Uluslararası Suriye Konferansı: “CHP’nin AKP’ye öneri sunmak yerine artık aktif rol alma niyeti var”

Uluslararası Suriye Konferansı: “CHP’nin AKP’ye öneri sunmak yerine artık aktif rol alma niyeti var”

30 Eylül 2019 Pazartesi 18:16
Uluslararası Suriye Konferansı: “CHP’nin AKP’ye öneri sunmak yerine artık aktif rol alma niyeti var”

CHP’nin haftasonu düzenlediği Uluslararası Suriye Konferansı’nın davetlilerinden Suriyeli bağımsız gazeteci Sarkis Kassargian, Türkiye’den “Emevi Camii’nde namaz kılacağız” dışında bir ses ve yaklaşım duymanın önemli olduğunu belirtiyor. Konferans gözlemcilerinden Hamide Yiğit de CHP’nin artık naif muhalefeti terk edip meseleye ilişkin bir çözüm adresi gibi konumlanmaya yöneldiğine dikkat çekiyor

CHP’nin 28 Eylül Cumartesi günü İstanbul’da düzenlediği Uluslararası Suriye Konferansı’nda sorunun muhataplarının önemli bir bölümünün katılımıyla çözüme dair görüşler ortaya kondu, tartışıldı.

Türkiye’den, Suriye’den, bölgeden ve uluslararası örgütlerden siyasetçi, diplomat, akademisyen, gazeteci ve kitle örgütü temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen konferansta çatışmaların sonlandırılması ve mülteci sorununun çözümüne dair diyalogu esas alan yaklaşımlar öne çıktı.

Konferansta, AKP’nin ABD ve Rusya ile kurduğu ilişkiler temelinde askeri müdahaleleri öne çıkaran yaklaşımının aksine, çatışmaların sonlandırılması ve Türkiye’nin güvenliğinin de “Suriye yönetimiyle ve Suriye toplumunu oluşturan bütün meşru aktörlerle çok yönlü diplomasiye başvurularak” sağlanması gerektiği vurgulandı.

Suriyeli Kürtlerin temsilcileri konferansa çağrılmazken, Suriye hükümeti bağlantılı konuklar da güvenlik kaygıları nedeniyle gelmemeyi tercih etti.

BAAS Partisi’nin mesajı ise Süryani Katolik Başpiskoposluğu Yardım ve Kalkınma Merkezi Halkla İlişkiler Müdürü Wael el Malasi tarafından okundu.

Suriye’den bir başka konuşmacı ise bağımsız gazeteci Sarkis Kassargian’dı. Kassargian ve toplantıya gözlemci olarak katılan yazarımız Hamide Yiğit, konferansa ilişkin değerlendirmelerini Sendika.Org’la paylaştı.

Kassargian: “Suriye’ye dair ‘Emevi Camii’nde namaz kılacağım’dan başka söz duymak güzel”

Bundan önce Türkiye’de Suriye hakkında düzenlenen konferansların, iktidar kanadının düzenlediği ve Suriye’den tek bir tarafın temsil edildiğini belirten Sarkis Kassargian, “Yani hep ÖSO’cular, ÖSO’yu destekleyen gazeteciler, hatta tekfircileri destekleyen gazeteciler de çok konuştular Türkiye’de. Ama Suriye’den bir başka ses duyulmuyordu” diyor.

CHP’nin düzenlediği konferansın farklı seslerin etkili bir şekilde duyulması anlamında bir ilk olduğunu belirten Kassargian, kendisinin bağımsı bir gazeteci olarak bu diyalog çabasını çok önemsediği belirtiyor:

Yandaş medya belki şimdi bize “Esad’cı” der ya da başka bir şey der ama ben bir gazeteci olarak Suriye’de geniş bir kesimin görüşlerini aktarmak istedim. Kendi görüşlerimi de aktarmak istedim. Tabii ki hükümet görüşleri değil. Benim resmi bir temsiliyetim yok. Baas partisinden de değilim. Baasçı değilim. Ama kendi görüşlerimi ve bildiğim gazetecilerin ve akademisyenlerin görüşlerini aktardım.

