayasa’ya aykırı olduğunu kendilerinin de dile getirmesine rağmen milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için AKP ile beraber “evet” oyu vermeleriydi. 

 

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’la yapılan temaslarda adaylığı üzerinde anlaşmaya varıldı ancak ibre bir anda Ekmelettin İhsanoğlu’na döndü. CHP, Haşim Kılıç’ı açıklamaktan son anda vazgeçerek son derece zayıf bir çatı adaya destek verince, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na ilk ‘evet’ oyu CHP’den gelmiş oldu. 

 

AKP’nin tek başına iktidarı kaybettiği 7 Haziran seçimlerinden sonra Meclis Başkanlığı oylaması kritikti. CHP daha önce çatı aday yapıp destek verdiği Ekmelettin İhsanoğlu’na destek vermek yerine, Deniz Baykal’ı aday yaptı. AKP kendi adayını seçtiremeyeceği bir matematiksel tablodan, adayını seçtirerek çıktı, tabiki yine CHP’nin örtülü ‘evet’i sayesinde. 

 

CHP, Çözüm Süreci başladığında “hükümete açık kredi veriyoruz” diyerek kapalı kapılar ardında başlayan sürece tam destek verdi. İki yıl sonra AKP bu kez çatışma sürecini başlattı, CHP’den yine tam destek buldu. Kürt politikası barışçıl da savaşçı olsa CHP, AKP’den “evet”lerini eksik etmedi.

CHP’nin son “Yetmez Ama Evetçi” tavrı ise EMASYA Protokolüyle ortaya çıktı. Darbeye zemin hazırladığı gerekçesiyle kaldırılan EMASYA Protokolü, yeni bir şekle büründürüldü. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, asker ve polisin işlediği suçlara dokunulmazlık zırhı getiren, askerin şehirlerdeki asayiş olaylarına el koymasına, şehirleri ablukaya almasına izin veren yeni EMASYA protokülüne destek vereceğini deklare etti.

 

MHP VE BAHÇELİ

İlk kez cumhurbaşkanını halkın seçeceği 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde anketlerde Erdoğan’la başa baş görünen Meral Akşener’i aday yapmayan MHP Lideri Devlet Bahçeli, tarihin en kritik ‘evet’ öpücüklerinden birisini verdi AKP’ye. Muhalefetin arkasında toplanabileceği güçlü aday ihtimali yok edildi. CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Sayın Bahçeli’ye ortak aday olarak Akşener ismini önerdim kabul etmedi” diyerek bu gerçeği perçinledi.

 

7 Haziran seçimlerine geldiğimizde MHP, 80 milletvekili çıkardı. O Meclis tablosundan bir koalisyon hükümeti çıkması için en kilit partiydi, ancak daha başta koalisyon ihtimallerini yoketti. Bahçeli, kendisine teklif edilen Başbakanlık önerisini dahi geri çevirdi. Bahçeli’nin ayak diretmesi sayesinde AKP’nin daha doğrusu Saray’ın seçimin yenilenmesi stratejisi rahatça hayata geçti.

 

4 ay gibi kısa bir sürede milletvekillerinden yüzde 50’sini kaybetmesine rağmen, olağanüstü kongre kararlarına kapıları kapattı. Parti içi muhalefet iktidar güdümündeki yargının eline düşürüldü. Daha önce “Ak trollerin övdüğü adamı partiden atarım” diyen Bahçeli, kongreyi yaptırmamak için verdiği mücadelede en büyük desteği AKtrollerden gördü. Parti içi muhalefetin havuz medyası tarafından linç edilmesine destek verdi. Olağanüstü kongre süreci, bizzat Bahçeli tarafından kangrene dönüştürülerek zayıflayan MHP’nin oylarının AKP’ye akışının kesintisiz devam etmesi sağlandı 

 

Hükümetin şahin Güneydoğu politikasına, şehirlere tankla girmesine en güçlü ‘yetmez ama evet’ MHP’den geldi. Bahçeli “hükümete verdiğimiz fiili destek, hukuki bir boyut alabilecek” sözleriyle ‘evet’ konusunda çıtayı en yükseğe çıkardı.

