Kürt halkının dostuyla düşmanı kim? – Devin Asya Açıkelli

Kürt halkının dostuyla düşmanı kim ve neden bu kadar birbirleriyle karıştırılıyorlar?

24 Aralık 2017 Pazar 12:55
Kürt halkının dostuyla düşmanı kim? – Devin Asya Açıkelli

Kürt Halkının Dostuyla Düşmanı Kim Ve Neden Bu Kadar Birbirleriyle Karıştırılıyorlar?

Hem bölgeyi hem de Güney Kürdistan’ı ‘demokratikleştireceği’ umulan bağımsızlık referandumu yapıldı, sonuçlandı ve arkasından yaşanacak olanlara sahneyi bıraktı.

Çarpık, akılsız ve zayıf Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin çelişkileri sonucunda süreç herhangi bir kazanımla değil, kontrol edilen alan bakımından 2011 öncesine dönülmek zorunda kalınan stratejik bir hezimetle sonuçlandı.

Belirtmek gerekir ki Güney/Başur halkı için hiçbir kazanımla sonuçlanamayacağı baştan açık olan, zira halkın somut koşullarını, haklarını ve yaşam şartlarını ilgilendiren bir mesele olarak ortaya atılmamış olan referandum süreci, pek mümkün görünmese bile, ifade ettikleri bakımından yalnızca Güney Kürdistan’ın ezenlerinin çıkarına olabilirdi ve o da olmadı. Yani referandumun Kürt ulusunun tümünün çıkarlarını temsil etmediği ve aksine bahsi geçen kesimlerin birinin çıkarlarını diğerinin kaybı olacağı zaten bilinen bir veriydi.

Irak hükümeti, başta muazzam bir ekonomik varlık olan ve tartışmalı bölgeler konusunun ilk başlıklarından olan Kerkük ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) kontrolündeki kimi tartışmalı bölgeleri geri alıp, ardından da ticari anlamda KBY’nin varlığını bypass eden ve onu büyük bir gelir kapısından mahrum bırakacak şekilde Fişhabur’da doğrudan Türkiye-Irak arası çalışacak bir gümrük kapısını aralayarak süreçten, Mesud Barzani’nin referandum kararını almasında etkili olan tüm kozları kendi destesine katarak çıktı. Yaşananlar, tarih sayfalarında ‘alınması gereken dersler’ konulu kısma girecek türden bir seyir izledi.

Sonrasında olanları kısaca özetlemek gerekirse, uzatılmış görev süresi de dolmuş olan M. Barzani göstermelik olarak istifa etti ancak onun aşiret örgütlenmesi olarak dizayn edilmiş devlet aygıtı mecburi olarak yine onun yönetiminde çalışmayı sürdürdü. İstifanın ardından Kürdistan halkı, yaşananlardan sorumlu birine bedel ödetme fırsatını da kaçırdığı gibi halkın maaşlarının ödenmediği ve kamu hizmetlerinin verilemediği toplumsal durum, istifanın oluşturduğu belirsizlik ve iktidarsızlıkla açıklanabilir hale geldi. Durum, Güney’deki trajik vaziyeti müthiş özetliyor: Halk tepeden yürütülen siyaset kurumu karşısında öyle çaresiz ki, sözüm ona bir istifa bile var olan imkanların ve şartların halk aleyhine daha da kötüleşmesine ve ezenlerin kendilerini rahatlatmasına vesile olabiliyor.

Öte yandan uşağı olduğu ABD’nin bölgede hangi enstrümanlar ile oynayıp nasıl kaybettiğinden hiç ders almayan Barzani, bir diğer tartışmalı bölge olan ve yitirilen Tuzhurmatu’da Iraklı güçlere karşı bomba yüklü araç saldırıları, rastgele havanlar ve kundaklamalarla yıpratma savaşı verecek asimetrik örgütler ileri sürmeye yöneldi. Bu aklı gösteren de bir tek kendisi değil. Tuzhurmatu, Sünni ‘Beyaz Bayrak’çılarla birlikte Irak güçleri ve Haşdi Şabi’ye açılmış kurnazca bir cephe olduğu gibi, artık PKK’yle rekabetin bir diğer adresi.