Benim için herhangi bir farklı ses, “Bayram namazını Emevi Camiisi’nde kılacağım”dan başka bir ses çok hoş geliyor. Onun için bu mantıki sesleri duymaya, diyaloğa girmeye çalışıyorum. İki devlet arasında duymak istediğimi sesler. Onun için bence konferans iyi bir şanstı, geniş bir konferanstı. Her yerden her kesimden her kanattan insanlar vardı. Belki de Kürtler orada temsil edilmedi ama konferansta Kürtlerle, Kürt gazetecilerle de görüştük.

CHP’nin sonuç metni benim için, bir Suriye’da yaşayan biri, bir Suriyeli gazeteci olarak çok hoşuma giden bir görüştü.

“2011’den önce bu tehditle yoktu da şimdi niye var?”

Özellikle, ister terör olsun ister siyasi görüş ayrılığı, herhangi bir sorunla ilgili çözümün diyalogla, Şam’la Ankara arasında normal diyalogla çözülmesi yönünde bir görüş aktardılar CHP’liler şey. Türkiye her zaman Kürt tehdidinden söz ediyor. Esad tehdidinden, zulmünden bahsediyor. 2011’den önce niye Kürt tehdidi yoktu da niye 2011’den sonra Kürt tehdidi var? Orada IŞİD olduğunda niye tehdit değildi de, Kürtler olduktan sonra tehdit. Bu sorular olağan sorular. Niye Esad 2011’den önce Esad’dı da 2011’den sonra Esed oldu. Tüm sorunların çözümü diyalog. Diyalogdan başka çözüm yok. Diyaloğa çağıran bir ses çok mantıki, normal, güzel. İnsanlık açısından, komşuluk açısından… Türkiye ile Suriye arasında kültürel yakınlık, akrabalık ilişkileri, ben İstanbul’da kendimi Halep’te imiş gibi evimde hissediyorum. Suriye’de iktidarda Müslüman Kardeşleri görmek için bütün bunları çöpe atmak bir siyaset değil.

Yiğit: “Savaşın nasıl sürdürüleceği değil barışın nasıl tesis edileceği konuşuldu”

Konferansa gözlemci olarak katılan yazarımız Hamide Yiğit ise CHP’nin bugüne kadar olmadığı ölçüde net ve ciddi bir politika belirleme çabasında olduğunu gözlemlediğini belirtiyor:

Muhalefet tarafından ilk defa bu nitelikte bir konferans yapıldı. Bu açıdan çok önemli. Bütün tarafların temsiliyet düzeyinde orada olmadığını gördük ama Suriye savaşında taraf olan neredeyse bütün görüşler orada ifade edildi. Cihatçılara hala “özgürlükçü” diyenler de vardı, “cihatçı” diyenler de vardı. Suriye’nin Rusya’yla ilişkilerini ve Astana sürecini olumlayanlar olduğu gibi ABD’nin Kürtlerle ilişkileri üzerinden oradaki varlığını destekleyen, ABD’nin oradaki varlığını sürdürmesini destekleyenler de vardı. Farklı taraflar ellerindeki ajandalarıyla geldiler, sözlerini söylediler.

Güzel olan tarafı şu ki “Savaşı nasıl sürdürürüz?” değil de “Barışı nasıl tesis edebiliriz?” meselesi konuşuldu. Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini nasıl düzelteceğine dair öneriler yoğun olarak konuşuldu. Sonuç bildirgesine en belirgin ve net bir şekilde yansıyan kısmı da budur. Suriye savaşında AKP yanlış politikaları nedeniyle umduğunu bulamadı. Bu iş sona yaklaşıyor. Türkiye bir bölge ülkesi olarak rol alacaksa siyasi çözüm için bölgede üzerine düşeni yapması gerekiyor. “Barışa açılan kapı Suriye’de” mesajı verildi.

Edindiğim izlenim şu: CHP bu konferansı düzenlemekle naif muhalefet yapan, bir yerde durup “AKP’ye biz önerdik ama yapmıyor” diye eleştiren bir konumu terk etmenin sinyalini veriyor. Suriye savaşına ilişkin olarak bugüne kadar net bir şekilde ortaya konmayan bir CHP politikası, bir tutum belirleme arayışı olduğunu da gözlemledim. AKP’ye öneri sunmak yerine aktif rol alma niyeti var.

