TANJU TOSUN YAZDI....'Yerinde saymak: Kılıçdaroğlu'

CHP dün olduğu gibi bugün de Türkiye’ye seslenen parti olma bakımından bir performans zafiyetiyle karşı karşıya. CHP’yi bugünü anlayıp, anlatarak, yarının partisi yapma mesaisinde Kılıçdaroğlu’nun liderlik anlayışında da değişimin yaşanması önemli." Uzmanlar, 7 Haziran 2015'ten 7 Haziran 2016'ya liderlerin performansını Al Jazeera için değerlendiriyor. Tanju Tosun, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir yılını yazdı.

TANJU TOSUN YAZDI....'Yerinde saymak: Kılıçdaroğlu'

CHP dün olduğu gibi bugün de Türkiye’ye seslenen parti olma bakımından bir performans zafiyetiyle karşı karşıya. CHP’yi bugünü anlayıp, anlatarak, yarının partisi yapma mesaisinde Kılıçdaroğlu’nun liderlik anlayışında da değişimin yaşanması önemli." Uzmanlar, 7 Haziran 2015'ten 7 Haziran 2016'ya liderlerin performansını Al Jazeera için değerlendiriyor. Tanju Tosun, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir yılını yazdı.

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
15 Haziran 2016 Çarşamba 21:49
TANJU TOSUN YAZDI....'Yerinde saymak: Kılıçdaroğlu'

Türkiye siyasetinde 7 Haziran seçimlerinden bugüne başdöndürücü gelişmeler yaşanıyor. 13 yıllık tek parti iktidarını sona erdiren bu seçimden bir koalisyon hükümetini çıkaramayan muhalefet partileri için 1 Kasım seçim sonucu deyim yerindeyse bir “büyük yıkım” oldu.

7 Haziran-1 Kasım arasında toplumsal talepleri güvenlikçi politikalarla karşılayan AK Parti 1 Kasım’da sandıkta elde ettiği oy gücüyle son seçimin ardından bıraktığı yerden yoluna devam ediyor. Muhalefet partileri ise bahse konu olan “büyük yıkım”ın ardından Türkiye’nin son dönemdeki müzmin demokratikleşme açığı sorunlarına rağmen, politik gündemi tayin etme konusunda destekçilerinin kendilerinden beklediği performansı gösteremiyor.

MHP kurultay tartışmaları içinde genel başkanını ararken, CHP 7 Haziran seçim sürecindeki kampanya yönetimiperformansına rağmen, 1 Kasım’ın ardından AK Parti’nin gündem tayin edici muktedirliği karşısında gündemdeki tartışmalı konular bağlamında topluma neyi, nasıl  söyleyeceğikonusunda sıkıntı yaşıyor.

Hal böyle olunca, CHP dün olduğu gibi bugün de Türkiye’ye seslenen parti olma bakımından bir performans zafiyetiyle karşı karşıya. Sözünü ettiğimiz bu zafiyet,CHP ile liderine bağlı ve CHP’den bağımsız olanlar şeklinde kategorikleştirilebilir.

Kabuğunu kıramayan CHP

CHP gibi devlet kurucu bir siyasal makinenin genel başkanlığına, Kılıçdaroğlu gibi kitlesel siyasetin kılcal damarlarında yoğun siyasi mesai harcamadan seçilen bir siyasi aktörün siyasi kariyerinde Ecevit, Baykal örneğindeki gibi,Türkiye siyasi hayatında iz bırakmış çabalara tanık olmak tabii ki pek kolay değil.

1 Kasım sonrasında ise CHP ve Kılıçdaroğlu sosyal demokrasiyi yeniden çerçevelemek yerine, iktidarın politikalarına karşı olduğunu ilan etmekle kaldı, sosyal demokrasinin yeni dilini topluma seslenen parti olma yolunu da inşa edemedi.

