AKP MKYK aday listesi belli oldu

AKP'nin "Türkiye için güven ve istikrar" sloganı ile topladığı 7'nci Olağan Büyük Kongresi Ankara’da başladı. Kongrede tüzük değişikliği ile MKYK üye sayısı 75'e çıkarılacak. Kongrede AKP'nin il kongrelerinde olduğu gibi sosyal mesafe kuralı hiçe sayıldı. Erdoğan, kongredeki konuşmasında "Yeni Anayasa, açık ve şeffaf bir sürecin ürünü olarak hazırlanacak, mümkün olan en geniş mutabakatla ortaya çıkacak, mutlaka milletin onayına sunulacaktır," dedi.

24 Mart 2021 Çarşamba 15:18
AKP MKYK aday listesi belli oldu

AKP'nin 7. Olağan Kongresi, Ankara Kapalı Spor Salonu'nda başladı.

AKP'liler, sabahın erken saatlerinden itibaren Ankara Kapalı Spor Salonu'nun önünde toplandı. Salon çevresi, bariyerlerle araç ve yaya trafiğine kapatıldı.

Kongrede Divan başkanlığına Ali İhsan Yavuz seçildi.

KORONAVİRÜS UNUTULDU

Kongreye salgın tedbirlerinin hiçe sayıldığı görüntüler damga vurdu.

akp-de-kongre-gunu-856263-1.

Kongrede bin 560 delege oy kullanacak.

ADAY LİSTELERİ BELLİ OLDU

Tüzüğün Genel Başkan Yardımcıları başlıklı 81. maddesinin 81/13 fıkrası, "Araştırma, geliştirme ve eğitimden sorumlu" şeklinde düzenlendi. 81/13'ten sonra gelmek üzere "81/14 - Genel Başkan Yardımcısı (Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden sorumlu)", "81/15- Genel Başkan Yardımcısı (Parti Sözcüsü)" fıkraları eklendi. Böylece Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanlığı kuruldu ve Parti Sözcülüğü kurumsal olarak Genel Başkan Yardımcılığı içinde yer aldı.

Tüzüğün Genel Başkanvekili başlıklı 77/a maddesine ise "İkiden fazla genel başkanvekili atanamaz, aralarındaki iş bölümü genel başkan tarafından belirlenir." fıkrası eklendi. Değişiklik uyarınca AKP'de genel başkanvekili sayısı 2'ye çıktı.

Genel başkanlık için Erdoğan'ın tek aday olduğu kongrede, AKP'nin yeni 75 kişilik Merkez Karar ve Yürütme Kurulu için adaylar da belli oldu. Mevcut MKYK'daki 21 isim listede yer almadı. Listeye alınmayan isimler arasında Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ile AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal da var.

Ayşe Böhürler, Bekir Bozdağ, Binali Yıldırım, Metin Külünk, Şamil Tayyar ve eski AKP İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak da listede yer aldı.

Mevcut MKYK üyesi Vildan Polat yedek üye olarak aday gösterilirken, listeye alınmayan isimler şunlar:

Ahmet Arslan (Kars Milletvekili)
Ahmet Sorgun (Konya Milletvekili)
Ahmet Tan (Kütahya Milletvekili)
Cevdet Yılmaz (Bingöl Milletvekili)
Erol Kaya (İstanbul Milletvekili)
Eyüp Özsoy (İstanbul Milletvekili)
Gökçen Özdoğan Enç (Antalya eski milletvekili)
Harun Karacan (Eskişehir Milletvekili)
Hatice Kübra Öztürk Gökkaya
Hatice Merve Tatar
İffet Polat (İstanbul Milletvekili)
Lütfi Elvan (Hazine ve Maliye Bakanı)
Mahir Ünal (AKP Genel Başkan Yardımcısı)
Mehmet Akif Kalaycı (AKP Genel Sekreter Yardımcısı)
Metin Yavuz (Aydın Milletvekili)
Mustafa Ataş (İstanbul Milletvekili)
Mahmut Atilla Kaya (İzmir Milletvekili)
Osman Nuri Gülaçar (Van Milletvekili)
Tuğba Işık Ercan
Yavuz Subaşı (Balıkesir Milletvekili)
Zehra Taşkesenlioğlu Ban (Erzurum Milletvekili)

AKP'nin yeni genel başkan vekilleri ise Binali Yıldırım ve Numan Kurtulmuş oldu.

akp-de-kongre-gunu-pandemi-yokmus-gibi-856361-1.