Sonuç olarak Güney Kürdistan halkının öfkesi ve isyanı, döndü dolaştı ve Irak merkezi hükümetinin stratejisini besler oldu. KBY Güvenlik Konseyi 18 Aralık’ta Irak ordusunun büyük çaplı bir operasyon başlatmaya hazırlandığını belirtirken, başta KDP olmak üzere KYB ve Gorran parti binalarının ateşe verildiği ve hatta eylemcilerle peşmerge arasında silahlı çatışmaların yaşandığı ve 16 protestocunun Ranya’da öldürüldüğü yaygın ve başa çıkılamayan huzursuzluk, Irak hükümetinin bölgeye müdahale etmesinin gerekçesi haline geldi. Irak merkezi hükümeti, çeşitli şekillerde yaşananlara kayıtsız kalamayacağını ifade etti ve şu anda Irak ordusu tarafından bölgeye yapılacak olası bir operasyon sonucunda Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yeni bir form verilmesinin önüne geçebilecek hiçbir şey yok.

Olayların üzerine söylenebilir ki, Kürdistan halkı, referandum sürecinde iddia edildiğinin aksine, şu anda yapmakta olduklarıyla kendi kaderini tayin etmeye daha yakındır. Çünkü şu anda pek çok kentte yaşanan olaylar, kendisini tahakküm altında tutan başlıca güce (KBY) ve hiçbir konuda halkın iradesini tanımayan bir iktidar-toplum ilişkisine karşı halkın, kendi iradesini ortaya koyuşu olarak nitelendirilmeye müsait.

Dostlar ve düşmanlar nasıl ayrışır?

25 Eylül referandumu, altında pek çok unsur yatıyor olsa bile, bir ulusun kendi kaderini tayin edişiyle ilgisi olmadığı gibi Kürdistan’ın bağımsızlığının oylandığı bir referandumu da temsil etmiyordu. Somut şartlar üzerinde hiçbir belirleyiciliği olmayan, tamamıyla işbirlikçi bir iktidarın insafına kalmış, iradesi yetkinin hiçbir kademesine yansımayan bir halkın somut şartlar üzerinde de bir belirleyiciliği olamaz. Ayrıca bilinir ki siyasal bağımsızlık, öncelikle iktisadi bağımsızlığı şart .

Halkların dostları, bu değişmez yasayı unutmayan ve onları felakete sürüklemeyenlerdir. Halkın düşmanları ise sınıfların varlığını ve mücadelesini reddeden veya atlayan, böylelikle son tahlilde ezen sınıfların egemenliğinin devamına hizmet edenlerdir.

Güney Kürdistan’da bir referandumun yapılması kararı ile başlayan tartışma süreci boyunca bu hamleyi destekleyen, olumlayan ve referandumdan bir ulusun kendi kaderini tayin edişini çıkararak referandumu savunan aklın yapmış olduğu tek şey, programı yalnızca işbirlikçi Kürt burjuvazisini temsil eden ve böylelikle yeni sömürgecilik ilişkileri kapsamında Başur’daki Kürt halkının baş düşmanı olan bir ulusal önderliğin kendi inisiyatifiyle alamayacağı/almadığı kararını ‘sol’ argümanlarla desteklemekten başka bir şey değildi.

Bölgedeki bir takım öteki gelişmelere ve dengelere bağlı olarak karar süreci tetiklenen referandum, Kürt halkının asıl düşmanı olan işbirlikçi iktidarın ve dolayısıyla Kürt halkı üzerindeki emperyalist hegemonyanın sağlamlaştırmasına dönük bir hamle olarak Kürt halkının genel çıkarlarının ilk olarak eritildiği yer iken; kaynağı saptırılmış bir bağımlılığa karşı bağımsızlığın ve nedensellikten kopuk bir köleliğe karşı özgürlüğün formülü olarak pazarlandı.

Böyle bir tabloda görevi, bu aldatmacayı geçersiz kılmak ve emperyalist planların paramparça edilmesine yoğunlaşmak olması gereken devrimci güçlerin bir kısmı, doğrudan bu formüle yedeklendi.

İdeolojik bunalımın kendisini gösterdiği yerde sömürünün hükmü geçiyor. Bugün Kürdistan’da yaşananlara dair bir yazının daha yazılması, sadece eski olayların üzerine yenilerinin patlak vermesinden kaynaklanmıyor. Devrimciliğin tarihsel misyonunu yerine getirebilmesinin önünde ciddi engeller var ve bu engellerin kendilerini turnusol netliğinde gösterdikleri konuların içerisinde Kürdistan’ın geleceği konusu üst sıralarda yer alıyor.