 

SÖZCÜ GAZETESİ

Sözcü gazetesi, AKP muhalifi yayın çizgisiyle hatırı sayılır bir tiraja sahip olsa da, en kritik konularda AKP’ye ‘yetmez ama evet’ demekten geri durmuyor. Özellikle de Kürt sorunun çözümü konusundaki şahin politikalarda. 

 

“Kandil’e girilsin” manşetleriyle, sürekli askeri operasyonları savunan Sözcü, AKP’nin istediği çatışmalı ortama toplumu adeta hazırladı. “Tıraşı Bırakın Kandil’e Girin” manşeti Sözcü’nün bu konudaki en bilinen manşetlerinden. 

 

Sözcü’nün evetleri bununla kalmadı. 17-25 Aralık sürecindeki suçlamalardan darbe davalarına ‘kumpas’ diyerek kurtulmaya çalışan AKP’ye ‘kumpas’ tezini güçlendirmek için en hatırı sayılır destekler yine Sözcü’den geldi. 

 

Ankara’da 28 kişinin hayatını kaybettiği Kızılay’daki bombalı saldırının failiyle ilgili haber Sözcü’nün AKP’nin YPG stratejisine verdiği güçlü onay oldu. Hükümet, PYD’yi hem dünya kamuoyunda hem de iç kamuoyunda şeytanlaştırmak istiyordu. Sözcü, failin Kürt uyruklu Suriye vatandaşı PYD/YPG militanı Salih Necar olduğunu manşetine taşıdı. Havuz medyası ve iktidar bu iddiayı devam ettirdi. Ancak birkaç gün algı oluştuktan sonra bu haberin yalan olduğu belgelendi.

 

İLKER BAŞBUĞ

 

AKP’nin son dönemdeki en hızlı “Yetmez Ama Evet”çilerinden biri de eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ oldu. Ergenekon davasında tutuklanıp, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Başbuğ, 17-25 Aralık sonrası tahliye olunca en sıkıntılı anlarında AKP’ye en kritik destekleri vermekten geri durmadı. 

 

AKP’nin 17-25 yolsuzluk soruşturmalarını ‘darbe’ olarak kabul ettirme kampanyasında en anlamlı desteği Başbuğ verdi. Başbuğ, Ergenekon davasında yaptığı savunmada “17 Aralık bir darbe girişimidir” dedi. Havuz medyası bu sözleri manşetlerinden kullandı günlerce. 

 

Eğitim sistemini yapboz tahtasına çevirip çökerten AKP’ye bu konuda gelen en ciddi eleştirilerin başında “tüm okulları İmam Hatipleştirmeye çalışıyorlar” tezi geliyordu. İşte bu noktada İlker Başbuğ yine devreye girdi ve “İmam Hatipleri kapatırsanız ortaya cemaatler, bilmem neler, işte onların yetiştirdiği adamlar çıkıyor” dedi ve İmam Hatipler konusunda AKP’ye can suyu oldu.

 

DOĞU PERİNÇEK 

 

En sıkı ‘Neo Yetmez Ama Evet’çi belki de Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek. Son dönemde sık sık “Hayatımın en mutlu dönemlerindeyim” diyen Perinçek, AKP’nin tek adam iktidarı için döşediği tüm taşlara ‘yetmez ama evet’ demekten geri durmuyor. 

 

Perinçek’in AKP’ye ilk ‘Yetmez Ama Evet’i Gülen Cemaatine yönelik operasyonlar, soruşturmalar, davalar konusunda oldu. “Cemaate yapılan operasyonlarda, tamamen Erdoğan’ı destekliyor musunuz?” sorusuna Perinçek, “Hayır, o bizi destekliyor. Çünkü bu işi başlatan biziz” cevabı verdi. 