AKP kongresi için CHP, MHP, İYİ Parti, BBP, SP, DP, DSP, Vatan Partisi, Yeniden Refah Partisi, Anavatan Partisi, Hür Dava Partisi olmak üzere 11 partiye davetiye gönderildi. HDP, DEVA ve Gelecek Partisi ise davet edilmedi.

ÜNAL: 19 YILDIR YAPTIĞIMIZ HER ŞEY HAZIRLIKTI

akp-de-kongre-gunu-856264-1.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal kongreyle ilgili, "Bugüne kadar yaptığımız her şey aslında hazırlıktı. Hazırlıklarımızı tamamlamamız 19 yıl sürdü ve asıl şimdi başlıyoruz. 24 Mart yeni ve büyük bir yolculuğun başlangıcı" demişti.

İLK KONUŞMA SALON ÖNÜNDE

Erdoğan, kongre salonuna girmeden önce, dışarıda bekleyenlere kısa bir konuşma yaptı. Erdoğan, "Kar yağışının tüm mikropları temizlediği anlamlı buluşmada hepinizi selamlıyorum. Biraz sonra 7. olağan büyük kongremizi yapacağız. Ve hamdolsun şu ana kadar kurulduğumuzdan bu yana son olarak üye kayıtlarını istediğimde 13 milyon 500 bin üyeye ulaştığımızı gördüm. 1 milyonu aşkın genç, 5 milyonu aşkın kadın üyesiyle bırakın Türkiye'yi dünyada böyle bir parti yok," dedi. Erdoğan, "Tüzük ile MKYK üye sayısı 75 e çıkacak. Yeni bir kadro ile yola devam ediyoruz. Yedekler de 35 üye birlikte çalışacaklar. Asıl üyeler gibi" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, partililerine "Zonguldak, camimiz Uzun Mehmet bitiyor değil mi? Ramazan’da oradayız, açılışını orada yapacağız inşallah. Malatya kayısılar ne alemde? Adıyaman ne alemdeyiz. Kahramanmaraş dik duruyor muyuz? Afyonkarahisar ne alemdeyiz? Sakarya saf çocuğu Anadolu’nun… Elbistan, Kahramanmaraş ne durumdayız? Karabük daha çok çalışacağız. Rize ne ediyorsunuz, iyi misiniz. Trabzon, Trabzon’un uşakları ne edeyi... Geldim dadaşlara. Erzurum ne alemdeyiz. Balıkesir sizleri de selamlıyorum. Tekirdağ sizleri de selamlıyorum. Diyarbakır’ımızı, Kars’ımızı selamlıyorum… Koronavirüs belasından kurtulduktan sonra Diyarbakır’a da gideceğiz. Gözü yaşlı anaları ziyaret edeceğiz.” diye seslendi.

ERDOĞAN'IN İLK SÖZÜ BAHÇELİ'YE TEŞEKKÜR OLDU

Erdoğan, kongrede divan başkanı Ali İhsan Yavuz'un ardından söz alarak konuşmasına tek tek illeri selamlayarak başladı.

Erdoğan illeri selamlamasının ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye şükranlarını sundu. Erdoğan, "MHP'ye ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye, büyük ve güçlü Türkiye için bizimle birlikte yürüdükleri için kendilerine şükranlarımı sunuyorum. Milletimizin 15 Temmuz'da meydanlarda kurduğu Cumhur İttifakı'nı Meclis'te koruyup sürdürdük. Cumhur İttifakı'n mensup her bir kardeşime ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Türkiye'yi önce 2023 hedefleri sonra 2053 vizyonuna Cumhur İttifakı ile inşallah kavuşturacağız," dedi.