Konferans sonuçları

CHP’nin Konferans’ın ardından açıkladığı sonuçlarda Kürt sorununa doğrudan atıf yapılmazken, AKP’nin ABD ve Rusya arasında salınan pazarlıkçı politikaları eleştiriliyor ve bölge devletleri ve uluslararası kurumlarla işbirliğini ve diyaloğu esas alan bir politika izlenmesi öneriliyor:

  • Bölgedeki ve bölge dışındaki devletlerin uluslararası meşruiyet zeminine dayanmayan müdahaleleri, Suriye’deki yangını büyüterek önce ülke sonra bölge sathına yaymış ve komşumuzdaki krizi bölgesel ve küresel ölçekteki farklı sorunların da tetikleyicisi haline getirmiştir. Hal böyleyken, AKP’nin batağa saplanan Suriye siyasetinde kapsamlı bir değişimin nasıl yapılacağına ilişkin sorular hala cevap beklemektedir.

  • Bölgemizdeki ve bölge dışındaki siyasi aktörlerin büyük çoğunluğunun Suriye’ deki krize barışçıl yollarla son verme gayreti içinde olduklarını memnuniyetle not ediyoruz. Türkiye’nin Suriye siyasetinde barışı önceleyerek atacağı adımların ülkemizin çıkarları, bölgemizin refahı ve küresel güvenlik bakımından tayin edici olacağı belirtilmiştir.

  • Suriye’de Birleşmiş Milletler kararlarıyla terör örgütü olarak ilan edilen örgütlere karşı küresel ölçekte bir işbirliği gerektiğine işaret edilmiş, ayrıca, Türkiye’nin, Suriye’den yönelebilecek somut tehditlere karşı güvenliğini Suriye yönetimiyle ve Suriye toplumunu oluşturan bütün meşru aktörlerle çok yönlü diplomasiye başvurarak bertaraf edebileceği kaydedilmiştir.

  • Türkiye, Suriye krizi bağlamında sadece Suriye yönetimiyle sorun yaşamamaktadır. Akışkan ve kırılgan saha koşulları ülkemizi krize müdahil diğer aktörlerle de her an çatışabilir bir konumda tutmaktadır. Çok boyutlu bu gerilimden en az hasarla çıkmanın yolu Türkiye-Suriye ilişkilerini bir an önce yeniden rayına oturtmaktan geçmektedir.

  • Türkiye’nin Suriye sahasındaki askeri varlığının kontrollü biçimde azaltılması yerine sürekli artırılmaya çalışılması ülkemizi çoklu güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bırakmaktadır. Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığını genişleterek masadaki gücünü artıracağı düşüncesinin tehlikeli bir hayal olduğu ifade edilerek, Türkiye’nin desteklediği örgütlerin yerlerinden ettiği sivillerin öfkesinin ülkemize yönelmesinden endişe duyulduğu kaydedilmiştir.

  • Suriye’nin farklı dil, din, mezhep ve etnik aidiyetlerin bileşimiyle oluşan çoğulcu ve seküler toplumsal dokusunun korunmasına özen gösterilmesi, bu bağlamda, Suriye’nin geleceğine Suriye toplumunun bileşenlerinin kendi aralarındaki müzakerelerle karar vermeleri gerektiği vurgulanmıştır. Bu düşünceden hareketle, Ocak 2018’de Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde alınan kararlar çerçevesinde Anayasa Komitesi’nin bir an önce oluşturulması ve Türkiye’nin BM sürecini kolaylaştıran ve hızlandıran bir bölgesel aktör olmasının kritik önemine işaret edilmiştir. 16 Eylül 2019 tarihinde Ankara’da yapılan Üçlü Zirve’de bu bakımdan kaydedilen ilerleme not edilmiş, oluşturulacak Anayasa Komitesi’nin dış müdahalelerden uzak biçimde, Suriye halkının ortak çıkarları zemininde bir mutabakat sağlamaya odaklanmasının önemi vurgulanmıştır.