 

AKP’nin çözüm masasını devirip, bölgede şehirlere tanklarla girmesine en keskin destek yine Perinçek’ten geldi: “AKP yönetimi, açılım siyasetinden vazgeçti ve Vatan Partisinin yıllardır savunduğu mevziye geldi” dedi. 

 

Perinçek, Erdoğan’a yönelik eleştiriler üzerine “ABD ve İsrail’in, PKK, HDP, CHP, FETÖ ve AKP içindeki bazı isimlerle birlikte Erdoğan’a karşı açtıkları savaşta asıl planın Türkiye’yi bölmek” olduğu iddia edip “tüm vatanseverleri ihanet cephesine karşı olmaya” çağırmaktan geri durmadı. 

 

Perinçek, AKP’nin kendisine muhalif olan medya organlarına kayyım ataması konusunda da en açık desteği verip, “Hepsi susturulmalı” çağrıları yaptı.

 

AKP, meydanları 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçilere kapatınca eski ‘İşçi Partisi lideri’ sıfatını taşımasına rağmen Perinçek, bu kararı destekledi. Perinçek, “Bölücülerin olduğu yer Taksim’de değil Türk bayrağının olduğu İzmir Gündoğdu Meydanı’nda, İstanbul’da Kadıköy’de olacağız” dedi.

 

Saray ve AKP, hem Suriye politikasında hem de Rusya ile ilişkilerde batağa saplanınca imdatlarına Perinçek’i çağırdıkları iddia edildi. İddialara göre AKP, Putin ve Esad ile arayı düzeltmek istiyor, bunun için de Perinçek’in arabuluculuk yapıyor...

 

KANDİL VE İMRALI

 

17 Aralık’taki yolsuzluk operasyonun “darbe girişimi” olduğunu söyleyen sadece Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ değildi. İmralı’da Öcalan ile görüşen HDP’li İdris Baluken, Öcalan’ın, 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarını “sürece yönelik bir darbe girişimi” olarak değerlendirdiğini söyledi.

 

Ancak “Yetmez Ama Evet” pozisyonları bitmedi. PKK, 7 Haziran öncesinde eylemsizlik kararı aldı ve çatışmadı. Bu çatışmasızlık ortamında HDP’nin mitingleri bombalandı, bürolarına saldırılar oldu. Tüm bu kışkırtmalara rağmen PKK silah kullanmayınca , HDP’nin oyu 13’ü aşarken, AKP ise tek başına iktidarı kaybetti. Bu tecrübeye rağmen, PKK 1 Kasım sürecinde tekrar silaha sarılınca AKP yüzde 49.5 oyla tek başına iktidar olurken, HDP barajı güçlükle aşabildi.   

 

Abdullah Gül’ün gölge liderliğinde, Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in öncülüğünde başlayan Hamamönü Hareketi’ne en ağır darbeyi PKK vurdu. KCK Başkanı Cemil Bayık, hiç gündemde yokken, Hamamönü Hareketi’ni destekleyeceklerini açıkladı. Saray ve çevresi için bulunmaz bir arguman verdi. Hamamönü ekibi sessizliğe büründü.

 

AKP’ye bir “Yetmez Ama Evet” de HDP Milletvekili Altan Tan’dan geldi. Ensar Vakfı evlerinde 45 çocuğa tecavüz edildiği iddialarıyla çok zor durumda kalan AKP, Altan Tan’dan gelen “Bir - iki olaydan dolayı bütün kurumu suçlamak, aynı görüşe sahip bütün bir camiayı töhmet altında bırakmak yanlış” desteği özellikle Kürt seçmene karşı can suyu oldu.

 

ÜMİT KOCASAKAL

 

Susarak AKP’ye ‘Yetmez Ama Evet’ diyenler de bir hayli dikkat çekici. Geçmiş dönemde ekranlardan inmeyen, gün aşırı basın toplantıları, eylemler ve gösterilere katılan muhalif isimlerden İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, son dönemde kendini görünmez yaptı.

