BM Sanatta Hak İhlalleri Raporu yayımlandı: Dünya artık sanatçılar için daha mı zor?

2020 BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi Sanatsal Hak İhlalleri Raporu’na göre, aralarında Türkiye’nin de olduğu 13 ülkede sanatsal hak ihlalleri endişe verici şekilde arttı. Totaliter eğilimlerdeki artış, sanatsal düzlemde hak ihlalleri, sansür, tutuklama hatta linç, cinayetlere kadar giden bir ceberrutluğa ulaştı.

25 Ekim 2020 Pazar 12:51
BM Sanatta Hak İhlalleri Raporu yayımlandı: Dünya artık sanatçılar için daha mı zor?

BM Sanatta Hak İhlalleri Raporu yayımlandı: Dünya artık sanatçılar için daha mı zor?

2020 BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi Sanatsal Hak İhlalleri Raporu’na göre, aralarında Türkiye’nin de olduğu 13 ülkede sanatsal hak ihlalleri endişe verici şekilde arttı. Totaliter eğilimlerdeki artış, sanatsal düzlemde hak ihlalleri, sansür, tutuklama hatta linç, cinayetlere kadar giden bir ceberrutluğa ulaştı.

GİRİŞ

Sanatsal hak ihlalleri raporu, yıllık olarak “Freemuse” adlı bağımsız kuruluş tarafından hazırlanıyor ve Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından yayımlanıyor. Raporun orijinal ismi “State of Artistic Freedom 2020”. Rapor 2020 mart ayında yayınlanmış ve 2019 başından 2020 mart ayına kadar olan dönemi kapsıyor. 2020 yılında 93 ülkede 711 ihlal raporlanmış. Bu 93 ülke arasından aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 13 ülke, endişe verici ihlallerin yaşanması açısından yakın mercek altına alınmış. Bu ülkeler, Brezilya, Çin, Mısır, Fransa, Endonezya, Hindistan, İran, Lübnan, Nijerya, Rusya, Türkiye, ABD ve Zimbabwe. 

Rapor bazı açılardan eksik bulunabilir, eleştirilebilir ancak dünya ölçeğinde kapsamlı bir resim ortaya koyabilmesi ve dünya siyasetindeki temel eğilimlerin, sapmaların, savrulmaların, destabilizasyonun sanata ve sanatsal ifade biçimlerine yansımasını bir büyük resim olarak ortaya koyması açısından ilgiyi hak ediyor. Kapitalizmin ve onun ulus ötesi kurumlarının krizine, bu krizi fırsat bilen totaliter, popülist eğilimlerin oradaki çatlaklara nasıl sızdığına vurgu yapan yorumlar, analizler günümüz dünyasında sık sık dijital ya da basılı mecralarda yer buluyor. Bu eğilimlerin sanatsal düzlemde hak ihlalleri, sansür, tutuklama hatta linç, cinayetlere kadar giden bir ceberrutluğa gittiğini, toplumun sesini kısmak için önce sanatçının sesinin kısıldığını bir büyük resim olarak okuyabiliyoruz raporda. Örneğin bu yıl, biri özgürlüklerin diğeri sanatın beşiği olarak ortalama hafızada yer eden iki ülke ABD ve Fransa da raporda yer alıyor. On üç ülke ile ilgili detaylı raporların her birini tek tek çevirip dosyada yer vermek uzun olurdu diye düşünerek, yalnızca bu iki ülkenin detaylı raporlarını, içerdiği ironiyi de düşünerek çevirdik ve dosyaya ekledik.

Popülizm sanatçıya düşman

Totaliter eğilimlerin dincilik, milliyetçilik, gücün, devletin mistifikasyonu vs. eğilimler üzerinden kendisine toplumsal zeminde meşruluk aradığı herkes tarafından bilinen bir olgu. Bütün bu eğilimler eril bedenler üzerinde vücut buluyor. Totalitarizm topluma nüfuz ettikçe, kadın ve LGBT-İ hareketleri hedef tahtasına oturuyor ve siyasi otorite tarafından açık hedef haline geliyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde, gelişmiş gelişmekte olan ya da az gelişmiş, hangi ülke olursa olsun, en çok taciz, tehdit ve saldırıya uğrayan kesim kadın ve LGBT-İ bireyler. 

