Zihnin fukara olmasın, fikrinde ukala… Üç günlük yaşamın bir değer taşısın; bir vicdan, hoş görü ve sevgi bahçesiyle donansın…

Ne satir desinler, nede tokalaşmayan kişi…

Toka; ilk çağlarda taşın büyük silah sayıldığı dönemde. “Elimde taş yok” anlamını taşır. Tokalaşmak, barışın, sevginin, dostluğun işaretidir…

Bir dostum mektubunda diyor ki;

“Hayatın içinde aşk var, sevgi var, hüzün var, çile var, mutluluk var, kıvanç var… Önemli olan bunları seviyeli yaşamak, idrak ederek yaşamak…

Kültürel eksiklik, cehalet, bilgisizlik o toplumda; figüranı çoğaltır, jönü azaltır. Oynadığın filmin tadını çıkarmak istiyorsan; kendini aş, geliştir, oku, düşün, mukayese et ki yaşamın anlam kazansın…”

Az jönün, çok figüranın olduğu dünya değil. Herkesin bilinçli rol aldığı bir dünya. Jönü fazla, figüranı yok olan yaşam; kendine, geleceğine saygısı olan dünya…

Mark Twain diyor ki;

“Bundan yirmi yıl sonra, yapmadığın şeylerden, yaptıklarından daha fazla pişmanlık duyacaksın. Bu yüzden, halatlarını söküp at. Güvende olduğun limandan ayrıl. Yelkenlerini rüzgârla doldur.

Araştır, hayal et, keşfet…”

Dostumun mektubuna devam edelim.

“Aşkıma şu satırları yazdım; ne sana kıydım, ne de düşünceme, seni ömrümün bir parçası saydım. Ömür insanın en özel ve en önemli alanıdır. Ömür o varlığın dünyasıdır. Seni o dünyanın bir parçası saymak; sana verilen değerin ölçüsüdür…”

Evet;

Eşiniz, sevgiliniz, aşkınız; ömrünüzün bir parçası, çok değer verdiğiniz bir parçası…

Geçenlerde özel bir gün nedeniyle sevdiğime kırmızı gül aldım. Bir heves ile bir özgüvenle, gülen bir yüz ile sundum çiçekleri. Mutlu oldu, sevindi ve bana sordu. “Neden beyaz değil de kırmızı gül aldın” dedi.

Cevap veremedim. Bana kırmızı gülün anlamını anlattı;

“Aphrodite ve Adonis çayırda gezerken Artemis üzerlerine bir yaban domuzu göndermiş. Domuz, Adonis’i öldürmüş; Adonis’in öldüğü yerden Manisa laleleri çıkar. Aphrodite’de onu kurtarmaya çalışırken ayağına güllerin dikeni batar ve beyaz güller kandan kırmızı olur. Kırmızı gül bu yüzden aşkın sembolüdür.”

Okumak, okumak, okumak… Her hareketin, seçimin anlamını bilmek gerekirmiş… Üzüldüm kendi adıma, saygı duydum, imrendim, sevdiğime sevindim aşkımı…  

Yaşam; silgi kullanmadan çizilen resim… Çin atasözünde söylendiği gibi;

“Okumadan geçen üç günden sonra konuşmanın tadı kaçar.” Bir birikimle, kültürel gelişmişlikle yaşadım bu hayatı demelidir insanoğlu…

Torunlarımızdan ödünç aldığımız bu dünyayı; insanoğluna yakışırcasına devretmek gerekir torunlarımıza. O zaman değer kazanır yaşamımız.

Hoşça kalın

Eftal YILDIZ

12 Aralık 2015 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
MUSTAFA YILDIRIM 2015-12-18 20:55:40

dostum yazini bi̇r solukta okuyup bi̇ti̇rdi̇m.akici ve sürükleyi̇ci̇.bi̇lmedi̇kleri̇mi̇zi̇ duymadiklarimizi anlatiyorsun ellleri̇ne sağlik devamini bekli̇yorum