CHP DEĞİŞMEDEN, DEĞİŞTİRİLMEDEN TÜRKİYE DEĞİŞMEZ !

Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra CHP yine kaynamaya, iç sorunlar yaşamaya başladı. Olağanüstü kongre çağrısı yapanlarla yapmayanlar, değişim isteyenlerle istemeyenler birbirine karışmış durumda. İlk bakışta bu olgular, CHP’nin her zamanki gibi kongreler partisi çağrışımını yansıtıyor, ama bence CHP içindeki mevcut kargaşa alışılmışın dışında bir kargaşaya benziyor. Söz konusu kargaşa, sadece liderlik vb. gibi öznel isteğe dayalı bir hareketlenme değil. Toplumsal ilerleme sürecinin tetiklediği ve tetiklemekte olduğu bir kargaşa gibi duruyor. O nedenle de sadece yönetsel bir değişim değil, yönelsel yani yeni bir yönelime doğru eğrilen bir değişim. Başka bir söylemle: Sadece mevcut MYK’sının, parti meclisinin, genel başkanın değişmesi gibi yüzeysel bir değişim değil, köklü bir değişimden söz ediyorum. CHP’nin bütün yapısal kurum, doku, denge, ideoloji, kuram, perspektif vb. gibi özelliklerinin değişmesinden söz ediyorum.

CHP DEĞİŞMEDEN, DEĞİŞTİRİLMEDEN TÜRKİYE DEĞİŞMEZ !

Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra CHP yine kaynamaya, iç sorunlar yaşamaya başladı. Olağanüstü kongre çağrısı yapanlarla yapmayanlar, değişim isteyenlerle istemeyenler birbirine karışmış durumda. İlk bakışta bu olgular, CHP’nin her zamanki gibi kongreler partisi çağrışımını yansıtıyor, ama bence CHP içindeki mevcut kargaşa alışılmışın dışında bir kargaşaya benziyor. Söz konusu kargaşa, sadece liderlik vb. gibi öznel isteğe dayalı bir hareketlenme değil. Toplumsal ilerleme sürecinin tetiklediği ve tetiklemekte olduğu bir kargaşa gibi duruyor. O nedenle de sadece yönetsel bir değişim değil, yönelsel yani yeni bir yönelime doğru eğrilen bir değişim. Başka bir söylemle: Sadece mevcut MYK’sının, parti meclisinin, genel başkanın değişmesi gibi yüzeysel bir değişim değil, köklü bir değişimden söz ediyorum. CHP’nin bütün yapısal kurum, doku, denge, ideoloji, kuram, perspektif vb. gibi özelliklerinin değişmesinden söz ediyorum.

Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
Mehmet Gültekin DuruşGazetesi
08 Temmuz 2018 Pazar 14:55
CHP DEĞİŞMEDEN, DEĞİŞTİRİLMEDEN TÜRKİYE DEĞİŞMEZ !

Belki de hiç olmayacak, yapılamayacak bir şeyden söz ediyorum. “Belki de hiç olmayacak, yapılamayacak bir şeyden söz ediyorum” çünkü Ecevit bunu denedi, fakat yapamadı. “Kimseye diyet borcum yoktur” diyerek geriye çark etti. Ecevit 68 toplumsal dip dalganın dünyayı ve Türkiye’yi derinden etkilediği bir dönemde kendisi de etkilenerek “toprak işeyenin su kullananın” gibi dönemin devrimci demokrat sloganlarını benimseyerek, CHP yönetimini İsmet İnönü gibi “ebedi” bir “şeften” alarak önüne hem parti içi demokrasi hem de Türkiye’de demokrasi boyutunda bir perspektif koydu. Ama süreç içerisinde her ikisini de yapamadı ya da yapmak istemedi. Belki de gücü yetmedi. Yetmedi çünkü CHP Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ideolojik, kuramsal, politik olarak şekillendiricisi bir parti. CHP’nin kuruculuk ideolojisi ordu, polis, devletin diğer kurumları ve toplumun önemli bir kesiminin derinliklerine doğru indiği için Ecevit kısa sürede, sadece ideolojik olarak güç yettiremedi. Ama gücü “Kara oğlan” diye adını dağa taşa yazan, %20 civarında oy veren solu CHP içinde boğmaya yetti ve onu yaptı.
 
