Semt pazarlarında bu soruyu soranların sayısı artıyor: Çıkma var mı?

İkitelli’de bir semt pazarı. Tezgahların üstünde özenle dizilmiş sebze meyveler, altında ise parasız verilen çürümüş, ezilmişler, pazardaki deyimiyle çıkmalar...

21 Haziran 2021 Pazartesi 10:14
Semt pazarlarında bu soruyu soranların sayısı artıyor: Çıkma var mı?

Eren ERGİNE
Murat UYSAL
İstanbul

Bir canlı gibi yürüyor aramızda yoksulluk. Günler haftalar bir başka yoksulluğa gebe ve geçim hesabı, kılın kırk yarıldığı ay sonları. İkitelli’de, pazar yerinde, bir canlı gibi yürüyor yoksulluk. Toplanan kasaların birbirinin üzerine inerken çıkardığı ses, tezgah altındaki çürümeye yakın domateslerin kokusu, ilk karanlık çöktüğünde kızıllık yoksulluğun; sesi, kokusu, rengi oluyor. Pazar yerindekilerin kanıksadığı saraydakilerin ise görmezden geldiği yürüyen yoksulluk...

‘GELEN 250 GRAM ALIYOR’

Bir ucu yeni yapılan konutlara bir ucu ise yoksul mahallelerine yakın olan U şeklindeki pazar yağmur sonrası sessiz. Saatler ilerledikçe pazar hareketleniyor, yağmur sonrası sessizlik dağılıyor. Pazarın dar yolunda ilerlerken gözümüze ilk çarpan tezgah arkasında kimi zaman kasalara kimi zaman poşetlere doldurulmuş çürük, ezik sebzeler oluyor. Hemen hemen her tezgah arkasında gördüğümüz ayrılmış sebzeleri Pazarcı Seyfi Metin’e soruyoruz. Ayrılan sebzelere “çıkma” dendiğini söylüyor. 3 kardeş işlettikleri pazar tezgahında malların olduğu gibi durduğundan şikayet ediyor Metin. “Şu an bir kalabalık var ama bu boş bir kalabalık. Millette para yok alamıyor. Zararına mal satıyoruz. Gelen yarım kilo 250 gram alıyor. Çok nadir 2 kilo alan var” diyor. Önümüzdeki kasada duran kayısı çıkmalarını göstererek, “Garibanlar geliyor, bunları onlara veriyoruz para almıyoruz. Saat 7-8 gibi pazar bitimine doğru geliyorlar. 9-10 kişiyi karşılıyorum burada. Pazarcıların neredeyse hepsi böyle ayırıp garibanlara veriyor. Yoksulluk olmasa bu halde olur muyuz?” diye de soruyor.

Metin’in anlattıklarından sonra yanaştığımız tezgahlara “Çıkma var mı?” diye soruyoruz. Bazıları göz ucuyla süzdükten sonra “Tezgahtan vereyim size” diyor. Çok azı çıkma ayırmadığını söylüyor.

U şeklindeki pazarın iki kolunun birleşme noktasında bekliyoruz. Dolu pazar sepeti görebilmek güç. Ellerdeki poşetlerin yarısı dahi dolmamış. İnsanların eskisi gibi alışveriş yapamadığından olsa gerek pazarlarda el arabası gezdiren çocuklar ortadan kaybolmuş.

Poşetleri yarım dolanlardan biri de İşçi Mehmet Kiriş, “Ekonomi bitmiş” diyerek giriyor söze, “Pazar çok pahalı olmuş, zaten zor çalışıyoruz. Alabildiğimiz 4 poşet malzeme. Yine ben çalışıyorum hiç çalışmayanlar var millet bitmiş, yoksulluk olmaz mı? Devlet diyorlar da devletin bize baktığı yok. Adı Ak Parti ama milletin anasını ağlattılar” diye sitem ediyor.