Popülist eğilimler gösteren liderler, güç, kitle konsolidasyonu için sanatçıları açıkça hedef göstermekten çekinmiyor. Gözlerine kestirdikleri en kolay hedef sanatçılar. Çünkü sanatçılar, üretimleri ile, kitleler ile kurdukları bağlar ile geniş bir etki alanı yaratsalar da, bu etki alanını savunabilecek, ellerinde tutabilecek güçleri yok. Hem çok fazla göz önündeler hem de savunmasızlar. Özgürlüğün, üretkenliğin, farklı görüşlerin şeytanlaştırılması için, toplumun ortalama bireylerine egemen siyasetin arkasına sıralanmalarının dikte edilmesi için sanat, sanatçı düşmanlığı geniş olanaklar vadediyor. 

Türkiye: Benden değilsen teröristsin

Türkiye’de 2019’un başından günümüze kadar gelen süreç içinde gitgide şiddetlenen gericileşme, dini baskılar, kadın düşmanlığı, yabancı düşmanlığı ve bütün bunların egemen siyaset tarafından kışkırtılması, toplumda günbegün kendini daha çok hissettiren kutuplaşma ve bütün bunların sanata yansıma konuşuldu. Ancak raporda ilginç bir şekilde öne çıkan olgu, terörizm karşıtlığının sanatsal hak ihlallerinin temel gövdesini oluşturduğu. Brezilya ve Hindistan dinsel baskılar, Rusya, Macaristan ve Polonya kadın, LGBT-İ düşmanlığı gibi olgularla öne çıkarken, Türkiye ve İspanya, anti- terör yasalarının istismarı ve keyfi yorumlanması sonucu, özgür ifadenin, sanatın ve toplumsal muhalefetin terör, güvenlik sorunları bahane edilerek susturulması, baskılanması gibi konularla öne çıkıyor. Raporda ihlallerin ana kaynağının devlet olduğu vurgulanmış. 15 Temmuz sonrası çıkarılan terörle mücadele kanununun 7/2 maddesi ve cumhurbaşkanını aşağılama suçuyla ilgili ceza kanununun 299. Maddesine dikkat çekilmiş. Bir diğer dikkat çekilen husus da, Kürt kültürü, geleneksel sanatı ya da bu kültüre vurgu yapan sanatsal üretimlerin doğrudan ayrılıkçı propaganda ya da PKK propagandası sayılması. Ayrıca anti- terör yasalarının keyfi uygulanmasının birçok sanatçıda bir oto-sansüre yol açtığı da belirtilmiş.

Raporlama periyodu boyunca Türkiye’de toplam 33 sanatsal hak ihlali raporlanmış. Grup Yorum üyelerinin aranan teröristler listesine konması ve başlarına 300.000 TL ödül konması, grup üyelerinin tutuklanması ve 16 Mayıs 2019’da cezaevinde açlık grevine başlamaları raporlanmış. Raporlanan diğer konular şöyle:

Yönetmen Kazım Öz’ün Pertek’te HDP’nin bir eğitim çalışmasına katılması, Gezi isyanına ve Sakine Cansız’ın cenazesine katılması yüzünden 4 Şubat 2020’de Tunceli 2. Ağr Ceza Mahkemesi’nde 7 yıldan 15 yıla kadar yargılanması terör örgütüne üye olmakla suçlanması (Kazım Öz 1 Eylül’de beraat etti);

Oyuncu Ersin Umut Güler’in sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör propagandasından 1 yıl 3 ay ile yargılanması;

Dewran müzik grubunun Viranşehir’de verdiği bir konserde terör örgütü propagandası suçuyla tutuklanması;

HDP’nin Adana’da düzenleyeceği bir tiyatro etkinliğinin güvenlik sebebi ile iptal edilmesi;

Ferhat Tunç’un kin ve nefrete sevk etme, Başkan Erdoğan’ı Kenan Evren ile bir tutma, Türkiye’yi IŞİD’i desteklemekle suçlama, Afrin’de PYD toplantısına katılma gibi suçlamalarla 20 yıla yakın bir cezayla yargılanması yüzünden Almanya’ya göç etmesi;

Ayrıca cumhurbaşkanını aşağılama suçundan açılan davaların raporlama periyodu boyunca 20.539’a ulaştığı ve 299 kişinin bu yüzden tutuklandığı da belirtilmiş. 