Süreç içerisinde sol, CHP’ye, CHP içinde kalan sola tavır alarak yeniden toparlanmaya çalışsa da sol bir daha gereği gibi toparlanamadı. CHP hep solu kemirmeye devam etti. CHP solu kemirmeye devam ederken, kurucusu olduğu devlet de, Devri Erdoğan’a kadar sağın hangi partisinin eline geçse sürekli olarak CHP’nin kurduğu, faşizan, siyasi gerici; solcu, devrimci, demokrasi, Kürt, Alevi düşmanı gibi yapısal özelliklerini korumaya devam etti. T. Cumhuriyeti devleti hiçbir zaman devrimci demokrat bir devlet olmadı, hep kurulduğu gibi faşist, gerici karması bir yapıda var olmaya devam etti. Devri Erdoğan’da ise devletin faşist ve gerici özü daha ön plana çıkartılarak, kırıntı düzeyinde var olan “muasır medeniyet” denen olgulardan da arındırılarak, ideolojik olarak devletin kuruluşunda var olan “Türk-İslam” ideolojisine angaje edildi. Korporatif, faşist bir yapıya kavuşturuldu. T. Cumhuriyeti devletinin özüne hiç dokunulmadı, sadece kabuğu değiştirildi. Özü aynen kuruluşunda olduğu gibi dini açıdan Sünni Müslüman, tabi ki Mustafa Kemal'in Sünni Müslümanı, yani din devleti değil, devletin dini bir yapılanma. Sünni dışı bütün inançlara karşı, onları Sünniliğe asimile eden, onlara yaşama hakkı tanımayan bir devlet dini. Ama resmi tanımı “laik devlet”.
 
Bu, bugün de böyle. Resmi olarak: Sosyal, hukuk devleti yazımı da tümü ile “laikliği” gibi sahte. Şimdi de T. Cumhuriyeti devleti kuruluşundaki gibi Kürt, Ermeni, Süryani, Alevi, işçi, köylü, bir bütün olarak halk düşmanı bir devlet durumunda. Erdoğan sadece devletin biçimini değiştirdi. Hükümet, bakanlar kurulu, parlamento dahil devletin bütün kurumlarını kendine bağlayarak, resmen ve fiilen düpedüz bir korporatif devlet yapısı yarattı. Eskiden devlet denen yapı şimdi sadece bir kişi oldu. Ya da bir kişi eski devlet denen şey olarak korporatifleşti. İçerik eskisi gibi kalmaya devam ediyor. M. Kemal “tek adam” olarak T. Cumhuriyeti devletini kurdu, resmi olarak kendine bağlamadı fakat, devletin bütün kurum ve kuruluşları, eşyanın doğası gereği M. Kemal'e bağlı olarak çalıştı. M. Kemal liderlik vasfı, kendine güven olgusu vb. gibi nedenlerle böyle idare etti. Erdoğan’ın liderlik vasfı M. Kemal’in çapında olmadığı için devlet denen yapıyı resmen ve fiilen yasal olarak da kendine bağladı. Aradaki fark sadece bu kadar. Arada, M. Kemal'in lider kişiliği ile Erdoğan’ın lider kişiliği kadar fark var. Buna rağmen CHP açısından artık bu devlet kendisinin kurduğu devlet değil. Devlet değişti. Devlet bu değişim çapı ile birlikte bütün kapıları CHP iktidarına kapattı.
 
O nedenle CHP’nin kurucusu olduğu bu devletin değişime uğraması ile artık eşyanın tabiatı gereği CHP de değişme zamanı momentine gelmiş denebilir. 68, toplumsal dip değişim dalgası Ecevit’i değişime zorladı, yapamadı, olmadı. Mevcut toplumsal dip dalga ile birlikte CHP’nin kurduğu devlet de nicel bakımdan tarihe karıştı. Bu çapraz zeminde oluşan toplumsal değişim ve gelişim dalgaları CHP’yi de kendini değiştirme yönünde zorlayabilir. Kuşkusuz, Merhum Ecevit’in CHP’yi değişime götürmesi bazında ideolojik zemini güçlü bir irade bugün yoktur. Muharrem İnce, Ecevit çapında bir ideolog, o çapta bir liderlik vasfı taşımadığı gibi Ecevit bazında bir niteliğe de sahip değil. Ama CHP’yi değişime zorlayan ortam, Ecevit’in CHP’yi değişime zorladığı ortamdan çok daha güçlü. Örneğin Ecevit’in CHP’yi değişime zorladığı ortamda CHP bugünkü gibi var ya da yok olma noktasına gelmemişti. CHP’nin kurmuş olduğu devlet o zaman bugün olduğu gibi devletin içişleri bakanı tarafından devlet düşmanı, “terörü destekleyen” bir yapı olarak nitelenip yok edilme hedefine konmamıştı. CHP’nin devletle bir çok bağı bağlı olmaya devam ediyordu.
 