‘İNSANLARIN CEBİNDE PARA YOK’

Meyve tezgahı olan Pazarcı Nedim ise “Pahalılık bir yana insanların cebinde para yok” diyor. Nedim de tezgah arkasında çıkma ayıranlardan: “Millet pazara geliyor, 10 lirayla 20 lirayla alışveriş yapmaya çalışıyor. Çok zor, ben kadınları görüyorum, 50 lira var cebinde, 50 lirayla ne alacaksın, peynir mi, zeytin mi? İşi olan da kredi kartıyla geçinmeye çalışıyor. Dışarıdan göründüğü gibi değil, bizim korkacak kaybedecek bir şeyimiz yok. Bir tezgahımız bir evimiz var. Devletle iş yapmış olsan konuşamazsın. Günde en az 10 kişi gelip, utanarak ‘Çıkma var mı?’ diye soruyor. Hani arkaya ayırdığınız biraz lekeli ikinci kalite mallar olur ya onu soruyor insanlar. Akşam geç saatte gelin görün. Ülkemizde herkes eşit değil, insanlar sınıf sınıf. Avrupa bizi kıskanıyor diyorlar, doğru, benim ülkemde güzel şeyler yetişiyor ama benim ülkemde yetişeni benim vatandaşım yiyemiyor.”

Nedim, “Asgari ücret 6 bin lira olmadan insanlar geçinemez” derken biri giriyor söze, “Ne yoksulluğu, insanlar 200 lirayla geliyor pazara.” Nedim’in cevabı, “200 lirayla geliyor 2 parça bir şey alsa 200 lira zaten. Bir kilo peynir 60 lira nasıl alacak?” 5 çocuk babası Nedim uzun zamandır tatile çıkamadığını söylerken söze giren aynı kişi, “Daha geçen 3 gün tatile gitmedin mi?” diye soruyor. Nedim, “Geçen sene 3 günlük bir yere gittim, bir arkadaşım parasını verdi sağ olsun” diye cevap veriyor.

‘PARAM OLSA MUZ DA ALIRDIM ŞEFTALİ DE’

Sürekli söze giren pazarcıya dönüyoruz bu defa. Normalde tekstil atölyesi işleten Fikret pazarda da tezgah açıyor. Söze, “Tayyip veriyor Allah razı olsun. Tayyip’e laf yok” diye giriyor. Erdoğan gibi bir cumhurbaşkanının gelmeyeceğini söyleyen Fikret, “Bizim milletimiz nankördür. İnsanlar geçinebiliyor, her biri 200-250 lirayla pazara geliyor. 50-100 lirayla pazara gelen kalmadı” diyor. Öyle ki tezgahların arkasındaki çıkmaları da inkar ediyor. Fikret, “Pazarda bir parça şey kalmıyor hepsi tükeniyor. 1 saat sonra gel buraya bak bir tane kalmıyor. Milletin durumu iyidir, yatsınlar kalksınlar Tayyip’e dua etsinler” diye konuşuyor. Fikret’in dediği 1 saat sonrayı beklemeye koyuluyoruz. O sırada karşılaştığımız pandemi yasakları nedeniyle aylardır işsiz olan Cihan, “Bir eriğin kilosu 10 liradan aşağı değil. Bir işçi akşama kadar 70-80 liraya çalışıyor, bir kilo erik, bir kilo patates bir kilo domates alabiliyor. 1.5 senedir çalışmıyorum, ordan burdan geçiniyoruz, kredi kartlarına yükleniyoruz, hep borçlanıyoruz. 1200 lira kira var. Elektrik, su, doğal gaz 2 bin 500 bin lira, insan 3 bin liraya geçinebilir mi?” diye anlatıyor elindeki 2 kilo domates 2 kilo salatalığı göstererek. “Mecliste 600 milletvekili var sesimiz duyulmuyor” diye sitem eden Cihan şöyle devam ediyor: “Yaşım 42, hâlâ oradan oraya sürünüyorum. Cebimde param olsa her şey alırdım. Muz da alırdım şeftali de erik de kiraz da... Alamıyorum. Zengin tam zengin fakir daha fakir olmuş. Gittikçe makas açılıyor, biz hiçbir şey yiyemeyecek miyiz, elbise alamayacak mıyım çocuklarıma, sosyal hayatımız olmayacak mı?”

‘AÇIZ, VALLAHİ AÇIZ?’