Dijital ortamda sanatsal hak ihlalleri

2018, 2019, 2020 yıllarında dijital ortamda sanata ve sanatçıya karşı yapılan hak ihlalleri de raporda yer almaya başlamış. İhlallerin seneden seneye artan bir eğilim gösterdiğini de belirtelim. Dijital mecralar, sanatsal üretim yapan insanlara üretimlerini kitleler ile paylaşma anlamında geniş olanaklar sağlarken, diğer bir yandan artan bir şekilde tacizlere ve tehditlere maruz kalmalarına da sebep oluyor. Dijital hak ihlallerinin temel sebepleri, sanatçıların üretimlerini global olarak insanlara sunmalarına rağmen, yerel değerler, insan toplulukları ve yasalarla çevrelenmiş olmaları. Zaten dijital ortamda baskıların büyük bir çoğunluğu yerel otoritelerden ya da gruplardan geliyor. Bir diğer sıkıntı, dijital mecraların kendi topluluk kuralları ile yerel yasalar arasındaki çelişkiler. Dijital mecralar dünyanın her yerinde kullanımda ama dünyanın her yerinde geçerli olacak meşru bir kurallar manzumesi oluşturamıyor ve özellikle nefret söylemini engelleyecek önlemleri sağlamakta yetersiz kalıyor. Bütün bu çelişkiler, sanatçıların dijital ortamda da seslerinin kısılmasına, üretimlerini paylaşırken engeller ile karşılaşmalarına sebep oluyor.

SANATTA HAK İHLALLERİ RAPORU:

MİLLİYETÇİLİK İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN GERİLEMESİ PAHASINA GELİŞİYOR

2019 yılı boyunca dünya, dizginlenemeyen milliyetçilik söyleminin yanında, popülizmin yükselmesine tanıklık etti. İnsan hakları kaygılarının derinleştiği bu milliyetçilik zemini, modern zamanlarda dışlayıcı etki ile yönetildi. Bilinçli bir şekilde biz- onlar söylemi ile inşa edilen ulus ideası, kültürel çeşitlilik ve çoğulculuğu sekteye uğrattı. Bu söylem, dinsel milliyetçilik ile birleştiğinde özellikle dini azınlıklar, LGBT-İ ve kadınlar gibi korunmaya muhtaç gruplara karşı tahammülsüzlüğü ve korkuyu yükseltti. Bazı vakalarda milliyetçi ve popülist gündem temel demokratik değerlerin ve alternatif politik yönelimlerin kasıtlı erozyonuna yol açtı. Birçok olayda, milliyetçi ve homojenist önlemler, ifade özgürlüğünün yasalarla belirlenmiş alanını radikal bir biçimde etkisizleştiren bir işlev gördü. Eleştirel düşüncenin özgür kalesinin surları sistematik olarak hedef alındı.

Ulusal yönetimler tarafından milliyetçi duygular kullanılarak aşılanan monolitik, homojenize kültür ideası, bir dizi keyfi ve iradi uygulamalar ile sanatsal ve kültürel yapıya milliyetçi bir proje olarak biçim vermeye niyetlendi. Dünyanın bazı yerlerinde rejimler kültür politikasını kimlik ve sembol politikası haline getirdiler gibi görünüyor. Bütün bunlar, sanatsal ifadeyi sınırlayan, baltalayan çeşitli ihlallere sebep oldu ve tetikledi.

TERÖR KARŞITLIĞININ SANATSAL İFADENİN SESİNİN KISILMASI İÇİN ARAÇSALLAŞTIRILMASI:

2019 boyunca, aşırıcılık ve anti- terör önlemlerinin araçsallaştırılması, hem demokratik hem otoriter rejimlerde temel özgürlükleri aşındırmaya devam etti. Ulusal güvenlik önlemlerinin artırılması retoriği, popülist yönetimlerde keyfi, orantısız ve gereksiz bir biçimde alınan önlemler, ifade özgürlüğü, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, sanatsal özgürlük ve bunlarla birlikte kültürel hakların sekteye uğramasına sebep oldu. Gerekçeler bütün ülkelerde benzerdi: terörü övme, terörü cesaretlendirme, terörü mazur gösterme.

Terör yasalarını sanatçıların özgürlüklerinin kısıtlanması için istismar etme konusunda öne çıkan ülkeler Türkiye, Rusya ve Çin oldu. Sanatçılar terörist gruplarla yakın oldukları ve sanat çalışmaları ulusal güvenliğe tehdit teşkil ettiği bahane edilerek gerekçesiz sansür, taciz, tehdit ve hapis cezalarına maruz kaldılar. 