Kılıçdaroğlu öncesi liderlerin CHP ile kurmuş oldukları örgütsel organik temsiliyet ilişkileri karşısında, Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak siyasal toplumsallaşmasının büyük ölçüde milletvekili seçilişiyle birlikte başlaması, genel başkan seçildiğinde kendisini kuşatma potansiyeli olan en büyük risk alanıydı.

CHP gibi profesyonel siyasetçilerin taşradan genel merkeze partiyi kuşatmış olduğu bir yapıda, Baykal’dan devralınan örgütsel tarz ve ideolojik ezberler ötesinde post-endüstriyel bir dönem ve sosyal demokrasinin kitlesel kriz çağında Kılıçdaroğlu’nun üstlendiği misyonun altında kalma riski büyük olmakla birlikte, başta profesyonel CHP’liler ile liberal, sosyal demokrat seçmen Kılıçdaroğlu’nu kolay sahiplendi ve benimsedi.

Fakat Kılıçdaroğlu’nu sosyal demokrasinin bu topraklardaki efsanevi lideri Ecevit’e yakınlaştıracak olan, CHP’yi her dört seçmenden birinin partisi olarak var etmek değil, 1977 seçimlerindeki başarıyı yakalayabilmekti. CHP yeni genel başkanıyla girdiği tüm seçimlerde Baykal dönemi CHP’sinin sosyolojik tabanını genişletse de, hiçbir seçimde oy gücü itibarıyla 1977 seçimlerindeki başarıya yaklaşılamadı.

7 Haziran ile 1 Kasım’da da kendi doğal sosyolojisinin kabuğunu kıramayan bir CHP gerçeği ile karşı karşıyayız. Üstelik son günlerde medyaya yansıyan araştırma sonuçları veri alındığında, politik gidişatın olumsuz dışsallıklarına rağmen büyüyemeyen bir CHP ve sosyolojisi mevcut.

Sözünü ettiğimiz bu veri durumun nedenleri üzerine düşünürken, topyekünCHP liderine yüklenmek, “Kılıçdaroğlu başaramadı, gitmeli” jargonuyla CHP için hazır reçete yazmak profesyonel siyasetle uğraşanların işi olabilir ama, siyaseti analitik bağlamında, ülkenin sosyo-politik malzemesi ışığında anlamaya çalışan siyaset bilimcilerin işi olmadığı muhakkak. Tabii ki bu demek değildir ki Kılıçdaroğlu CHP için krizleri fırsata çevirme başarısı göstermiş bir liderdir.

AK Parti’nin gündemine mahkum olmak

1 Kasım seçimlerinden bugüne Kılıçdaroğlu’nun CHP lideri olarak aktüel Türkiye siyasetinin gündemine dair geliştirmiş olduğu söylem ve şahsında üretilen parti siyasaları veri alındığında, şüphesiz ki bir tutarlılık mevcut.

Bunu son bir yıldan beri ülkenin temel sorunlarına ilişkin Kılıçdaroğlu’nun geliştirdiği argümanlar ve atılan adımlarda gözlemek mümkün. Fakat, tutarlı olanın CHP gibi sosyal demokrat bir partinin sosyal demokrasinin olmazsa olmaz misyonu olan “iyi toplumun inşa”sını gerçekleştirmede yeterli olmadığı da malum.

1 Kasım sonrası partinin örgütsel yapısını Kurultay’da yeniden tanzim eden Kılıçdaroğlu, CHP’nin profesyonel örgütsel yapısına tartışmasız biçimde damga vururken,yasama meclisi başkanının seçim sürecinde takınılan tavır, yasama-yürütme ilişkileri ve başkanlık sistemine bakış, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde ‘seçmen ne der’ endişesiyle benimsenen pragmatik tavır, demokrasi açığına dair söylemleri veri alındığında aktüel tartışmalarda gündeme dair Kılıçdaroğlu liderliğinde soft proaktif hamleler yapıldığına şüphe yok.