Erdoğan konuşmasının devamında şunları kaydetti:

"Siyasetin en başta gelen vazifesinin de milletle birlikte bu rüyaları görmek, umutları canlı tutmak, hedefler koymak suretiyle inşa ve ihya faaliyetinde bulunmak olduğuna inanıyoruz. Milletimiz, yaşadığı onca badireye rağmen hep ayakta kalmayı ve yeniden şahlanışa geçmeyi, bu vasfı sayesinde başarmıştır.

Asırlarca 3 kıta 7 iklimi idare etmiş devletini, 7 düvelin leş kargaları gibi başına üşüşmesiyle kaybeden milletimizin, İstiklal Marşımızda ruh ve vücut bulan zaferinin hikmetini arayanlar, önce buraya bakmalıdır. Tek parti faşizminden darbe ve vesayet cenderesine, bunların yol açtığı siyasi, sosyal, ekonomik krizlerden, bölgesel ve küresel tehditlere kadar nice zorlu mücadeleyi, yine aynı anlayışla yürüttük.

Geçtiğimiz 19 yılda, Türkiye’yi demokraside ve kalkınmada dünyanın en ileri ülkeleri seviyesine getirmek için attığımız her adımda, gücümüzü ve cesaretimizi, milletimizin binlerce yıllık bu birikiminden aldık. Bugün, insanlığın yakın tarihin en önemli sağlık kriziyle boğuştuğu, küresel siyasi ve ekonomik sistemin köklerinden sarsıldığı, yeni arayışların filiz vermeye başladığı bir dönemden geçiyoruz.

Ülkemizi ve milletimizi, sürekli kendi iç sıkıntılarıyla meşgul ederek, son iki asırdır bu tür köklü değişimlerin dışında tutanlar, yine aynı oyunun peşindeler. Ama bu defa başaramayacaklar. Çünkü bu defa farklı bir Türkiye var. Bu defa, kökenine, inancına, meşrebine bakmaksızın 84 milyon vatandaşıyla tek millet diyen bir Türkiye var.

"TEKNOLOJİNİN İNSANSIZ BİR DÜNYAYA DOĞRU EVRİLDİĞİ YOL AYRIMI..."

Ellerinden gelse, "yağmurlu havada ülkemize bir bardak su vermeyecek" olanların her gün karşımıza yeni dayatmalarla çıkmaları, bizi yolumuzdan döndüremedi, döndüremeyecektir. Türkiye'yi yeni küresel siyasi ve ekonomik düzenin asli unsurlarından biri yapmakta kararlıyız. İnsanlığı; hakkın, hakkaniyetin, adaletin, merhametin, sevginin, huzurun teminatı olacak bir küresel yönetim anlayışıyla buluşturacak medeniyet nöbetini devralmaya hazırlanıyoruz.

Uzunca bir süredir takip ettiğimiz rotamızın adı olan 2023 hedeflerimizi yeni bir başlangıç haline dönüştürerek, 21’inci yüzyılı ve ötesini kuşatacak büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa ediyoruz. Dünyanın, karmaşık bir endişe bataklığında çırpındığı şu dönemde, biz insanlık için sayısız imkânlar bahşeden bir hafıza denizinde yol alıyoruz. İnsanlığın ihtiyacı olduğu tüm fikirlerin ve değerlerin, bizim hafıza hazinemizde var olduğuna inanıyoruz. Teknolojinin insansız bir dünyaya doğru evrilmeye çalışıldığı tarihi yol ayrımında, biz insanın fıtri güzellikleri üzerinden yeni bir dünya düzeni kurulmasına öncülük etmenin sorumluluğuna talibiz. İnşallah bunu başaracağız. Bugün burada, kendimiz ve tüm insanlık için bu mücadeleyi vermenin ve Allah’ın izniyle başarıya ulaştırmanın ahdiyle bir araya geldik."