Türkiye’de 2016 yılında ilan edilen olağanüstü hal 2018’de kaldırılsa da, hemen ardından gelen anti- terör yasaları (Özellikle 7145 sayılı yasa) olağanüstü durumu devam ettirdi. Bu kanun 2018’den günümüze kadar ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün baskılanması anlamında geniş bir iklim yarattı. Anti- terör yasalarından tutuklanan birçok insanın yargılamalarında delil, somut suç etkinliği ya da eyleminin eksikliğine rağmen insanlar terörden hüküm giydi. 

2019 yılında Ahmet Alpay Nazikioğlu (Alpay) 50. Sanat yılını kutladığı konserde bir şarkısını 1972 yılında devlet tarafından idam edilen devrimcilere adaması, devrimcilerden “Devlet tarafından barbarca öldürülen insanlar” olarak bahsetmesi ve 2014 yılında gezi protestolarında ölen 14 yaşında bir çocuğun fotoğrafını dev ekrandan yansıtması devleti aşağılama ve terörist örgüt üyelerini övmeye delil sayıldı. 

2019 yılında devlet tarafından sistematik taciz ve yıldırmaya uğrayan Ferhat Tunç Almanya’ya göç etmeye zorlandı. IŞİD’e karşı savaşan Kürt koalisyon güçlerini övmekten iki yıl hapse mahkum oldu.

Günümüz Rusya’sında sansür, kriminalizasyon ve taciz, terörist hareketlerin parçası olduğu iddia edilen sanatçılara karşı oldukça yaygın. 2019 ocak ayında Rus yayıncı Komilfo, David Lapham’ın çizgi romanı Deapool Max.’dan bir bölümü çıkarmak zorunda kaldı. Soruşturma ekibi bölümün Nazi propaganda kanunlarını ihlal ettiğine karar verdi.

Müzik grubu Roskomnadzor’un şarkıları müzik yayın platformu Last FM’den kaldırıldı. Sebep 1997 yılında yayınlanan Timur Mutsuraev şarkısı “Heaven İn Shadow of Saber” şarkısının Chechen savaşına adanmasıydı. 2015’te mahkeme şarkıyı aşırılıkçı buldu. 

Opera şarkıcıları Vladim Cheldrev ve Viaceslav Eliseev terörizmi mazur gösterme iddiasıyla hapsedildiler. 

Çin’de, Uygur sanatçılar, uygur kültürel simgelerine sahip kıyafetler giydikleri için Xinchiang’daki kamplara gönderildiler. 

DİNSEL DEĞERLER VE GELENEKSELLEŞME:

Dinsel milliyetçiliğin global anlamda çeşitli biçimlerinin sanatsal ifadenin önündeki en büyük engellerden biri olduğu gözlemleniyor. Dinsel milliyetçiliğin tahammülsüzlüğü, yasal anlatıda “Dinsel duyguları aşağılama” olarak çerçevelendiriliyor. İran gibi dini rejimlerde ve dünyanın farklı yerlerinde yasalara, politikaya ve güncel pratiklere bu şekilde nüfuz ediyor. Orban rejimindeki Macaristan’da “Hıristiyan değerler”, Modi Hindistanında “Hinduluk” ile şematize edilen ve yaygınlaşan dinsel milliyetçilik, dinsel azınlıkları ötekileştiren ve kadın, LGBT-İ gruplarını dışlayan bir tahammülsüzlüğü sürekli besliyor.

2019 yılı boyunca Hindistan’da dışlama ve tahammülsüzlük, dinsel azınlıkların şeytanlaştırılması (Özellikle Müslümanların) Hindistan tarihinde şimdiye kadar görülmemiş bir ölçekte yaygınlaştı.  Bu insafsız, dışlayıcı ve bölücü nefret dili politikaya yavaş yavaş nüfuz etti ve 2019 seçimlerinden sonra Hinduizm Hindistan’ın politik ana akımını domine eden bir söylem haline geldi. 

Hindu milliyetçiliği, devletin otokratlaşma stratejisi ile paralel bir biçimde ifade özgürlüğünü, devlet reformlarının eleştirilerini, ulusal imajı lekeleme, Hindistan karşıtlığı vs. saiklerle erozyona uğrattı ve muhalifleri hain, Hindistan düşmanı vs. gibi etiketlerle mahkum etti. İktidar partisi yönetimindeki devlet güçleri ve paralel çetelerin kışkırtması ile sanat yapıtları dini ve halka açık alanlardan kaldırıldı. Hintli sinema yazarı Namiata Joshi, Bollywood sinemasının ulusalcı ve vatansever temalarla hızla yeniden şekillendirildiğinin altını çizdi. 