Tarihsel misyonunu yerine getiremeyen bir devrimci hareket, yığınlarla kavuşamıyor ve kuvvetlenemiyor. Sonuç olarak devrimci güçlerin dağınıklığına neden olan durum, karşı devrime hizmet ediyor. Bu nedenle keskin ayrımlar yapmak yaşamsal önemde:

Emperyalistlerin onlara verdiği işbirlikçi rolü uygulamaktan başka hiçbir iş yapmayıp kendileri lüks içerisinde ve her şeye sahip iken kalkınmacı bir siyaset izlemeyen, kaynakları bağımsız bir ülke kurabilmek üzere değil de tam aksine, kendi kaderlerini de garantileyecek üzere bağımlılık ilişkilerini kuvvetlendirecek şekilde geliştiren ve sağlıklı bir ekonomi kurmayanlar kimler?

Maaşını ödemediği halk isyan edince, halkın üzerine yine maaşını ödemediği peşmergeyi salan ve Kürt halkının onlarca evladını katlettiren kimdir?

Böylelikle Kürt halkının umudunu ve birliğini istismar eden, süresi dolan iktidarını terk etmeyip dayatmacılık ve faşizmle bir toplumu yönetirken yalnızca emperyalizme ve yerli işbirlikçi hükümetinin çıkarlarına ilişkin bir atılım olan referandum söz konusu olunca bir anda ulusal birlikten söz edenler kimler?

Halk düşmanı dar çevrelerin çıkarları adına halklar arası gerilimleri körükleyen, bundan fayda damıtan ve bölgenin demokratikleşmesinin altına dinamit döşeyenler kimlerdir?

Sınıf ilişki ve çelişkileri kesin, ülke ve bölge gerçekleri ortada ve mevzu bahis örnekler Marksist literatür karşısında bütünüyle geçersizken, söz konusu sürece UKKTH yakıştırmaları yaparak halkın çaresizliğinin iktidarına ‘sol’dan meşruiyet katmaya çalışanlar kimlerdir?

Halkın dostları, bu basit soruların cevabı olan kesimler olamazlar.

Bugün Süleymaniye’de, Halepçe’de ve Erbil’de yaşanıp yaşanacak olanlar, bir kez daha halkın dostlarının kimler, düşmanlarının kimler olduğunu bizzat tarihin kendi anlatımıyla gösteriyor.

Sınıfların mücadelesinden ibaret olan tarih, savaşan sınıflardan birini daima muzaffer ilan ettiği gibi kendi akışı içerisinde birilerinin haklılığını da mutlaka ortaya çıkarır. Mesele, tarihsel haklılığın, üzerine söz söylenen olayların ardından gelen acı derslerin ve yıkımların arkasından değil, devrimci aklın ve iradenin etkisiyle tam olarak vaktinde ortaya çıkarılmasıdır. Yitik bir tarihin can çekişen parçaları olmakla, tarihin öznesi olmak arasındaki farkı belirleyen budur.

Ezenlerin elindeki en büyük silah, ezilenlerin zihnidir”*

Bilinçlendirilecek kitlelerle devrimci örgütler arası ilişkilerin kurulması, yürünecek yolun açılması ve devrimci iradenin tarihsel rolünü oynaması, devrimci aklın ve iradenin varlığına bağlıdır.

Kavganın seyri değiştirilecekse, toplumun maddi üretim araçları gibi düşünsel üretim araçları da, yani toplumun siyasal aklı da özgürleştirilmelidir. Ezilenler, ezenlerin imal ettiği aklı taşımaktan çıkarılmalı ve buna neden olan durumlarla mücadele edilmelidir. Gerekli ayrımlar mutlaka sağlanmalı ve mahkum edilmesi gerekenler mahkum edilmelidir. Bu, tüm ezilenlerin tek çaresidir.

Türkiye devrimci hareketinin geleceği ile fazlasıyla iç içe girmiş bir konu olan Kürt ulusal hareketinin geleceği konusu da bu kapsamdadır.

Eleştiri silahı, hiç kuşkusuz silahlarla eleştirinin yerini alamaz; maddi bir gücün, gene maddi bir güçle alaşağı edilmesi gerekir; ancak teori de, yığınları kavradığı vakit maddi bir güç haline gelir. Teori, insana ilişkin olduğunu ortaya koyduğu zaman yığınları kavrayabilir ve insana ilişkin olduğunu da radikalliğiyle sergiler.” **

*Steve Biko

**Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.