EKONOMİ DEĞERLENDİRMELERİ

Erdoğan bir süre AKP döneminde yapıldığını ileri sürdüğü icraatleri sıraladıktan sonra konuşmasına şöyle devam etti:

Makroekonimide; satın alma gücü paritesine göre milli gelirde Türkiye’yi dünyada 17’nci sıradan 13’üncü sıraya yükselttik. Dünyayı kasıp kavuran salgına rağmen geçtiğimiz yıl yüzde 1,8 büyümeyle, G-20 ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldık. Göreve geldiğimizde vergi gelirlerinin yüzde 86’sını bulan faiz ödemelerini, geçtiğimiz yıl yüzde 16’ya gerilettik. Avrupa ülkelerinde yüzde 97’ler, gelişmiş ülkelerde yüzde 130’lar civarında olan borç stokunun milli gelire oranını yüzde 42,6 seviyesinde tutmayı başardık. İhracatımızı 36 milyar dolardan aldık 170 milyar dolar bandına kadar çıkardık. Her ay yeni ihracat rekorları kırarak, bu yolda yürümeyi sürdürüyoruz. Son birkaç gündür piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, taşıdığı potansiyeli ve yarınını kesinlikle yansıtmıyor. Türk sanayisi, salgın dönemindeki performansıyla direncini ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Kamu maliyesi ve finans sektöründeki göstergeler, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkeye göre daha sağlam bir yapıya sahip olduğumuza işaret ediyor. Bir süre önce açıkladığımız ekonomideki reform programımızın politikalarını ve takvimini dün akşam itibarıyla ilan ettik. Şimdi artık vakit, daha çok çalışma, üretme, gaza basma, hedeflerimize yürüme vaktidir. İktisadi temeli olmayan hareketlere karşı ülkesinin yanında yer alarak, güven ve istikrar mesajımıza sahip çıktıkları için milletimizin tüm fertlerine ayrıca teşekkür ediyorum. Sadece kendilerini güvende hissetmek amacı ile evlerinde döviz ve altın tutan vatandaşlarıma buradan bir çağrıda bulunuyorum. Bu vatandaşlarımdan, milli servetimiz olan evlerindeki döviz ve altını, çeşitli finans araçlarına yatırarak, ekonomiye ve üretime kazandırmalarını istiyorum. Finans kuruluşları, özellikle de katılım finans şirketleri, bu altın ve dövizler için müşterilerine, onları memnun edecek getiri sağlayabilecek alternatifler sunuyor.

İş insanlarımıza da 30 Haziran’a kadar devam eden varlık barışından yararlanarak, yurt dışındaki kaynaklarını ülkemize getirebileceklerini tekrar hatırlatıyorum. Ülkemize yatırım yapan uluslararası yatırımcılara ise, Türkiye’nin gücüne ve potansiyeline güvenmeleri çağrısında bulunuyorum.

Esasen, bu çağrının somut göstergeleri de vardır. Geçen yıl ülkemizde yeni açılan işyeri sayısı 103 bine yaklaşırken, kapanan sayısı 16 binin altında kaldı. İş yapma kolaylığı endeksinde 2002 yılında 175 ülke arasında 84’üncü sırada olan ülkemiz, geçtiğimiz yıl 190 ülke arasında 33’üncü sıraya yükseldi. Türkiye’de 2010-2020 arasında kurulan 75 bin 699 adet uluslararası sermayeli şirketten, toplam sermayesi 39 milyar lirayı bulan 11 binden fazlası, salgına rağmen geçtiğimiz yıl faaliyete başladı.

Şimdi buradan soruyorum; hangi uluslararası yatırımcı geleceğine güvenmediği bir ülkeye gelip şirket kurar ve o ülkenin vatandaşlarıyla iş ortaklığı yapar? Aynı şekilde, ülkemizde dünyanın hemen her devletinden 200 bin uluslararası öğrenci eğitim görüyor. Soruyorum, hangi ana-baba evladını geleceğine güvenmediğini, huzurundan ve güvenliğinden emin olmadığı bir ülkeye 4-5 yıllığına eğitime gönderir?