Bolsonaro’nun Brezilya’sında 2018 seçim zaferinin sonrasında sağcılar kültür ve sanata karşı oluşturdukları ajandalarını işletmeye başladılar. Bu ajanda, taciz ve ölüm tehditleriyle muhalif sanatçıları ülkeden uzaklaştırmayı da içeriyordu. Sanatçılar, yaratıcılıklarını devam ettirmek için bir çeşit gönüllü sürgün yaşadılar. Bolsonaro’nun başkanlığı boyunca defalarca yinelediği  demeçlerden birkaçı şöyleydi:

- Ülke seküler fakat başkan Hıristiyan.

- Ülkenin sanattan daha büyük öncelikleri var.

- Sanatçıların Başkan Bolsonaro’nun Brezilyasından korkma hakları var.

Bolsonaro’nun Evanjelik papazları da içeren bakan atamaları, sağcı dinci tutuculuğun yaygınlaşmasını ve toplumda kök salmasını hızlandırdı. Bolsonaro kültür bakanlığını komple dağıttı.  Tutucu gelenekçiliğin normlaşması, bir dizi başka önlemle birleşince, sanatçıların yalnızca çalışmalarını sergileyecek imkanların kısıtlanması değil, temel haklardan bile yoksun kalmaları durumu gündeme geldi. Kültürü ve sanatı baltalayan reformların yanında, sanata ayrılan fonların da kısıtlanması gündeme geldi. 

2019’da LGBT-İ söyleminin sanatsal ifadesine karşı tahammülsüzlük derinleşti. Temmuz 2019’da Belo Horizonte şehri belediye başkanı, bir erkeğin kadın elbiseleri içinde taç giydiği bir törenin yer aldığı bir oyunu, yerel kilisenin baskısıyla yasakladı. Yerel kilisenin papazı, oyunu “Katolik değerleri aşağılayıcı kriminal eylem“olarak ilan etti. Belediye başkanı, oyunun yasaklandığını, bunu bir kültürel aktivite olarak görmediğini ve böyle performanslara izin verilmeyeceğini twitter hesabından duyurdu.

Mart 2019’da, Bolsonaro Rio karnavalını tarafından genel ahlaka uygun düşmediği gerekçesiyle eleştirdi. Brezilya’da yıllardır yapılan, gelenekselleşen ana akım kültür- sanat aktiviteleri bile, artan baskılara maruz kaldığı gözlemlendi. Dinsel milliyetçilik derinleştikçe, Brezilya’nın kültürel çeşitliliğini yansıtan ve uzun yıllardır yapılan aktiviteler bile hedef alınır hale geldi. 

Sanatçı Nataly Callai, Evanjelik papazların, neredeyse her gün dinsel değerleri aşağılayan sanat ürünlerinin tüketilmemesi konusunda topluma baskı yaptığını belirtti.  Callai’ye göre, papazlar öncelikli olarak LGBT-İ temalarını hedef alıyor. İktidar partisinin tutucu normları ile uyuşmayan sanat ürünlerinin artan bir biçimde devlet fonlarından mahrum bırakıldığı da bir başka gerçeklik. 

Polonya’da ise Katolik normların toplum yasalarına nüfuz etmesi, heteronormatif ve Katolik geleneklerin yasal çerçeveye bürünmesi, ifade özgürlüğü ve sanatsal ifadenin daralmasına yol açtı. 2015’teki mülteci krizi, iktidar partisinin (PiS- Kanun ve Düzen Partisi) sınırları mülteci dalgasına karşı koruduğu propagandasıyla eline koz verdi ve bu bahaneyle Katolik kilisesini eleştirenler, LGBT-İ destekçileri vb. gruplar baskılandı. Aynı zamanda 2019 seçimlerinde LGBT-İ bireyler ya da sanat çalışmaları, geleneksel, Katolik değerler ve genel ahlaka tehdit oluşturduğu söylemi ile aktif olarak hedef alındı. 

İnsan hakları savunucusu, aktivist Elizabeth Podlesna, Plock şehrinde yapılan LGBT-İ yürüyüşünde başında gökkuşağı renklerinden bir hare olan Meryem figürünün yer aldığı bir bayrak taşıdığı için, Katolik Kilisesi tarafından hedef alındı. Podlesna, hiç ummadığı şekilde sürekli yinelenen tehdit, aşağılama ve suçlamalara maruz kaldı. Dinsel değerleri aşağılama suçuyla (ceza yasasının 196. Maddesi) soruşturmaya uğradı ve iki yıl hapisle cezalandırıldı. İçişleri bakanı Joachim Brudzinski, Podlezna’yı kamuoyu önünde lanetleyerek şu mesajı verdi: Özgürlük ve tahammül konusundaki saçmalıklar, kimseye inançlı insanları aşağılama hakkı vermez. 