 

Türkiye’nin dört bir köşesinde hergün hukuk katliamlarına imza atılırken, Ümit Kocasakal adeta buharlaştı.  

 

Birinci derece mahkemelerdeki yandaşlaştırmanın belli bir seviyeye gelmesinin ardından Danıştay ve Yargıtay’ı ‘tam yandaş’ yapacak düzenlemeler gündeme gelmesine rağmen Kocasakal ortalıkta yok. 

Kocasakal, susarak “neo yetmez ama evetçiler” safında olup biteni seyrediyor, AKP ve Saray’a alan açıyor.

 

AHMET HAKAN

 

Hürriyet’in santim bazında en geniş köşesine hükmeden Ahmet Hakan, kritik noktalarda devreye girmesiyle biliniyor. Erdoğan’ın damadının Enerji Bakanı olacağı açıklandığında yükselen tepkilere karşı kaleme sarılıp, aslında Berat Albayrak’ın ne kadar nitelikli biri olduğunu, damat olmasa bile bakan olacak adam vasıfları taşıdığını anlattı. Ensar Vakfı evlerindeki çocuk istismarı konusunda iktidarın tezine ilk ‘evet’ diyen de Ahmet Hakan’dı. İşi Ensar Vakfı Başkanı’yla röportaj yapıp, vakfı suçlayanlara savaş açacak boyuta bile vardırdı. 

 

1 Kasım akşamına kadar başkanlık sistemine karşı iken, 2 Kasım itibariyle en hızlı başkanlık sistemi taraftarı oldu. 

 

Hakan’la ilgili listeyi uzatmak mümkün ama asıl etkili yönü iktidarın hedefindeki kesimleri farklı açılardan sıkıştırmak. Tarafsız Bölge programına konuk olan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu dahil tüm muhalifleri adeta sorguya çekerken, konuk AKP’li olunca tavrı “yetmez ama konuş” şekline dönüyor ve sorgulamacı yönü bir anda buharlaşıyor.

 

METİN FEYZİOĞLU

 

Önceleri iktidara karşı “hayır”cı bir çizgide duran Metin Feyzioğlu son dönemlerde ise sıkı bir  “Yetmez Ama Evet”çi oldu. Ergenekon sanıklarının salıverilmesi için Erdoğan’ı bizzat ziyaret edip çeşitli formüller sundu. Ancak, diğer davalardaki mağdurlar konusunda kılını kıpırdatmadı. 

 

İktidarın Güneydoğu’daki çatışmacı politikasıyla aynı çizgiye düştü. İktidarın yargıda sonu gelmez değişikliklerine karşı Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak güçlü bir ses çıkarmadı. Değişiklikler TBB’nin düşük profilli muhalefetiyle kolayca geçti. 

 

Onlarca avukat tutuklanıp, tartaklanıp cezaevine atıldı. Metin Feyzioğlu avukatlık mesleğini doğrudan yokeden bu uygulamaya karşı toplu bir eylem ve tepki düzenlenmesinin önündeki set oldu ve AKP’nin hukuk alanını kuşatan politikalarına “evet” dedi. 

 

ZAMLARA ‘YETMEZ AMA VET’ DİYENLER!

 

“Yetmez Ama Evet” sloganı son dönemde bazı twitter fenomenlerinin favori paylaşımı olmuş durumda. Tüm yolsuzluk iddiaları, baskılar, tehditlere rağmen ekonomideki kötüye gidişe rağmen AKP’ye oy veren seçmenin direk cebini ilgilendiren zam haber
lerini muhalif fenomenler “Yetmez Ama Evet” başlığıyla paylaşıyorlar.

 

HAYKO BAĞDAT: SATILMIŞ BİR KAÇ KALEMİ SAYMAZSAK...