"BATTIK, BİTTİK' DİYENLERE BAKMAYIN"

Siz içeride birilerinin “battık, bittik, yıkıldık, öldük” diye terane tutturduğuna, kendi ülkelerini kötüleme yarışına girdiklerine bakmayın… Bunlar kendi ülkelerinin ve milletlerinin felaketinden iktidar devşirme hevesinde olan, gözlerini kin ve nefret bürümüş, kifayetsiz muhterislerdir. Türkiye gücünü, ekonomisinin sağlam altyapısından, üretiminden, yetişmiş insan kaynağından, girişimcilerinden, ihracatçılarından; velhasıl reel ekonomisinden alan bir ülkedir. Dinamik iktisadi yapımızla, mali disiplinimizle, serbest piyasaya ekonomisine bağlılığımızla, her türlü şoka dayanıklı olduğumuzu defalarca ispatladık. Önümüzdeki dönem Türk ekonomisini yatırım, üretim, istihdam ve ihracat temelinde büyüterek, çok daha iyi yerlere geleceğiz.

LİBYA AÇIKLAMASI

Bir başka önemli dış politika açılımımız, Libya’daki meşru hükümetle yaptığımız deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmadır. Bu anlaşmayla hem Türkiye’nin, hem de Libya halkının Akdeniz’deki doğal kaynaklar üzerinde varolan haklarını garanti altına aldık. Ülkemizi ve Libya’yı Akdeniz’de dışlamak için kurulan tezgâhları birer birer bozduk. Libya’nın meşru hükümetine verdiğimiz destekle, bu ülkeyle ilgili emelleri olan kötü niyetli çevrelerin heveslerini de kursaklarında bıraktık. Türkiye’nin sağladığı destek sayesinde bugün Libya yeniden geleceğine umutla bakabiliyor, demokratik süreçleri yürütebiliyor. Önümüzdeki dönemde de Libyalı kardeşlerimizin yanında yer almayı sürdüreceğiz.

"YENİ ANAYASA MİLLETİN ONAYINA SUNULACAK"

İlk olarak yeni ve sivil Anayasa teklifimizle ilgili yaklaşımımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin neredeyse iki asrı bulan Anayasa arayışında, milletimizin içine sinen ve dört elle sarılacağı, sahipleneceği bir metne kavuşamadık. Anayasa çalışmalarımızın tamamı, olağanüstü dönemlerde, olağanüstü şartların dayatmasıyla ve olağanüstü yöntemlerle yapılmıştır. Milletin tüm kalbiyle içinde olmadığı bu süreçlerde ortaya çıkan Anayasa metinleri de daha ilk günden itibaren hep tartışılmalı olmuş, hep değişiklik talepleriyle karşı karşıya kalmıştır.

Mevcut Anayasamız, 1960 darbesiyle ilk şekli verilen, 1980 darbesinin ardından da yeniden yoğrularak milletimizin önüne konan bir metindir. Darbenin üzerinden silindir gibi geçtiği, terörden bezmiş, ekonomik sıkıntıların altında ezilmiş bir halka silahların gölgesinde onaylatılan bu Anayasa, lafzı ve ruhuyla arkasındaki vesayetçi güçlerin eseridir.

İki asırlık Anayasa geçmişimize baktığımızda aşağı yukarı her çeyrek asırda yeni bir Anayasa’yla karşılaşıyoruz. 1982 yılında kabul edilen mevcut anayasamızın üzerinden 29 yıl geçti. Yani bu Anayasa, tarihi periyodu içinde de artık geçerliliğini kaybetmiştir. Üstelik bu süre zarfında, Anayasanın neredeyse değişmeyen maddesi kalmadığı halde, yine de ortaya ülkedeki herkesi kucaklayacak bir metin çıkmadı. Esasen, dünyaya baktığımızda da Anayasaların daha sık değişiğini görüyoruz. Anayasaları uzun yıllar boyunca değişmeyen ülkeler ise, bu istikrarı, nispeten soyut ve sade metinlere sahip olmalarına borçludur.

Türkiye’nin yeni ve sivil bir Anayasa’yı tartışması, hem kendi tarihimizin, hem de gelişen ve değişen dünya şartlarının kaçınılmaz bir gereğidir. Nitekim, yeni ve sivil Anayasa teklifimiz, fikri temeli olmadığı için dikkate almayı gerektirmeyen kimi sığ itirazlar dışında, her kesimde olumlu yankı bulmuştur.