 
Ama bugün bu bağlar tümü ile kopmuş olmasa bile, hiçbir etkisi olmayan, tabir uygunsa “hav iplikle bağlı” konuma gelmiş durumda. Demem o ki CHP’ye göre devlet değişti, bilvesile söz konusu devleti kurmuş olan parti CHP de tarihsel ve toplumsal olarak değişime mahkum olmak zorunda. Bu nedenle CHP’yi bekleyen değişim sadece delegenin arzu ve isteğine bağlı bir değişim değil. Delegenin arzu ve isteğini etkileyen, bu arzu ve isteği yönlendiren bir nesnel ortam olgusu mevcut. Gelinen noktada CHP nesnel ortamı değil, nesnel ortam CHP’yi kendi istikametine doğru sürüklüyor. Muharrem İnce'nin liderliği kuramsal zeminli, nesnel ve öznel olarak güçlü bir liderlik değil, ajitasyon ve propaganda içerikli bir liderlik düzlemini ifade ediyor. Buna rağmen hem Erdoğan’ın liderliğini hem de Kılıçdaroğlu’nun liderliğini sarsabildi. Erdoğan’ın karizmasını çizdi, kimyasını bozdu, psikolojik ve moral üstünlüğünü elinden aldı, toplumun bir kesimi nezdinde hırpaladı, pörsüttü. Ama aynı oranda Kılıçdaroğlu’nun liderliğini de olumsuz etkiledi.
 
Kılıçdaroğlu zaten bir liderlik vasfı taşımıyordu. Mevcut makamına da ideolojik, politik, perspektif olarak bir kimseyi ya da kuramsal olguları aşarak gelmedi. Hiçbir liderin benimseyip kabul etmeyeceği bir karambol ortamında gelip yerleşti CHP genel başkanlığına. Kılıçdaroğlu’nun bu kadar basit liderliği iki kongre boyunca derin CHP’nin koruması altında İnce’nin liderliğini engelleyebildi. Ama İnce’nin Cumhurbaşkanlığı adaylığı propagandası süresinde göstermiş olduğu performans, O'nun Cumhurbaşkanı olmasına yetmedi, fakat Kılıçdaroğlu’nun liderlik vasfını çok aştı, geride bıraktı. Muharrem İnce’nin liderlik yeteneği CHP’yi devrimci demokrat bir çizgiye getirmeye, devrimci bir ideoloji ile tanıştırmaya, bütünleştirmeye yetmez. Ama AB ile yeniden ilişkiyi geliştirmeye katkı yapabilir. AB’de de rasizm ile global sermaye arasındaki çelişki nedeni ile devam eden mücadele ABD’de son derece önemli bir boyut kazanmıştır. İnce’nin, CHP’nin lideri olması ve cumhurbaşkanlığı propagandası sırasında AB ile ilgili olarak söylediklerini yerine getirmesi halinde Türkiye ile AB’nin toplumsal ilerleme sürecini bir birine bağlamaya çok önemli katkılar yapabilir.
 
Türkiye toplumsal ilerleme bazında Erdoğan’ın öncülüğünde AB’nin değil Ortadoğu ve Müslüman ülkelerin toplumsal ilerleme süreci ile uyumlu hale getirilmeye çalışılıyor. Kuşkusuz toplumsal ilerleme sürecinde birbirinden farklı dokular birlikte ilerleme uyumu sağlayamazlar. Türkiye toplumunun tarihsel ve toplumsal süreci ile Ortadoğu ve Müslüman ülkelerin doku ve dengeleri arasında mutlak manada kan uyuşmazlığı vardır. CHP’nin AB’ye yanaşması, Türkiye toplumunu da Batı'ya yöneltmesi topluma yeni bir rota belirleyecektir. Söz konusu rota sürecinde CHP ile HDP’nin belli bir yakınlaşma sağlaması, toplumun ilerleme sürecine etkide bulunabilir. Bulunabilir çünkü Türkiye toplumsal ilerleme süreci dış bir dinamizmden yoksun gibi. HDP'nin bunu tek başına sağlaması fazla olanaklı gözükmüyor. Bu ve daha bir çok nedenlerle CHP değişmeden ya da değiştirilmeden Türkiye’nin değişmesi hayli zor gibi görünüyor.
 
Teslim TÖRE
5 Temmuz 2018
 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.