  • İdlib vilayetindeki çatışmaların gidişatının, Suriye’deki savaşın son perdesinin Türkiye’nin üzerine kapandığına ilişkin endişeleri artırdığına dikkat çekilerek, ülkemizin, bir yanda İdlib kaynaklı büyük bir sığınmacı akınıyla karşı karşıya olduğu, diğer yanda İdlib’deki on binlerce Suriyeli ve yabancı, çoğunluğu cihatçı teröristin Türkiye’ye sızmaları tehlikesinin bulunduğu kaydedilmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin, sınır güvenliğimizi korumaya odaklı adımlar atması ve olası sığınmacı akınlarını bölgesel ve Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’in de dahil olacağı uluslararası düzeyde yük paylaşımı yoluyla çözme arayışlarını yoğunlaştırması gereğinin altı çizilmiştir.

  • Suriye’de savaş nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan milyonlarca insanın bu mağduriyetlerini gidermek için, Suriye halkına gönderilen insani yardımlara erişimin önündeki bütün engellerin kaldırılması, Suriye yeniden güvenli ülke haline geldikten sonra sığınmacıların gönüllü geri dönüşlerinin teşvik edilmesi, ülkemizde kalabilecek olan Suriyelilerin ise toplumumuza uyum sağlamaları için plan ve stratejilerin oluşturulması öncelikli hedefler olarak belirlenmiştir.

  • Kayıp kuşakların oluşumunu engellemek ve çalışma yaşamında kayıt dışı istihdam başta olmak üzere istismarın önüne geçmek için yerel ve merkezi idarelerin işbirliğinin altı çizilmiştir. Uyum politikalarının etkin olarak uygulanabilmesi için yerel idarelere önemli görevler düştüğü belirtilmiş, ülkemizdeki Suriyelilerin toplumumuza uyumları için Ankara ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyonun önemi vurgulanmıştır.

  • Aynı zamanda, sığınmacı üreten savaş politikalarına son verilmesi gerektiği ve bu kapsamda, farklı isimler altında Suriye’de faaliyet gösteren cihatçı örgütlere ve silahlı muhaliflere verilen desteğin derhal sona erdirilmesi özellikle vurgulanmıştır.

  • Suriye’deki savaşa müdahil olan bölge ülkelerinin, bölgenin huzur, barış ve istikrarı için Suriye’deki savaşı bitirmeye odaklanmaları gerektiğinin altı çizilmiş, Suriye’nin yaralarını sarması için bölge ülkelerinin desteğinin önemli olduğu vurgulanmıştır.

  • Suriye’de Fırat’ın doğusunda başka bir devletle farklı politika, batısında yine başka bir devletle yine farklı bir politika uygulamanın Türkiye’yi çoklu tehditlerle karşı karşıya bırakarak köşeye sıkıştırdığı; yapılması gerekenin, toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlık, egemenlik ve iyi komşuluk ilişkileri ilkeleri üzerinde yükselen bütünlüklü ve uyumlu tek bir Suriye politikası izlemek olduğu belirtilmiştir.

  • Türkiye’nin, Suriye’nin yeniden inşasına en büyük katkıyı öncelikle barıştan yana, güvenilir bir komşu olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyarak verebileceği görüşünün altı çizilmiştir.

  • CHP Suriye’de barışın tesisi ile birlikte Ortadoğu Bölgesi’nde kalıcı bir barışın da kurulabileceği inancını taşımakta ve savunmaktadır. Bu bağlamda, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) düşüncesinin hayata geçirilmesi için kararlı ve ısrarlı şekilde çalışılması gerektiğine inanmaktadır. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ın öncelikle başlatmaları gerektiği düşünülen bu süreç, koşullar elverdiğince tüm Ortadoğu Bölgesi’ni bir barış, istikrar ve işbirliği atmosferine kavuşturacaktır. Bölge ülkelerinin katılımına ve bölge dışı aktörlerin ve uluslararası kuruluşların desteğine de açık olan bu girişimin önemi de konferans sırasında güçlü bir şekilde dile getirilmiştir.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.