Peki, biz nasıl bir yeni Anayasa istiyoruz? Bizim baktığımız yerden, bu sorunun tek bir cevabı vardır: Milletimiz nasıl bir Anayasayla yönetilmek istiyorsa, biz de işte öyle bir Anayasa istiyoruz. Dolayasıyla; bu yeni Anayasanın ruhunda millet, yani insan olmalıdır. Bu yeni Anayasanın merkezinde insanın huzuru, refahı, mutluluğu yer almalıdır. Bu yeni Anayasanın özü, tüm değerleriyle, farklılıklarıyla, zenginlikleriyle, hayalleriyle 84 milyon vatandaşımızın tamamını içermelidir. Bu yeni Anayasanın temelinde, ülkemizin gücü, güvenliği, istikrarı, kazanımları ve elbette hedefleri bulunmalıdır. Bu yeni Anayasa, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diye ifade ettiğimiz kadim devlet anlayışımızla inşa edilmelidir. Bu yeni Anayasa, ilhamını ihtişamlı geçmişimizden alan, yönü Türkiye’nin geleceğine dönük, toplumun birlikte yaşama ve geleceğini birlikte kurma iradesinin ürünü asırlık bir sözleşme, bir vizyon belgesi olmalıdır.

Bu yeni Anayasa, üstat Cemil Meriç’in söylediği gibi, “muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayan bir köprü” kurmalıdır. Velhasıl yeni Anayasa, darbecilerin, vesayetin, şu veya bu dengenin değil, doğrudan milletin Anayasası olmalıdır.

Elbette ütopik veya bürokratik değil, millet mahreçli yeni bir Anayasa hazırlamak kolay değildir. Daha önce bu çerçevede çeşitli girişimlerimiz oldu. Maalesef, siyasi iklim yeteri kadar uygun olmadığı için, bu çalışmalarımız hep yarım kaldı. Buna rağmen 2011’deki Anayasa tecrübesinin ülkemize önemli kazanımlar sağladığını düşünüyoruz. Türkiye’nin bugün, yeni bir Anayasa için, hiç olmadığı kadar hazır olduğuna inanıyoruz. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde, AK Parti Genel Merkezi’nde, akademi dünyasında, çeşitli sivil toplum kuruluşları nezdinde yürüyen, hepsini de yakından takip ettiğimiz çalışmalar var. Aynı şekilde diğer partilerin ve ilgili kuruluşların da benzer hazırlıkları olduğunu biliyoruz.

Bunlar, önce ilkeler, sonra somut metinler düzeyinde belirli bir olgunluğa geldiğinde bir araya getirilecek ve milletimizin gözü önünde tartışmaya açılacaktır. Bir başka ifadeyle, yeni Anayasa, açık ve şeffaf bir sürecin ürünü olarak hazırlanacaktır. Yeni Anayasa çalışmalarında bu safhaya önümüzdeki yılın ilk diliminde ulaşmayı hedefliyoruz. Mümkün olan en geniş mutabakatla ortaya çıkacak yeni Anayasa metni de mutlaka milletin onayına sunulacaktır.

Buradan, siyasi partiler başta olmak üzere, yeni Anayasa konusunda sorumluluk üstlenecek herkese çağrıda bulunuyorum. Gelin; ideolojik, zümrevi ve kişisel tüm bagajlarımızı, duvarlarımızı, şerhlerimizi bir kenara bırakarak, Türkiye’yi en az bir asır boyunca taşıyacak lafza ve ruha sahip yeni bir Anayasa’ya kavuşturalım. Biz buna varız ve hazırız. Yeni Anayasa sürecinin ülkemize ve milletimize şimdiden hayırlı olmasını temenni ediyorum.

AİLE VURGUSU

Üzerinde önemle durmak istediğim ikinci husus, önümüzdeki dönemde politikalarımızın lokomotifi olacak aile, eğitim ve kültür başlığıdır. İnsanı insan yapan, fıtrat itibariyle her ikisi de daima gelişmeye açık olan kalbi ve aklıdır. Kalbimizi aile, aklımızı eğitim, her ikisi birlikte kültürümüzü şekillendirir. Umran dediğimiz tarihi gerçeklik, medeniyet dediğimiz büyük tasavvur ise işte bu iklimden beslenerek ortaya çıkar ve gelişir.