Sesini duyurmak isteyen ancak yüzünü göstermekten çekinen kadınlarla karşılaşıyoruz. Biri gösterdiği 10 lirayla gelmiş pazara, “10 liraya 1 kilo domates 1 kilo salatalık ya alabilirim ya alamam. Kiracıyım, 1000 lira kira veriyorum, 1000 lirayla geçiniyorum. 3 tane çocuğum var. Açız, vallahi açız, kimseye sesimizi duyuramıyoruz” diyor. Bir başka kadın ise “Eskiden 50 liraya doldurduğumuz torbayı şimdi 200 liraya dolduramıyoruz. Asgari ücret ortada, kira varsa, bir de çocuk varsa neyle geçineceğiz? 3 çocuğum var, ben biraz daha iyiyim ama çevreye bakınca çok kötü durumda olanlar var. Yardım etmek istiyorsun ama sen de yapamıyorsun çünkü sende de yok. Bir kadın geçen gün çöpün kenarında artık kemikleri topluyordu içim yandı. Açlık yoksa insanlar niye çöpe girsin, neden çöpten yesin? Biz çocuklarımıza güzel yerden yedirip giydirmeyi bilmiyor muyuz? Gidin tekstil atölyelerine, hep 8-10 yaşlarında çocuklar çalışıyor. Canları çıkıyor akşam 8’den sabah 8’e kadar. Hiçbir kadının sigortası yok. Erkek gündüz işe gidiyor kadın gece işe gidiyor ki çocuklarına bakabilsinler” diyor. Kendisi de tekstilde parça temizliği yapıyor. 100 tanesini 10-12 kuruşa.

PAZAR YERİ ALIM GÜCÜNE GÖRE İKİYE BÖLÜNMÜŞ

Hava kararmaya yakın, ilk kızıllık çöktü çökecek. U şeklindeki pazarın bir yanında tezgahlar toplanırken diğer tarafında hareketlilik yeni başlıyor. Pazarcı Burhan pazarın iki yakasının farkını, “Pazarın belirli bölgeleri var, yukarısı Atakent etaplarından insanların geldiği yerdir. Ben buraya 30 kasa getiriyorsam oradaki esnaf 10 kasa getiriyor. Oraya gelen insan pandemiden dolayı fazla kalabalığa girmemek için erkenden gelip alışverişini yapıyor. Oraya gelen insanlar buranın müşterisine göre biraz elit kalıyor” diye anlatıyor. Bulundukları yaka için ise “Halkın olduğu taraf” tarifini kullanıyor. Pazarcı Burhan bunları anlatırken tezgah altındakileri toplayan biri yanımızdan geçiyor. Burhan, “Yoksulluk yok baba, buyur yoksulluk yok diye” sitem ediyor. “Ülkemizde yoksulluk yok diyemeyiz” diyen Burhan şunları söylüyor: “Ne kadar lüks içinde yaşayanlar varsa garibanlar da var. Bugün 1 liranın 50 kuruşun hesabını yapan insanlar var. Kadın 50 kuruş ondan kısacak, 1 lira ondan kısacak 2 ekmek parasını çıkaracak.” Görüşmemizi bitirdikten sonra pazarcılardan biri bağırıyor: “Bu yoksulluğun sorumlusu kimdir?” Pazarcılar hep bir ağızdan cevap veriyorlar: “Odur, o...”

KARANLIK ÇÖKÜNCE ONLAR GELİYOR

Saat 21.00’e geliyor. Satılamayan sebzeler kamyonlara yüklendi. Çürük sebzeler tezgah altında bırakıldı. Pazar esnafı kamyonlarla pazarı terk ederken birer ikişer pazara giriş yapıyor tezgah altında kalanları toplamaya gelenler. Tek gelen de var, çocuklarını önüne katan da. Ellerinde ya bir kasa ya bir çuval, sağlam ne kaldıysa o haftanın geçimi tezgah altında. Elinde plastik sebze kasasıyla tezgah altındakileri toplayan bir kadınla karşılaşıyoruz, “1500 lira emekli maaşı var eşimin, zaten o maaş kadar elektrik, su, doğal gaz faturası geliyor” diyor. Tezgah altındakileri toplamak için akşam olmasını beklediğini söyleyen kadın, “Sağlam da veriyor pazarcılar Allah razı olsun. Benim gibi çok gelen var böyle toplamaya. Burada kalan plastikleri de topluyorum, oradan da 3-5 kuruş gelirse geçim oluyor” diyor.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.