Krakow’da düzenlenen LGBT-İ Onur yürüyüşünde yürüyüşe katılanlara yumurta ve idrar dolu torbalar atıldı, yürüyüş alanının etrafındaki gökkuşağı levhaları sticker’lar ile kapatıldı. 

Mayıs 2019’da, İspanya’da Kordoba Eyalet Konseyi, ressam Charo Corrales’in “Con Flores a Maria” adlı tablosunun sergiden çekilmesi için resmin sergilendiği galeriye baskı yaptılar. Gerekçe yine Katolik değerlere saldırı. Galeri sahibini, galerisini kapatmakla tehdit ettiler ve resim sergiden çekildi. 

ON-LINE ORTAMIN SANATSAL İFADEYİ KISITLAYICILIĞI:

On-line ortamda sanatsal ifadeye karşı kısıtlamalar yalnızca gösterilmesinin uygun olmadığı düşünülen konulara karşı bir genişleme şeklinde vuku bulmadı. Aynı zamanda müzelerde sergilenen sanatsal çalışmaların on-line ortamda gösterilmesine karşı sansürü ve içerik kaldırma taleplerini de artırdı. On-line içeriklerin denetlenmesi için çıkarılan yerel yasalar, sosyal medya platformlarını aynı yasalarla dijital içerikleri denetlemeye zorladı. Sosyal medya platformlarının kendi topluluk standartlarından gelen kısıtlamalar, kullanıcıları korumak adına kimi içerikleri yasakladı. Bundan dolayı, birtakım konular, sosyal medya mecralarında sunumu ve ifadesi anlamında diğer mecralardan daha fazla zorluklarla karşılaştı ve engellendi. İnsan haklarının uluslararası standartlarındaki yetersizlikler, sanatsal ifadenin kısıtlanmasına yol açtı. 

2017 yılında Almanya “İnternet İnfaz Yasası” nı çıkarttı. Yasa, şikayet alındığından itibaren 24 saat içinde kanuna uygun olmayan içeriklerin kaldırılması ya da engellenmesini içeriyordu. Yasaya uymayanlar beş milyon Euro ile cezalandırılacaktı. Yasa, özgür söylem ile nefret söyleminin ayrıştırılması sorumluluğunu platformlara yüklüyordu. İnsan hakları kuruluşları bu tür yasaların platformları aşırı yüksek cezalardan kaçınmak için aşırı sansüre yöneleceği konusunda endişelerini dile getirdiler. Temmuz 2019’da Facebook bir dizi şikayeti, yasaya uygun bir şekilde raporlamadığı ve gerekli aksiyonları almadığı için Almanya’da cezalandırıldı. Şirket, şikayetleri raporlamada seçici davranmakla ve kendi topluluk kurallarını yasayla belirlenen kurallardan önde tutmakla suçlandı. 

Sanatçılar, benzer bir şekilde nefret söylemi teşkil eden parametrelerin ne olup ne olmayacağına özel şirketlerin karar verdiği internet ortamında, bu yasaların gadrine uğradılar. Bu belirsizlikler ve yasalar, sanatsal özgürlüğü kısıtlamak isteyen rejimler için bahane oldu. 

POLİTİK MUHALEFETİN İNTERNET ORTAMINDA SUSTURULMASI:

Nisan 2019’da, Myanmar’lı yönetmen ve Myanmar İnsan Hakları ve İnsan Onuru Film Festivali kurucusu Min Htin Ko Ko Gyi, Facebook paylaşımı ile askeri ve ülke anayasasını eleştirdiği için 505 no’lu yasadan bir yıl hapse mahkum oldu. 

BM Raportörü Farida Shaheed, 2013’te yayınladığı raporunda şu ifadelere yer veriyordu: sanat çalışmalarına internet yoluyla serbest ulaşım ve dağıtım imkanı, ifade özgürlüğüne çeşitli sıkıntılar yarattı. Sanatsal üretimin lokal olarak yapılması fakat global olarak dağıtımı, ulusal- global çatışmasını ateşlendirdi. Sanatsal özgürlüğe karşı yapılan ihlaller çok büyük bir oranda sanatçıların kendi ülkelerinden geldi. Sanatçılar, kendi ülkelerinde üretimlerini yapıyorlardı ve kendi kültürel mirasları, gelenekleri ve onları çevreleyen diğer değerlerle sorgulanıyorlardı. 

