'Türkülerin Bilge Sesi' Ruhi Su, ölümünün 35. yılında mezarı başında anıldı

Ruhi Su, ölümünün 35. yılında sanatçı dostları ve sevenleri tarafından mezarı başında anıldı.

20 Eylül 2020 Pazar 15:56
'Türkülerin Bilge Sesi' Ruhi Su, ölümünün 35. yılında mezarı başında anıldı

Ruhi Su ölümünün 35. yılında sanatçı dostları ve sevenleri tarafından mezarı başında anıldı.

Anmada Sanat Meclisi adına Mehmet Esatoğlu Ruhi Su'nun hayatından anekdotların olduğu bir yazı okudu. Haluk Tolga İlhan  'Haydar Haydar'  ve Grup Yorum ise ' Bize Ölüm Yok' u seslendirdi, konuşmalar yapıldı.

Orhan Aydın ise Nazım Hikmet'in 'Bu Memleket Bizim' şiirini seslendirdi.

Daha sonra Sümeyra'nın da mezarını ziyaret eden dostları, usta sanatçılara vefanın güzel bir örneğini sergilediler.

Anmaya Ruhi Su Dostlar Korosu, demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcileri de katıldı.

Ruhi Su’ya 35. Yıl Selamlaması

1985 yılında 20 Eylül’den iki gün sonra Ruhi beyle buraya geldiğimizde o 1912 yılından bu yana sürdürdüğü büyük koşusunu tamamlamıştı.

Aklında, yüreğinde bin bir tane üreteceği eserle tam da burada yatıyordu. Sessiz, sitemsiz.

Ruhi Su dünyaya gözlerini açtığında birbirinin canına kanına susamış bir dünya ile karşılaştı. Kimbilir her çocuğun heyecan uyandıran ıngaa sesini çıkardığında çevresinde kaç silah patlıyor? Kaç insan can veriyordu?

Çocukluğunu yaşadığı Adana’da ebeveynlerinden sevgi yerine şiddet gördü. Ruhi bey o günleri hep “Ne yapsam dayak yerdim” diye anlatıp dururdu.

Ruhi Su çocukken Adana, Fransız emperyalizminin Menil  taburunun işgali altındaydı. Halk işgal ordularının şiddetinden kurtulmak için Toros dağlarına sığınırdı. O günlerde dağlarla tanıştı. Dağ kovuklarında ninniler, türküler dinledi.

Savaşta ve savaş sonrası, acının ve şiddetin her türlüsünü yaşadı.

Bir gün bir kemanla tanıştı. Onun telleriyle, arşesiyle duygularını anlatabileceğini düşündü.

Karşısında yaşamı sürdürebilmesi için iki yol vardı biri militarizmin yolu diğeri sanatın yolu.

Militarizmin anlattıkları ona çocukluk ve ergenlikteki çektiği acıları anımsatıyordu. Sanatın yoluna gitmek istedi. Önüne binbir engel koydular.

Kimsesiz, yapayalnız  biriydi bu dünyada. Ama yaşamak için önemli bir silahı vardı elinde o da direnmek.

Direne direne militarizmin elinden kurtulup sanatın yollarında yürümeye başladı.

Sanatını en üst düzeyde icra etmeye koyulduğu günlerde sanatta safını da seçmenin yollarını aramaya koyuldu.

Çocukluğundan, ergenliğinden gençliğine tüm yaşadıkları onu ezilenlerin sömürülenlerin safına yöneltti.

Çevresinde isyanın sanatına ilişkin elle tutulur hiçbir kaynak yoktu.

Şair Can Yücel o günleri “Biz devrimciliği de sosyalizmi de hep Nazım Hikmet’in şiirlerinden öğrendik” diye anlatırdı.

Ruhi Su da kaynağı hem Nazım’ın şiirlerinde hem de binlerce yıl insanlık kültürüne beşik olmuş Anadolu topraklarında aradı durdu.

Kaynağı halkın içinde arayan ve yine halkıyla paylaşmaya çalışan Ruhi Su tek parti döneminde de, “demokrasi geliyor” nidalarının havalara uçuştuğu çok partili döneminde de baskılar, işkenceler, mapusluklar yaşadı.

Onu kelepçelerle, işkencelerle mapusluklarla durduracaklarını sananlar yanıldılar. Çünkü direne direne yürüyen Ruhi Su acıların ortasında da türkülerini sanatını yeniden üretti, türkülerini söylemekten, paylaşmaktan geri durmadı.

Buna İstanbul Sansaryan han hücrelerinin, Adana mapusluklarının duvarları şahittir.

Karacaoğlan’ın sevda türkülerinden Köroğlu’nun, Pir Sultan’ın, Dadaloğlu’nun isyan türkülerine koca bir Anadolu’yu ezgi ezgi, nota nota önümüze serdi. Bizi “şimdi yeni şeyler söylemek lazım” diyen bir Mevlana ile buluşturdu. Yunus’un ilahilerindeki büyük sevgiyi onunla tattık.

Sesi çok büyüktü. Ama o sesini kurduğu halk korolarının sesleriyle birleştirdi.

Bu ülkenin çocuklarını sesinin ve sazının etrafına topladı. Onları önce kendisiyle ardından müziğin büyük yoluyla tanıştırdı. Onunla müzik üreten her genç onun sesinin, türküsünün bir parçası oldu.

Ruhi Su ülkede haksızlıklara, baskılara sömürüye karşı isyanın sesini üretti. Ardından gelenler onun avucundan bir yudum su içerek yolunu sürdürdüler.

Bugün dünyayı  yönetenler her yanımızı salgın hastalıklara boğdular. Yaşadık ve gördük ki bizi koruyup kollayacak tek bir önlemleri yokmuş. Mart ayından bu yana onlarca müzik üreten insanımız işsiz kalarak intihar etti.

Şimdi bizi ve sanatımızı boğarak yok etmeye çalışan bu ortamda bir kez daha Ruhi Su’ya ve onun büyük mücadelesine bakmamız gerekiyor. Ruhi Su yeryüzünden gideli 35 yıl oldu. Bütün öğretileri ise yanıbaşımızda duruyor. Şimdi açıp gözlerimizi onun aydınlattığı yola bir kez daha bakmak lazım.

SANAT MECLİSİ   

Son Güncelleme: 20.09.2020 16:33
Anahtar Kelimeler:
Sanat MeclisiRuhi Su
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.