Burada vurgulanması gereken husus, kendisinin dillendirdiği tüm hususların ağırlıklı olarak CHP’nin yerleşik seçmenine yönelik olduğudur. Oysa ki dünyada sosyal demokrat partilerde olduğu gibi, CHP’nin de iktidarla mücadelede yaşadığı en temel sorun ve Kılıçdaroğlu’nun da kurtulamadığı rakip ya da muhalifinin yani AK Parti’nin siyasi gündem çerçevesini kullanması, adeta buna mahkum olmasıdır.

Sosyal demokrasinin yeni dilini konuşamamak

7 Haziran kampanya sürecinde CHP’yi farklı kılan, rakiplerinin söylediklerinin antitezini üretmek değil, çağdaş sosyal demokrasiye içkin yeni bir “iyi toplumun inşası” yolunda projelerle takviye edilen somut vaatlerde bulunmaktı. 1 Kasım sonrasında ise CHP ve Kılıçdaroğlu sosyal demokrasiyi yeniden çerçevelemek yerine, iktidarın politikalarına karşı olduğunu ilan etmekle kaldı, sosyal demokrasinin yeni dilini topluma seslenen parti olma yolunu da inşa edemedi.

AK Parti’nin politikalarına karşı olma adına, gündelik siyasetin değer yoksunu ve sığ gündeminin dışına çıkılamadı. Başkanlık sisteminden Kürt sorununa, demokrasi açığına, Avrupa Birliği’nden uzaklaşmaya kadar çoğu sorunda proaktif olmaya çalışmak yerine, iktidarın gündemi belirlediği meselelere dair söz yarışının kulvarına girdi.

CHP liderliğinin bütün meselesi, 'fark yaratmak için ne yapılmalı' sorusuna yanıt bulunamaması. Bu soruya yanıt ancak dönüştürücü (transformasyonel) liderlik tarzıyla mümkün.

Oysa ki sosyal demokrat partilerin topluma dair asıl görevleri, bugüne mahkum kalmadan geleceğe odaklanmalarıdır. Ancak gelecek tahayyülü ile antitez yerine sentez üretilebilir. Sentez ise Türkiye’nin meselelerini değerlerle ilişkilendirmekle mümkün olur.

CHP’nin AK Parti’nin politikalarına karşı sosyal demokrat değerlerin iyi toplumun inşası adına önemini topluma anlatması ve sosyal demokrasinin merkezi değerlerinin birliktelik, hakkaniyet ve adalet olduğunu dillendirmesi zorunlu.

Liderlik anlayışında değişim şart

CHP’yi bugünü anlayıp, anlatarak, yarının partisi yapma mesaisinde Kılıçdaroğlu’nun liderlik anlayışında da değişimin yaşanması önemli.

Kılıçdaroğlu 1 Kasım öncesinde olduğu gibi, son seçimden bugüne CHP’deki yenileşmeyi takım ruhuna inanan, süreçlerin yönetimine tüm tarafları katan lider tarzıyla yapsa da, en temel açmazı 7 Haziran süreci bir yana bırakıldığında, rakiplerinin kendisini izleyen bir lider olma yolunda pek fazla adım atamamış olmasıdır.

CHP liderliğinin bütün meselesi, “fark yaratmak için ne yapılmalı” sorusuna yanıt bulunamaması. Bu soruya yanıt ancak dönüştürücü (transformasyonel) liderlik tarzıyla mümkün.

Kılıçdaroğlu’nun bu dönüşümü yaşayabilmesi, gelecek odaklı bir tarz, Türkiye toplumunun ihtiyaçlarını, siyasete dair inançlarını, değer yargılarını topluma yabancılaşmadan, yeni bir öze kavuşturmasıyla mümkün olabilir. Değişen Türkiye’de AK Parti ve karizmatik doğal lideri ile mücadele ancak bu şekilde başarılı olabilir.

Prof. Dr. Tanju Tosun, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Türkiye siyaseti, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışları, seçim coğrafyası, siyasi kamuoyu araştırmaları ve CHP üzerine yoğunlaşan Tosun'un yayımlanmış sekiz kitabı vardır.

ALJAZEERATURK

Son Güncelleme: 15.06.2016 21:53
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.