Online içeriklerin filtrelenmesi, muhaliflerini hedef alan iktidarlar için ortak bir taktik. Bu pratik, ülkeden ülkeye büyük farklar gösteriyor. Farklı bir yaklaşım, bazı yönetimler, sosyal platformları toptan yasaklıyor. Örneğin Çin’de twitter ve facebook yasak. Diğer bir kısıtlama örneği, Uganda’da Whatsapp, Facebook ve Twitter vergiye tabi. Zaten yoksul halkın milyonlarcası bu vergiyi ödeyemediği için sosyal platformlardan mahrum kalıyor. 

Sosyal medya platformları, sık sık yaklaşan sergi etkinliklerinin reklamı ya da on- line sergiler için, ziyaretçi sayısını artırmak, sanatçıların ya da sanat mekanlarının tanıtımı için de kullanılıyor. Şubat 2019’da, Cenevre’deki tarih ve sanat müzesi, yaklaşan “Sezar ve Ren” sergisinin reklamı için, sergide yer alan “Arles Venüsü” adlı heykelin fotoğrafını müzenin facebook sayfasından paylaşıyor. Facebook, bu beline kadar çıplak Venüs heykelinin resmini çıplaklık kurallarını ihlal ettiği gerekçesi ile kaldırıyor. Bu sansür biçimi, Facebook’un kendi topluluk standartları için bile tutarsız çünkü bu standartlar aslında birçok fotoğraf, resim vb. içerikte çıplaklık tasvirine izin veriyor fakat kullandıkları algoritma, kendi işleyiş mantığı ile bir çıplaklık tespit ederse otomatik olarak siliyor. Neyse ki sonradan facebook hatasını kabul ediyor ve müzeden özür dileyerek resmi tekrar paylaşıyor. 

Şubat 2019’da, Vancouver’deki on-line sanat mağazası “Blank Space Studio” facebook sayfasında, sevgililer günü vesilesiyle James Lauder’in iki adet karikatürünü paylaşıyor. Karikatürlerin birinde öpüşen iki erkek, diğerinde öpüşen iki kadın tasvir ediliyor. İçerikler facebook tarafından aşırı seksüel, çıplaklık ihtiva ediyor, gereksiz beden kısımlarına odaklanıyor gerekçeleri ile kaldırılıyor. Facebook yine özür dileyip resimleri tekrar paylaşıyor ama, bu tip ihlallerin gittikçe arttığı ve sık sık farklı ülkelerde, farklı insanlar tarafından dile getirilen bir gerçek. 

SANATÇILARA VE SANAT MEKANLARINA KARŞI ON-LİNE TEHDİT VE SALDIRGANLIK:

Çin’de popüler çizer Badiuchao, Instagram’da insan hakları ve özgürlük savunucusu paylaşımlar yaptığı için sansürlendi. Sanatçı hala, paylaştığı çalışmaları yüzünden online tehdit ve taciz mesajları almaya devam ediyor. Badiuchao, Freemuse ile yaptığı görüşmede, amacının politik mesajlar ve yergi ile birleştiği sanatı vasıtasıyla insanlara destek vermek istediğini anlattı. Niyetinin, mücadele zamanlarında (örneğin Hong Kong protestoları) sıkıntıları sanatıyla hafifletmek ve barışçı protestolara sanatıyla katılmak olduğunu bildirdi. Uzun süre anonim kalan sanatçı, iş bağlantıları yapabilmek ve faaliyet alanını genişletmek için 2019’un sonlarına doğru kimliğini açıkladığını ama böylece açık bir hedef olduğunu ve şiddete maruz kalma riskiyle karşı karşıya olduğunu ekledi.

Mayıs 2019’da, sanatçı Kate Kretz’in Facebook hesabı kapatıldı. Gerekçe, Trump’un “Make America Great Again” kampanyasını hicvetmek amacıyla tasarladığı şapka koleksiyonun Facebook’ta paylaşması idi. Şapkaların bir tanesi “Ku Klux Klan” şapkasıydı, diğerinin ise üzerinde svastika (SS işareti) vardı. Sanatçının amacı tarihin tekerrür ettiği mesajını vermekti ama, facebook topluluk kurallarını ihlal ettiği gerekçesi ile paylaşımı kaldırdı. Kretz, şapka resimlerini bu sefer altında bir mesajla yeniden paylaştı: ”Bu bir nefret söylemi değil. Nefret söylemine dikkat çeken bir sanat yapıtı”. Bunun üzerine Facebook sanatçının hesabını askıya aldı. Sanatçı uzun çabalardan sonra hesabını geri aldı. San Francisco’daki “Jen Tough Gallery” koleksiyonun sergileme kararı aldı ama Instagram’daki tehdit ve hakaretlerden sonra iptal etti.   