 

2010 Anayasa Referandumu’nda Yetmez Ama Evet sloganını bulan ve kampanyanın önde gelen isimlerinden Hayko Bağdat ise, şimdi çok eleştirilen ‘Yetmez Ama Evet’çilerin duruşlarında temelde bir değişiklik olmadığını savunuyor. Hayko Bağdat’ın açıklamaları şöyle: 

 

“O dönem ki referandumda maddeleri hazırlamadığımız bir kritik dönemeçle karşı karşıya idik. Bugün ne söylenirse söylensin. Biz biliyorduk ki bizden olmayan iki tane güç vardı. Bir tanesi sivil siyaseti geriletmeye çalışan, derin devlet diye tanımladığımız bir yapıydı. Bunun bir çok yerde karşımıza çıktığını gördük. İkincisi devleti onlardan temizleyen, kendisi devleti ele geçirmeye çalışan muhafazakar, neo-liberal ve potansiyel olarak bugünleri yaşatma ihtimali öngörülebilir bir kuvvetli yapıydı. İkisi de bizden değildi. Dolayısıyla o oylamadan ‘hayır’ çıksaydı, bu devletin geleneksel kodları içerisinde hangi yapılar kuvvetlenecekti? Evet çıktı ne kuvvetlendi? Hepsini hep beraber yaşadık. Hayat bir tane sorunun bir tane cevabıyla karşımıza çıkmıyor. 

 

O gün sivil siyasete kapatma davası açan, AK Parti’yi Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde gördüğümüz ‘367 Krizi’ gibi siyaset dışı yöntemlerle geriletmeye çalışan, Veli Küçük gibi güçlerin sokaklarda cirit attığı, öldürülmüş arkadaşlarımızın mahkemelerinde boy gösterdiği, o günlerde kimsenin konuşmadığı ama hepimizin bildiği pek çok tehdidin olduğu, Türk İntikam Tugayları’nın tehdit gönderdiği, Adalar’da pek çok manipülasyon yapıldığı günlerde elbette sivil siyasetin yolunu açmak ve nispeten daha demokratik görünen maddelere oy vermek gerekiyordu. 

 

Fakat bugün baktığımızda referandumdaki maddelerden geriye dönüş olduğunu görüyoruz. Yani referandumdaki maddeler bugün mecvut hükümetin fazla large bulduğu, demokrat bulduğu ve değiştirdiği maddelerdir aynı zamanda. Bugün Anayasa Mahkemesi’ne başvuru varsa içimizden bir kaç kişi kendini zindandan kurtardıysa bu maddeler sayesinde oldu. Fakat tankla sivil siyasetin üzerine mani olmak, yarın TOMA’yla vatandaşın üzerine gidene karşı çıkmaya mani değil elbet. 

 

O gün Yetmez Ama Evet deyip ama bugün hükümetin kanatları altında kalemini, mesleğini satmış insanları da görüyoruz. O gün tank karşısına çıkıp, bugün TOMA karşısına çıkan, şiddetin karşısına çıkan insanları da görüyoruz. Bugün HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kalkması, kaldırıldığı anda geleneksel devlet mekanizmasının işleyişine, yağmaya, zulme, gaspa, cinayete onay verecek bir durum. Buna terörizmle mücadele adı altında onay verenler kendilerini çok demokrat olarak addediyorlar. Dolayısıyla Yetmez Ama Evet deyip mevcut siyasal muhafazakar İslamcı yapının yanında duran yok ki içimizde. Satılmış bir kaç kalemi saymazsak. 

 

O dönemlerde geleneksel derin devletin işlediği cinayetlerden korkan, ürken, ona mesafe koymaya çalışanlar vardı. Bugün de bunun yerine geçen yapıya karşı yeni bir hafıza oluşturuluyor. Yine cinayetler, baskılar, zulümler var. Bu hafıza karşısında da tekrar konumunu halktan yana, demokrasiden yana, sivil siyasetten yana kullanmaya devam eden insanlar var. “

 

KAYNAK: NOKTA / MAAZ İBRAHİMOĞLU

Son Güncelleme: 20.06.2016 10:51
Anahtar Kelimeler:
Yetmez Ama Yeriz!
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.