Aile değerleri zayıflamış veya ortadan kalkmış toplumların sadece medeniyetin maddi unsurlarıyla varlığını idame ettirmesi mümkün değildir. Nitekim, bugün Batı toplumu, sahip olduğu maddi imkanların ve bununla ayakta tuttuğu eğitim ve kültür gücünün büyüklüğüne rağmen, aile müessesesinde yaşanan çöküş sebebiyle, ciddi bir gelecek korkusu, hatta krizi içindedir.

Milletimizin, asırlardır maruz kaldığı onca saldırıya rağmen ayakta kalışının en önemli sırrı ise aile yapımızın mukavemetidir. Şartlar ne olursa olsun, birlik, beraberlik, dayanışma içinde olan aile fertleri, sosyal ve ekonomik her türlü sıkıntının üstesinden gelmeyi başarmı��tır. Şehirleşmenin artması, çalışma biçimlerinin değişmesi, eğitim seviyesinin yükselmesi, hayat şartlarının karmaşıklaşması gibi sebeplerle, geniş aileden çekirdek aileye doğru bir geçiş yaşadık. Buna rağmen, aile müessesimizi korumayı başardık.

Televizyon ve internetin yaygınlaşmasıyla, insanımızı çekirdek aileden bireye doğru yönlendiren bir kültür iklimi etrafımızı kuşatmaya başladı. Gözü ve gönlü kapalı bir taklitçiliğin kadim medeniyet birikimimizin yerini alarak, kendi değerlerimiz içinde yenilikçiliğin önünü kesmesi tehlikesini en somut olarak ailede görüyoruz. Öyle ki, evlilik yaşları zaten 30’lara dayanan gençlerimiz arasında hiç evlenmeyenlerin sayısı da artıyor. Bir veya en fazla iki çocuklu aile yapısı giderek yaygınlaşıyor. Ebeveynlerin her ikisinin de çalıştığı ailelerde, şayet yakında ikamet eden bir aile büyüğü yoksa, çocuklar evdeki veya kreşteki bakıcılar tarafından yetiştiriliyor. Sadece ve sadece aile içinde kazanılabilecek değerlerin, ücreti mukabili alınan hizmetler yoluyla ikame edilemeyeceği açıktır.

Okullarda ise hem eğitim, hem öğretim kısmında ciddi eksikler, ciddi boşluklar olduğunu görüyoruz. Aklı ve kalbi rehber edinmek yerine, sadece nefis ve zekâ üzerine kurulu bilginin çocuklarımıza aktarıldığı bir eğitim sistemi bizi, haktan, hakkaniyetten, irfandan, hikmetten uzaklaştırıyor. Daha açık bir ifadeyle; yeni nesiller, binlerce yıllık varlığımızın teminatı olan aile ortamından, aileden tevarüs edilen değerlerden ve nihayet mektepte biçimlenen şahsiyetten mahrum bir şekilde yetişiyor. Bu tablo bize, yatırımlarımızı kalbe ve akla, yani aileye, eğitim ve kültüre yapmamız gerektiğine işaret ediyor.

Medeniyet nöbetini devralacaksak, işe önce buradan başlamamız gerekiyor. Elbette dünyadaki teknolojik, siyasi, sosyal, kültürel gelişmelere sırtımızı dönecek kadar hakikatlerden kopuk değiliz, asla da olamayız. Bizim söylediğimiz; insanı nesne değil, kalbi ve aklıyla özne olarak ele alan kadim medeniyet değerlerimizi, ilhamını geçmişimizden alan yenilikçi bir anlayışla yükseltmemiz, yüceltmemiz gerektiğidir.

Taklit eden değil üreten, özenen değil özenilen, hevâyı değil fıtratı önceleyen, vakte teslim olan değil yönünü geleceğe dönen, maziden atiye köprüler kuran nesiller yetiştirmek için önce aileyi sağlama alacağız. Türkiye’nin 2053 vizyonunun hamurunu, diğer her şeyin bunların arkasından geldiği bilinciyle aile, eğitim ve kültürle yoğuracağız. (BirGün)

Son Güncelleme: 24.03.2021 15:22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.