İşte raporda iki ülkede yaşananlara ilişkin tespit ve ihlallerden bazıları:

Fransa

Fransa’da, sanat ve yaratım özgürlüğü, ifade ve fikir özgürlüğü gibi yasalarla korunuyor. Ancak yapılan araştırmaya göre, 2019 yılında bazı sanat faaliyetlerinin sansürlendiği, çeşitli “baskılarla” engellendiği belirtilmiş, devlet sanatçısı olmayanların kültürel ifade özgürlüğüne karşı tahammülsüzlüğün arttığı kayıtlara geçti. Bunun yanı sıra, Fransa’nın uluslararası ilişkileri de devletin dış politikasıyla uyuşmayan sanatçılara karşı önyargıyı besledi. Aynı şekilde, 2017’de çıkan “terör karşıtı” yasanın yürürlüğe girmesiyle aşırıcılık ve terör propagandası kapsamında ifade özgürlüğü ihlalleri arttı. Sanatın ve sanatçıların sansürlenmesi hak ihlallerine sebep oldu. Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü, kadın ve direniş başlıklı bir festivalde Aziza Brahim’in konserini iptal etti. Enstitü, Fas Konsolosluğu’ndan konseri iptal etmelerine dair telefon aldıklarını ve birkaç sponsorun da enstitüden de desteklerini çekmekle tehdit edildiklerini ifade ettiler. Sebebi ise, Brahim’in Fas hükümetine muhalif olmasıydı. 

Raporda, Fransız hükümetinin uluslararası insan hakları zorunlulukları kapsamında sanatçıların ifade özgürlüğüne saygı duyması gerektiği, Fransız yetkililerinin insan hakları, kültürel haklar, ifade özgürlüğü ve eşitlik kapsamında eğitimler sağlamı ve bunlar teşvik etmesi gerektiği belirtiliyor. 

Özet olarak, yapılan araştırmaya göre, Fransa genelinde devlet sanatçısı olmayan oyuncuların sanatsal özgürlüklerinin git gide daha çok kısıtlanmakta olduğu, ülke genelinde siyasi ve toplumsal ifade özgürlüklerine karşı tahammülün giderek azaldığı, hükümetin sanatçıları yaşanan hak ihlalleri karşısında korumadığı ifade ediliyor. 

ABD

2019 yılı, ABD politikasında kutuplaşmanın, toplumsal tahammülsüzlüğün zirve yaptığı bir yıl olmuştu. Bu tahammülsüzlük ve kutuplaşma etkisini sanat alanında da gösterdi. 4 Temmuz 2019’da 17 yaşında Elijah Al-Amin Arizona’da rap müzik dinlediği için öldürüldü. Katil suçunu itiraf ederken rap müziğin onu korunmasız hissettirdiğini ve rap dinleyen insanların tehdit oluşturduğunu ifade etti. Donald Trump’a muhalif olanlarsa özellikle hedef haline getirildi. 

Film endüstrisini eleştiren Trump, Hollywood’un ırkçı olduğunu söyleyip Cumhuriyetçilere karşı ırkçı olduğunu belirtti. Eleştirdiği filmin vizyona girişi aylarca ertelendi. 2019 boyunca, ABD’de insan hakları ihlalleri artış gösterirken, Trump’ın muhaliflerinin yanı sıra LGBTİ+’lar da bu ihlallerden ve kutuplaştırmadan nasibini aldı. Alabama hükümetine ait televizyon kanalı Arthur isimli bir dizide gey evliliği olan bir bölümü yayınlamayı reddetti. 

Özetle, Trump’ı eleştirenler hedef gösterildi ve sansürlendi. LGBTİ+ temalı eserler de sansüre maruz kaldı. Sanat özgürlüğüne yönelik ihlallerin 1/3’ü devlet aygıtları tarafından yapıldı. (İleri Haber)

Anahtar Kelimeler:
Sanatsal Hak Ihlalleri
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.